Temmuz ayına başlarken beklentiler aslında oldukça olumluydu.
ABD-İran geriliminin yumuşaması, petrol fiyatlarının gerilemesi,
bunun hem küresel hem de yurt içinde enflasyon baskısını azaltması
ve merkez bankalarının üzerindeki faiz baskısını hafifletmesi
bekleniyordu. Ancak ay boyunca gelişmeler bu beklentilerin
tamamının gerçekleşmesine izin vermedi. Jeopolitik risk yeniden öne
çıktı, enerji fiyatlarındaki oynaklık devam etti. Sonuç
olarak temmuz ayında para piyasası fonları ve mevduat dışında reel
getiri üretmek çok da kolay olmadı.
Ağustos ayına yine benzer beklentilerle ama bence biraz daha
temkinli giriyoruz. İlk 10 güne baktığımızda ABD-İran hattındaki
haber akışının olumluya dönmesi ve petrol fiyatlarının gerilemesi
piyasaları destekliyor. ABD'den gelen istihdam verileri de Fed
üzerindeki faiz baskısını azaltırken, içeride TÜFE'nin
beklentilerin altında kalması yeniden faiz indirimlerini
konuşmamızı sağlıyor. Kısacası temmuz başında beklediğimiz ama tam
olarak gerçekleşmeyen senaryo, ağustosun ilk günlerinde yeniden
masada.
Tabii riskler ortadan kalkmış değil. Borsa
İstanbul açısından MSCI'ın Türkiye piyasasına yönelik
erişilebilirlik uyarıları kasım ayındaki gözden geçirme öncesinde
yakından takip edilmeli. Diğer taraftan yabancı yatırım
bankalarının Borsa İstanbul'un ucuz olduğuna yönelik
değerlendirmeleri olumlu tarafta. Bu hafta TCMB'nin Enflasyon
Raporu da önemli olacak. Enflasyondaki düşüş eğiliminin korunması
ve para politikasında gevşeme alanının güçlenmesi hem hisse senedi
hem de tahvil fonları açısından yeni bir hikâye yaratabilir.
Peki, profesyoneller ağustosa nasıl giriyor?
Portföy yönetim şirketlerinin dağılımlarına baktığımda benim
çıkardığım sonuç şu: Temmuzda alınan pozisyonlardan büyük
ölçüde vazgeçilmemiş ama kimse de bütün ağırlığıyla riskli
varlıklara geçmiş değil. Para piyasası fonları hâlâ
portföylerin önemli bir bölümünü oluştururken, hisse senedi ve
borçlanma araçlarında fırsat arayışı devam ediyor. Altın ise hemen
hemen bütün dağılımlarda yerini koruyor. Yani savunma hattı
bırakılmadan fırsat aranıyor.
İş Portföy'ün orta riskli dağılımı bunun iyi örneklerinden biri.
Özel sektör borçlanma araçları %30 ile en yüksek ağırlığa sahipken,
hisse senedi %25, borçlanma araçları %15, yabancı hisse, altın ve
temkinli değişken fonlar ise %10'ar pay alıyor. Burada özellikle
BIST büyük ölçekli hisseleri ile orta vadeli tahviller üzerinden
enflasyon ve faiz
görünümündeki iyileşmenin fiyatlanmaya çalışıldığını düşünüyorum.
Benim çekincem özel sektör borçlanma araçları tarafında. Son
dönemde artan konkordato ve ödeme problemi haberleri nedeniyle bu
alanda fonun ne taşıdığına bakmadan yatırım yapılmaması gerektiğini
düşünüyorum.
Yapı Kredi Portföy daha temkinli tarafta kalmaya devam ediyor.
Para piyasası %40, altın
%25. Sadece bu iki kalemin toplamı portföyün %65'ini oluşturuyor.
Hisse tarafında %15, yabancı hissede %10 ve borçlanma araçlarında
%10 ağırlık var. Altın tarafındaki ağırlık temmuz ayında da %25’ti,
bu dönemde biraz yüksek bulduğumu ifade etmeliyim.
Hedef Portföy'de ise diğer kurumlara göre biraz daha fazla risk
alma isteği görüyorum. Para piyasasının payı %60'tan %55'e, altının
payı %15'ten %10'a düşürülmüş; özel sektör borçlanma araçları
tamamen çıkarılmış. Buna karşılık teknoloji ve değişken fonlara
%10'ar ağırlıkla yer verilmiş, hisse senedi ise %15'te korunmuş.
Özellikle teknoloji ve değişken fonların portföye eklenmesini,
küresel risk iştahındaki olası toparlanmadan faydalanma isteği
olarak okuyabiliriz.
Kuveyt Türk Portföy'ün faizsiz dengeli portföyünde ise daha
temkinli bir yaklaşım var. Para piyasası katılım fonunun ağırlığı
%60'tan %65'e çıkarılırken hisse %10'dan %5'e düşürülüyor.
Altın-gümüş %10, değişken fonlar ise toplam %20 seviyesinde
korunuyor. Burada getiri arayışının doğrudan hisse yerine değişken
fonlar üzerinden yapılması bence dikkat çekici.
Bence de bu dönem temkinli duruşu korurken fırsatlara bakmak
değerli. Bu nedenle borçlanma araçları ve değişken fonları ben de
döneme uygun değerlendiriyorum. Önümüzdeki dönemde hem Borsa
İstanbul'da hem de tahvil tarafında fırsatlar oluşabileceğini
düşünüyorum. Ancak ABD-İran gelişmelerinin hâlâ kırılgan olması
nedeniyle bu fırsatları biraz daha yüksek likiditeyle takip etmeyi
tercih ediyorum. Arbitraj fonları portföylerde değerli bir
alternatif olabilir. Volatilitenin arttığı dönemlerde piyasanın
yönünü tahmin etmek yerine fiyat farklılıklarından getiri üretmeye
çalışan bu fonların portföyde denge sağlayabileceğini
düşünüyorum.
Yurt dışında ise teknoloji hikâyesinin bittiğini düşünmüyorum.
Yapay zekâ, veri merkezleri ve yarı iletken yatırımları uzun vadeli
büyüme temasını desteklemeye devam ediyor. Ancak son dönemde
yaşanan hareketlerden sonra portföyü sadece teknolojiye bağlamak
yerine sağlık, finans ve farklı sektörlerle çeşitlendirmek daha doğru
olabilir. Özellikle sağlık tarafını, teknolojiye göre daha defansif
olması nedeniyle portföy çeşitlendirmesi açısından değerli
buluyorum.
Altın tarafında ise son hafta toparlanma görülse de hızlı karar
vermemek gerekiyor. Yatırım bankalarının yıl sonu beklentileri
yukarı yönlü potansiyel sunsa da, aynı dönemde para piyasası
fonları da güçlü net getiri sağlamaya devam ediyor. Bu nedenle
altın ve gümüş portföylerde olmalı ancak tek başına ana hikâye
haline getirilmemeli.
Sonuç olarak ağustos portföyleri bize şunu söylüyor: Piyasa
tamamen risk almak için henüz yeterince rahat değil ama sadece para
piyasasında beklemek de portföy yöneticileri için yeterli
görünmüyor. Hisse senedi, borçlanma araçları, altın, yabancı hisse
ve değişken fonlar arasında daha dengeli bir dağılım öne
çıkıyor.