Küresel piyasaların odağında ve ana yönünün belirlenmesinde iki
temel faktör bulunuyor. Bunlardan biri savaşın seyri, diğeri ise
özellikle ABD Merkez Bankası Fed’in önümüzdeki dönemde nasıl bir
politika izleyeceği.
Temmuz ayında savaşın tekrar sıcak bir noktaya gelmesi,
petrol fiyatlarının yükselişiyle artan enflasyonist
kaygıların Fed’e yönelik faiz artırımı beklentilerini de beslemesi,
piyasalarda oldukça negatif bir tabloya yol açtı. Sıcak çatışmalara
tekrar ara verilmesi ve petrol fiyatlarının düşüşe geçmesiyle
birlikte piyasalar için yeniden pozitif bir görünüm ortaya çıktı.
Fed toplantısının ardından şahin mesajlar beklenirken görece
güvercin denilebilecek sinyaller gelmesi de piyasaların faiz
artırımına yönelik kaygılarını azaltarak olumlu ivmeye bir başka
açıdan destek verdi.
Geçtiğimiz hafta ABD tarım dışı istihdam verilerinin beklenenden
düşük gelmesi; gerek petrol fiyatlarındaki düşüş gerekse büyümeye
ilişkin ortaya çıkan soru işaretleriyle birlikte Fed’in faiz
artırımına kolay kolay yönelmeyeceği beklentisini güçlendirdi. Bu
durum piyasaların coşkusunu daha da artırdı.
Önümüzdeki günlerde de iki konu belirleyici olmaya devam edecek:
savaş ve Fed’in tavrı.
İstihdam verisi yanıltmasın, Fed faiz arttıracak
Tarihsel veriler Orta Doğu’daki ateşkes süreçlerinin pek kalıcı
olamayabileceğine ilişkin onlarca örnekle dolu. Savaşın
gidişatına yönelik net bir çıkarımda bulunmanın çok kolay
olmayacağını kabul etmek gerekiyor. ABD’de tarım dışı istihdam verileri beklenenden düşük gelse
ve son iki aylık verilerde negatif revizyonlar olsa bile
hizmetlerden tüketime kadar birçok veri, ABD ekonomisinin oldukça
iyi bir performans gösterdiğini ortaya koymaya devam ediyor.
Yükselen borsaların yarattığı servet etkisi, özellikle bebek
patlaması kuşağının artan tüketim eğilimi ve neredeyse sıfırlara
gelen ABD tasarruf oranı, önümüzdeki süreçte ABD’de büyüme
tarafında çok da büyük bir sorun yaşanmayacağını düşündürüyor. Tam
tersine, enflasyonun hedefin üzerinde kalarak ekonomiyi eninde
sonunda bir faiz artırım sürecine götüreceğini düşünüyoruz.
Eylül ayında faiz artırımı zor
Geçtiğimiz yıl eylül ayında Powell’ın faiz
artırımı Trump’ın tüm şimşeklerini üzerine çekmesine neden olmuştu.
Seçim öncesinde yapılan faiz artırımını kendisine karşı bir tutum
olarak değerlendiren Trump, Powell’a ve Fed’e karşı oldukça negatif
bir tavır sergilemişti. Yeni Fed Başkanı Warsh’ın yine eylül ayında
bir faiz artırımına gitme ihtimali bu nedenle çok yüksek
olmayabilir. Geçmişte olduğu gibi, “Fed geç kaldı” yönündeki
eleştirileri ve söylemleri fazlasıyla duymaya devam edebiliriz.
ABD’deki kasım seçimlerinden sonra çok muhtemelen en az iki faiz
artırımına gidecek olan Fed’in durumu kontrol etmekte güçlük çekme
ihtimali, yeni yılla birlikte piyasalarda yeniden olumsuz bir hava
estirebilir. Bununla birlikte, teknolojik gelişmelerin yarattığı
verimlilik artışının ve Asya’dan gelen ucuz iş gücünün enflasyonu
bastırma gücü, her şeye rağmen savaşın olmadığı bir ortamda merkez
bankalarının faiz artırımlarını bir noktada frenleyecek ve bir süre
sonra faiz indirimlerini tekrar gündeme getirecektir.
Tüm bu çerçeve, piyasaların savaşla ilgili gelişmelere çok daha
fazla odaklanacağını ve şu anda tahmin edilmeyen “siyah kuğulara”
karşı olası tepkisinin çok daha güçlü olabileceğini gösteriyor.
Fakat bu tür arz yönlü şoklar olmadıkça, ara ara düzeltmeler
yaşansa bile bunun kalıcı bir çöküş anlamına gelmeyeceğini
düşünüyoruz.
Hisse senedi piyasalarında balon konuşmak için erken
ABD başta olmak üzere teknolojik gelişmelerin şirket
kârlılıkları üzerinde yarattığı olumlu tablo, fiyat/kazanç
oranlarının artışından ziyade kazançlara paralel fiyat artışlarıyla
ilerleyen ve pek de bir balon sinyali vermeyen bir görünüme işaret
ediyor. Özetle, küresel ekonomide büyümenin, şirket kârlılıklarının
ve borsaların olumlu performansının, arz yönlü şoklar olmadıkça
devam etmeye aday olduğunu düşünüyoruz.
Büyümenin en önemli öncü göstergelerinden olan küresel PMI
verileri de Temmuz ayında yükselişini sürdürdü. İmalat sanayinde
bir miktar gerileme olmasına rağmen hizmet sektörü PMI’larındaki
güçlü artış, bileşik PMI verilerinin de yukarı yönlü seyrini
beraberinde getirdi. Hürmüz Boğazı’nın yavaş yavaş açılması, gerek
ticarete gerekse savaşa ilişkin kaygıların yaz mevsiminde biraz da
hava şartlarının etkisiyle geride kalması ve turizm faaliyetlerinin bundan olumlu etkilenmesi,
küresel ölçekte PMI verilerinin oldukça olumlu seyretmesine katkıda
bulunmuş görünüyor.
Dışarıda talep var ama arz etmekte zorlanıyoruz
Bir başka ifadeyle, küresel taraftan gelen sinyaller
makroekonomik açıdan olumlu seyrediyor. Küresel ekonomi
kısmi yavaşlamaya rağmen güçlü büyüyor ve ihracat pazarlarımızdaki
talep koşulları oldukça iyi seyrediyor. İSO’nun yayımladığı İhracat
İklimi Endeksi, en çok ihracat yaptığımız pazarlarda 31 aydır
kesintisiz bir iyileşmeye işaret ediyor ve Avrupa başta olmak üzere
birçok ülkede güçlü talep koşullarının varlığını gösteriyor.
Buna karşılık bizim imalat sanayi PMI verimiz 28 aydır
kesintisiz olarak 50 seviyesinin altında, yani daralma bölgesinde
bulunuyor. Başka bir ifadeyle, dışarıda talep var, hava güzel ve
bundan faydalanabileceğimiz bir ortam bulunuyor; fakat biz bu
ortama girip yeterince faydalanamıyoruz. Çünkü rekabette
zorlanıyoruz. Bu pazarlardan yeterince faydalanabiliyor olsaydık
bizim PMI verilerimiz de güçlü bir yükseliş eğilimi gösterecekti.
Fakat bunun pek gerçekleşmediğini görüyoruz. Nitekim sanayi üretim
verileri de son dört yıldır 105 ile 110 arasında bir endeks
değerinde salınım yapmaya devam ediyor. Bu salınımda aylık ya da
yıllık yukarı yönlü hareketlere bakarak yorum yaparsak sorunu fark
edemez ve çözüm üretemeyiz.