Çok düşük reel ücret sorunu

Fatih ÖZATAY EKONOMİDE UFUK TURU

Cuma günü, New York Times’daki köşesinde, ekonomi alanında Nobel ödülü olan Paul Krugman otomotiv işçilerinin ABD’deki grevini ele almış. Genelde sanayi sektöründe özelde de bu işkolunda reel ücretlerin yıllardır baş aşağı gitmesine dikkat çekiyor. Bu olgu ile ABD’de sendikaların gücünü kaybetmesi ve toplam işçilerin sendikalı olanların payının giderek azalması arasında bir bağ kuruyor. İşçilerin daha iyi pazarlık yapacak hale gelmeleriyle daha iyi işler yaratılabileceğini vurgulayarak yazıyı sonlandırmış.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın internet sayfasının ‘Çalışma Hayatı İstatistikleri’ bölümünde Türkiye’de her işkolunda çalışan işçi ve sendikalı işçi sayılarına ilişkin bilgiler var. Bu bilgilerin yer aldığı raporlar ocak ve temmuz aylarında olmak üzere yılda iki kez yayınlanıyor. Sendikalı işçilerin toplam işçiler içindeki payı, 2003-2009 döneminde yüzde 57,8 ile yüzde 59 arasında dalgalanmış. 2010-2012 dönemine ilişkin bilgi yok. 2013’te istatistikler tekrar yayınlanmaya başlanmış. Sendikalı işçilerin toplam içindeki payında keskin bir düşüş var: Yüzde 9,2. Ocak 2023–Temmuz 2023 döneminde bu pay yüzde 9,2 ile yüzde 14,4 arasında dalgalanıyor.

Bir ölçüm sorunu olup olmadığını, mesela sendikaların düzenli olarak gerekli bildirimleri yapıp yapmadıklarını bilmiyorum. Bir miktar bu sorunun olduğunu kabul etsek bile sendikalı işçi oranının çok düşük olduğu ortada. Üstelik Türkiye’de her çalışan kayıtlı da değil. TÜİK verilerine göre 2023’ün ikinci çeyreğinde çalışanların yüzde 26,6’sı kayıt dışı çalışıyor. Bu oran da dikkate alındığında sendikalı işçi oranının daha da düşeceği açık. Bir başka ‘üstelik’ daha var; o da şu: Her sendikanın toplu iş sözleşmelerinde güçlü olduğunu söylemek de mümkün değil. Elbette bir de yurtdışından ülkemize yasadışı yollarla gelip kaçak çalışan işçiler de var.

Daha önce de vurguladım; defalarca yazmak da bir sakınca yok, çok temel bir sorun çünkü. Şu: Türkiye’de verimlilik oranı düşük ve bazı değerli akademisyenlerin yaptıkları çalışmalar, özellikle küresel krizden sonraki dönemde verimliliğin artmadığını gösteriyorlar. Farklı bir ifadeyle, ekonomik büyümeye buradan gelen bir katkı yok. Öte yandan, savunma sanayinde hayranlık uyandırıcı işler yapan, çok yüksek teknolojiyle çalışan, yüksek verimlilik oranlarına sahip şirketlerimiz var. Üstelik bunların önemli bir kısmı ürettikleri ürünleri kendileri tasarlıyorlar. Ama bir de dört kişilik ailenin yoksulluk sınırının çok altındaki asgari ücretin yüksek olduğundan şikâyet eden, bu nedenle ihracat yapmakta büyük güçlük çektiklerini belirten şirketler mevcut. Çalışanların önemli bir kısmının asgari ücretli olduğunu, geriye kalan kısmının ise asgari ücrete yakın bir ücret kazandığını da not etmek gerekiyor.

Hayatından memnun olmayan çok sayıda çalışanın olduğu bir ülke halinde Türkiye. Bu durumda çalışanların (reel olarak) daha yüksek ücret kazanabilecekleri bir ülke haline ülkemizi dönüştürmenin nasıl mümkün olacağı, yanıtlamamız gereken temel sorun. Bir yandan sendikalaşma boyutu var diğer yandan devletin verimsiz çalışan şirketlerin verimlilik düzeyini artırmak için neler yapabileceği boyutu var. Verimlilik düzeyi deyince de çalışanların niteliklerinin yükseltilmesinden tutun da şirketlerin iş organizasyonları biçimlerinin geliştirilmesine ve daha yüksek teknolojili makine ve teçhizatın kullanılmasına varan bir dolu başlık mevcut. Yakıcı ve yaşamsal bir sorun bu. Tekraren: Çok daha yüksek reel ücretlerin olduğu ve bundan şikâyetçi olmayacak bir ekonomik yapıya ulaşmak için neler yapılabileceği üzerinde kafa yormak gerekiyor.    

   

Tüm yazılarını göster