Türkiye’nin süper-dolarize bir ekonomi olduğu bir
yapıda, TL/$ kurunu bir anda örneğin 30’a düşüremezsiniz, herkes
gider dolar alır. Hele bir de döviz rezervleri durumu
biraz “muğlak” ise ve daha önce kontrolsüz kur kayıpları yaşanmış
ise, kimseyi tutamazsınız.
Dezenflasyon konusunda Merkez
Bankası’nın en önemli silahı kur artışını TL faizlerin önemli
ölçüde altında tutmak. Bu ölçü nedir diye sorarsak, ölçü hem yerli
hem de yabancı yatırımcıların TL’den dövize dönmelerini önleyecek
kadar bir aralık diyebiliriz. Son bir seneye baktığımızda bu aralık
aylık %2’nin üzerinde. Merkez’in borç verme faizinin aylık
bileşiğini alırsak, bu dönemde ortalama aylık %3.4 gibi bir
faiz söz konusu. Buna karşılık aylık ortalama kur
artışı ise ortalama %1.35 olmuş. Kümülatif olarak baktığımızda ise
son bir senede kur artışı %17.5 civarında gerçekleşirken, politika
faizinin getirisi %40’ın üzerinde gerçekleşmiş. Bu çok geniş bir
makas ki, unutmayalım bu makas aslında 2023’ün Ağustos’undan beri
devam etmekte.
Hedeflenen sonuçların çok
gerisindeyiz
Peki, bu süreçte enflasyonda anlamlı bir düşüş kaydedebildik mi?
2025 Haziran’ında TÜFE %35 civarındaydı, bugün ise %32. Arada
beklenmeyen ve enflasyonu menfi yönde etkileyecek bazı olaylar
olduğunu kabul etsek bile hedeflenen sonuçların çok gerisindeyiz.
Bu arada şunu da teslim etmek gerek ki, eşel mobil fiyatlaması
devreye konarak son dönemdeki Dünya petrol fiyatlarındaki artışın
etkisi büyük ölçüde nötralize edildi. Ancak tabii ki, ithal edilen
diğer petro-kimyasal ürünler ve gübre gibi hammaddelerde yüksek
fiyat artışları oldu.
Enflasyonun bugüne kadar istenen düşüşü göstermemesinin daha
temel sebepleri de var. Birincisi, Türkiye’nin süper-dolarize (bunu
söylerken altın hesaplarını, yastık-altı altın ve dövizleri ve
yurtdışında tutulan dövizleri de katıyorum) bir ekonomi olması.
Böyle bir yapıda, TL/$ kurunu bir anda örneğin 30’a düşüremezsiniz,
herkes gider dolar alır. Hele bir de döviz
rezervleri durumu biraz “muğlak” ise ve daha önce kontrolsüz kur
kayıpları yaşanmış ise, kimseyi tutamazsınız. Bu nedenle de nominal
olarak da kurları artırmak durumundasınız. Nitekim kurlarda 12 ayda
%17.5 bir artış yapılmış. Herkes bu oranı bir “taban” görüp onun
üzerine risk primlerini koyduktan sonra fiyat artışlarını
belirler.
İkinci faktör yeni “rasyonel” ekonomi
yönetimiyle güven tesis edilmeye çalışılırken, diğer taraftan
güvenin yıpratılıyor olması. İlk güven yıpranması tabii ki TÜİK’in
enflasyon rakamları ile oldu. Her ne kadar yeni yönetim geldikten
sonra hesaplamalar düzeltildiyse de yaratılan izlenimlerin
silinmesi kolay değil. (Hâlâ da TÜFE sepetindeki maddelerin
fiyatları açıklanmıyor!) Siyasi alanda meydana gelen güven
zedeleyici hareketler de dövize talebi ve dolayısıyla kur
artışlarını hızlandırdığı gibi artan risk primini dengelemek için
faizlerin de öngörülenin üzerine çıkması maliyetleri ve dolayısıyla
fiyat artışlarını artıran bir unsur oldu.
Ancak güven kaybı sadece burada değil. Örneğin kira artışlarına
sınırlama getirilmesi mülkiyet güvenini sarsan bir uygulama oldu.
İlk başta belki endeks üzerinde kira artışlarının düşük kalması
sağlandı, ancak tabii ki sonrasında ev sahipleri gerçekleşen
enflasyonun üzerinde kira artışları talep etmeye başladılar, bu da
kiralardaki dezenflasyon sürecini geciktirmekte.
Altının anflasyon üzerindeki sayısal etkisini hesaplamak
zor
Dezenflasyonu geciktiren bir başka faktör de Türk tasarrufçusu
için önemli bir yatırım aracı olan altında görülen fiyat
artışlarının önemli bir servet etkisi yaratarak talep tarafını
fazlasıyla canlı tutmuş olması görülebilir. Bunun enflasyon
üzerindeki sayısal etkisini hesaplamak oldukça zor. Ancak son
dönemde altın
fiyatlarının hızla gerilemekte olması, bu etkinin terse dönmesine
sebep olabilir.
Son olarak da mutlaka eğilmesi gerekilen gıda arzı ve fiyatları
konusunda bugüne kadar yeterli planlama ve düzenleme yapılmadığı
gerçeği yatıyor. Nitekim, bu sene mahsül daha bol olmasına rağmen
halen gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatlarındaki %35.45’lik
artış %32.11 olan TÜFE’nin oldukça üzerinde. Bu konuda
mutlaka çok şey yazılabilir ama biraz kuraklık olunca üretimin çok
düşmesi, yağışlar olunca da artması bile, tarımın en basit düzeyde
eksiklikleri (damla sulama, açık sulama kanalları yerine borular
gibi) olduğunu düşündürüyor.
Bugüne kadar dezenflasyon programının neden hedefleri ıskaladığı
konusunda önemli bulduğum nedenleri sıraladım. Bundan sonra
gidişatın nasıl olacağını görmek için tek tek bu nedenlerin
önümüzdeki dönemde ne yönde hareket edeceğini tahmin etmek
lazım.