Yüksek teknolojili sektörlere yelken açmak zor bir
iş. Birincisi, bunu tasarlayabilecek ve gerekli sanayi politikasını
uygulayabilecek kadrolarınız olmalı. İkincisi, girişimcileri rant
peşinde koşmaktan caydırarak bu sektörlere kanalize etmenin
önkoşullarını yerine getirmelisiniz (ihale yasası, imar yasası,
yargı sistemi).
Ne sanayi sektöründe ne de
ekonomik faaliyet hacminde (GSYH’de) işler yolunda gidiyor. Bu ayın
başında ilk çeyreğin GSYH gelişmelerini öğrenmiştik. Son iki
çeyrektir neredeyse yerinde saymıştı. Dün nisan ayı sanayi üretim
endeksi açıklandı. Bir ay öncesine kıyasla yüzde 3,7 oranında artış
var. “Yolunda gitmiyor” dedim ama bu aylık artış yoksa işlerin
toparlandığını mı gösteriyor?
Son dört çeyrektir GSYH büyümesi baş aşağıya
gidiyor
İlk grafikte her iki değişkenin de bir dönem öncesine göre
değişimleri gösteriliyor. Grafiğin başlangıç tarihi ekonomi programının başlangıcından önceki ilk çeyrek:
2025’in ikinci çeyreği. Son dört çeyrektir GSYH büyümesi baş
aşağıya gidiyor. Son çeyreğin büyüme oranı sadece yüzde 0,1. Sanayi
üretimi GSYH’ye kıyasla daha şiddetli dalgalanıyor. Özellikle
2025’in ilk çeyreğinden iki çeyrek öncesine kadar olumsuz bir seyir
var; hızla aşağıya iniyor. 2025’in son çeyreğinden itibaren hafif
bir toparlanma var gibi görünüyor. 2025’in son çeyreğinde ne
büyümüş ne de küçülmüş. 2026’nın ilk çeyreğinde yüzde 0,2 oranında
artmış. Nisan ayında (üçer aylık ortalamalar dikkate alındığında)
ise yüzde 1,9 oranında yükseliyor. Ama bu kadar yüksek kredi faizi,
çeşitli kredi kısıtlamaları ve ihracat ortamının iyi olmadığı
koşullar altında bunun sürmesi beklenmez. Muhtemelen ‘tek aylık’
bir gözlem olarak kalacak.
Tekstil ve giyimde durum çok kötü
Gelin dün açıklanan sanayi üretimi verisine biraz daha yakından
bakalım. İkinci grafikte 2006’nın birinci çeyreğinden bu yana hem
sanayi üretim endeksinin hem de iki alt bileşeni olan tekstil ve
giyim sektörleri üretim endekslerinin hareketleri gösteriliyor. Bu
sefer büyüme oranı değil, endekslerin kendileri yer alıyor. Oldukça
çarpıcı gelişmeler dikkat çekiyor. Birincisi, sanayi üretimi
2023’ün ikinci çeyreğinden bu yana sadece yüzde 4,1 oranında
artmış. Farklı bir ifadeyle, üç yıla yaklaşan bir sürede sanayi
üretimi neredeyse yatay seyretmiş. İkincisi, tekstil ve giyim
sektörlerinde durum çok kötü. Bu üç yıla yaklaşan süreçte tekstil
üretimi yüzde 7,6, giyim üretimi ise yüzde 32,7 oranında azalmış.
Zaten ikinci grafikte her iki üretim endeksinin son yıllarda nasıl
arzın merkezine doğru yöneldikleri görülüyor.
Burada birkaç noktaya mutlaka değinmek gerekiyor. Birincisi,
Türkiye’nin düşük teknolojili ve verimsiz çalışan, bu nedenle de
sadece düşük ücret-yüksek kur ile ayakta kalan sektörlerden
kurtulması gerekiyor. Ama bu bir sanayi politikası çerçevesinde
olmalı. O sektörlerde çalışanların gelişmesi hedeflenen sektörlerde
çalışmaları için beceri artırıcı programları tasarlamadan bu ve
dönüşümü mümkün olduğunca işsizlik yaratmadan gerçekleştirecek
adımları atmadan olmaz. “Saldım çayıra Mevlâm kayıra” şeklinde bir
dönüşüm çok sayıda engelle karşılaşır ve çok sancılı olur.
İkincisi, yerli paraya kalıcı biçimde güven duyulması
sağlanamadıkça, sadece çok yüksek faiz ve
döviz müdahaleleri ile enflasyonla mücadele edilip programın temel
eksiklikleri tamamlanmadıkça, program eninde sonunda yarım
bırakılan çok sayıda programın yer aldığı tozlu raflara kaldırılır.
Seçim yaklaşmasa da bu gerçekleşir. Seçim sath-ı mailine girmekte
olduğumuz bu dönemde bu haydi haydi olur. Toplumsal kazanımlar yok
olur, olan uzun süre değerli kalan lira yüzünden zor durumda
kalanlara olur.
Şunu da daha sonra ele almak üzere not düşeyim: Yüksek
teknolojili sektörlere yelken açmak zor bir iş. Birincisi, bunu
tasarlayabilecek ve gerekli sanayi politikasını uygulayabilecek
kadrolarınız olmalı. İkincisi, girişimcileri rant peşinde koşmaktan
caydırarak bu sektörlere kanalize etmenin önkoşullarını yerine
getirmelisiniz (ihale yasası, imar yasası, yargı sistemi).
Üçüncüsü, yüksek teknolojide artık Çin gerçeği var. Onunla nasıl
rekabet edeceksiniz? Gelecek yazıda, bu son soru çerçevesinde
paçası tutuşan Avrupa ülkelerinden Fransa’da hazırlanan bir rapora
değineceğim.