Bu hafta başında enflasyondan arındırılmış, yani reel bazda
değerlendirilen iki önemli veri yayımlandı. Bunlardan biri reel kur
endeksi, diğeri ise yatırım araçlarının reel getiri oranlarıydı.
Düzenli olarak yayımlanmasa da her an hesaplanabilen reel faiz oranı da belki de en önemli reel ekonomik
göstergelerden birini oluşturuyor.
Tüm bu reel hesaplamalarda kritik unsur, hangi enflasyon
oranının esas alındığıdır. Karar vericiler açısından bakıldığında,
reel değerin beklenen enflasyona göre hesaplanması en doğru
yaklaşımdır. Çünkü ekonomik kararlar geleceğe yönelik beklentiler
üzerinden alınır. Enflasyon gerçekleştikten sonra geçmiş dönem
verileri kullanılarak hesaplanan reel getiri ise bize alınan
kararın ne kadar doğru veya yanlış olduğunu gösterir.
Reel hesaplamaların ekonomide doğru sinyaller verebilmesi için
gerçekleşen ve beklenen enflasyon oranlarının birbirine yakınsaması
gerekir. Teorik olarak da ekonomik birimlerin beklentilerinin zaman
içerisinde gerçekleşen enflasyona yaklaşması beklenir. Bu yaklaşım,
ekonomik aktörlerin rasyonel davrandıkları ve sürekli olarak
yanılsama içerisinde olmayacakları varsayımına dayanır.
Ancak bugün Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri,
enflasyon beklentilerinin bir türlü gerçekleşen ve hedeflenen
enflasyon oranlarına yakınsamamasıdır. Uzun süredir gerek piyasa
katılımcılarının, gerek reel sektörün, gerekse hanehalklarının
enflasyon beklentileri Merkez Bankası'nın hedeflerinin oldukça
üzerinde seyretmektedir.
Örneğin, TCMB'nin son açıkladığı 2026 yıl sonu enflasyon tahmini
yüzde 26 olmasına rağmen, hanehalkının 12 ay sonrası için enflasyon
beklentisi yaklaşık yüzde 50 düzeyindedir. Merkez Bankası'nın bu
yıl için yüzde 26, gelecek yıl için ise yüzde 15 enflasyon
öngörmesi, bugün itibarıyla 12 ay sonrası enflasyon beklentisinin
yaklaşık yüzde 20 seviyelerinde olması gerektiğine işaret
etmektedir. Buna karşın hanehalkının beklentisi Merkez Bankası
tahminlerinin iki katından fazladır.
Bu durum, gerçekleşen enflasyona ilişkin algının da ciddi
şekilde farklılaştığını göstermektedir. Koç Üniversitesi tarafından
gerçekleştirilen enflasyon beklenti anketinde hanelerin hissettiği
enflasyon da ölçülmekte ve son sonuçlar hissedilen enflasyonun
yüzde 54 civarında olduğunu göstermektedir.
Dolayısıyla hem mevcut enflasyon algısı hem de geleceğe yönelik
beklentiler resmi verilerden belirgin biçimde ayrışmaktadır. Bu
ayrışma, yatırım araçlarının reel getirisine ilişkin
değerlendirmeleri de doğrudan etkilemektedir.
Son verilere göre Mayıs ayı itibarıyla son bir yıllık dönemde
mevduat faizinin TÜFE'ye göre hesaplanan reel getirisi brüt olarak
yalnızca yüzde 0,05 düzeyinde gerçekleşmiştir. Başka bir ifadeyle,
resmi enflasyon verileri esas alındığında mevduat faizi brüt olarak
neredeyse başa baş bir getiri sağlamış, stopaj sonrası ise değer
negatif gerçekleşmiştir.
Ancak aynı dönemde hanelerin enflasyonu yüzde 54 civarında
hissettiğini dikkate aldığımızda tablo daha da değişmektedir. Bu
durumda mevduat faizinin ciddi bir satın alma gücü kaybına yol
açtığı algısı ortaya çıkmaktadır. Böyle bir ortamda imkânı olan
bireylerin ya tüketimi öne çekmesi ya da alternatif yatırım
araçlarına yönelmesi oldukça doğal bir davranış haline
gelmektedir.
Zaten Türk halkının geleneksel yatırım tercihleri de ağırlıklı
olarak altın ve gayrimenkul yönündedir. Son açıklanan verilere
baktığımızda, külçe altının son bir yıllık TÜFE bazlı reel
getirisinin yüzde 22 seviyesinde, BIST 100 endeksinin yüzde 15,81
reel getiri sağladığını görüyoruz. Aynı dönemde mevduatın reel
getirisi brüt olarak yüzde 0,05 civarında gerçekleşirken, euro ve dolar yatırımcılarına reel anlamda
yüzde 8 ila yüzde 11 arasında kayıp yaşatmıştır. BIST 100
endeksindeki getirilerin ise daha çok yılın ilk aylarında
yoğunlaştığını dikkate alırsak, hanehalkının tasarruf tercihlerinde
altın ve gayrimenkulün neden ön planda olduğunu anlamak daha da
anlaşılmaktadır.
Benzer bir tablo beklenen enflasyon açısından da karşımıza
çıkmaktadır. Hanelerin 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi
yüzde 48-50 bandında dolaşırken, Merkez Bankası'nın hedefi yüzde 26
seviyesindedir. Mevduat faizlerinin bugün yüzde 40-42 bandında
bulunduğu düşünüldüğünde, stopaj sonrası yaklaşık yüzde 35
seviyelerine gerileyen net faiz oranları, hanehalkının enflasyon
beklentilerine göre oldukça düşük kalmaktadır.
Bu nedenle tasarruf sahiplerinin alternatif yatırım araçlarına
yönelmesi, daha fazla risk üstlenmesi ve hatta bazı durumlarda
tüketimlerini kısmak yerine öne çekmeleri şaşırtıcı değildir. Bu
davranışlar ise iç talebin canlı kalmasına ve enflasyonun
beklenenden daha dirençli seyretmesine yol açıyor.
Bu çerçevede ekonomi
politikalarının başarısı açısından beklentilerin politika
hedeflerine yakınsaması büyük önem taşıyor. Tasarruf, yatırım ve
tüketim kararlarının arzu edilen yönde şekillenebilmesi için
ekonomik aktörlerin açıklanan hedeflere inanması ve beklentilerini
yakınsatması gerekir.
Merkez Bankası'nın enflasyon hedefine yakın bir beklenti
oluşması durumunda, hanehalkının tasarruf araçlarına daha fazla
yönelmesi, iç talebin daha kontrollü seyretmesi ve enflasyonla
mücadelenin daha düşük maliyetle yürütülmesi mümkün olacaktır. Bu
nedenle enflasyon beklentilerinin neden yüksek kaldığını anlamak ve
hissedilen enflasyon ile resmi enflasyon arasındaki farkı nasıl
azaltabiliriz sorusuna odaklanmak enflasyonla mücadelenin en kritik
unsurlarından biri olmaya devam ediyor.