“Enflasyona karşı daha duyarlıyım ve TL değerlenecek”

Alaattin AKTAŞ EKO ANALİZ

Merkez Bankası’nın politika faizi beklendiği gibi yüzde 45’te tutuldu ama Para Politikası Kurulu açıklamasında öne çıkan iki vurgu dikkat çekti.

Merkez Bankası enflasyona karşı daha duyarlı olduğu mesajını verdi ve örtülü biçimde de TL’nin reel olarak değerleneceğine işaret etti.

Bu iki konuya birazdan değineceğim; önce PPK kararını ve söylenenleri özetleyelim...

Politika faizinin 2.5 puan daha artırılmasının iyi olacağı dile getiriliyordu ama bunu söyleyenler bile buna yanaşılmayacağının farkındaydı ve bu artış bir temenniden öteye pek geçmiyordu.

Faizin enflasyonla mücadele için biraz artırılmasında yarar olduğu ifade edilirken özellikle ocak ayındaki enflasyona dikkat çekiliyordu. Ancak ocak ayındaki yüzde 6.70’lik TÜFE artışının Merkez Bankası’nca ortaya konulan enflasyon eğilimine aykırı görülmediği bizzat Başkan Fatih Karahan tarafından enflasyon raporu açıklanırken dile getirilmişti. Dolayısıyla yüzde 6.70 bir anlamda makul bulunduğu için faizde artış da gündeme gelmedi.

Kaldı ki dün de vurguladığım gibi bizde faiz kararları ekonomik gerekliliklere göre değil siyasi tercihlere göre belirlenir. Seçime 40 gün kalmışken de bir faiz artışı hiç mi hiç söz konusu olmaz. Dolayısıyla şimdiden mart ayı toplantısında da faizin aynı düzeyde bırakılacağını söylemek kehanet sayılmaz.

“Ocak enflasyonu geçici”

Para Politikası Kurulu toplantısından sonra yapılan açıklamada ocak ayındaki enflasyon bir anlamda geçici olarak nitelendi:

“Ocak ayında aylık enflasyonun ana eğilimi yılın ilk ayına özgü zamana bağlı fiyat ve ücret güncellemeleri sonucunda, enflasyon tahmin patikasında öngörülen şekilde yükselmiş ve manşet enflasyon sınırlı bir artış kaydetmiştir.”

Gelecek için kaygı mı var?

PPK açıklamasında politika faizinin ne zamana kadar bu düzeyde götürüleceğine ilişkin olarak daha önce dile getirilen görüş tekrarlandı:

“Kurul, politika faizinin mevcut seviyesinin aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sürdürüleceğini değerlendirmiştir.

Peki ne olursa yeni bir artış gündeme gelir? İşte bu konudaki ifade daha belirgin hale getirildi, sorun oluşmadan adım atılacağının işareti verildi:

“Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır.”

Bu konuda ocak ayı metninde “kalıcı riskler oluşması durumunda” denilirken, bu kez “kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda” denilmek suretiyle daha erken davranılacağı vurgulanmış oldu.

 “TL reel olarak değerlenecek”

Para Politikası Kurulu metninde tabii ki doğrudan böyle bir ifade kullanılmadı. Ama söz konusu metinde yer alan şu ifadeden de herhalde başka anlam çıkmaz:

“Para politikasındaki kararlı duruş, dezenflasyonun ana unsurlarından olan Türk Lirası reel değerlenme sürecine katkı vermeyi sürdürecektir.”

Bu ifade PPK metninde aynen böyle yer alıyor. Merkez Bankası “Türk Lirası’nın reel olarak değerlendiği bir süreç var ve para politikasındaki kararlı duruş da bu değerlenmeye katkı verecektir” diyor.

Tabii ki Merkez Bankası bu yaklaşımı sergilerken parasal sıkılaştırmanın öngördüğü şekilde gideceğini varsayıyor.

31 Mart sonrasında faiz indirimi gibi bir şakayla(!), 1 Nisan şakasıyla karşılaşırsak bu ifadelerin de hiç anlamı kalmaz.

Yıllık enflasyon üç ayda 25-26 puan gerileyince ne olacak?

Merkez Bankası’nın faizin ne zamana kadar yüzde 45 olarak uygulanacağına ilişkin yaklaşımı net: “Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yaklaşana kadar...”

Merkez Bankası’nın bu yıla ilişkin aylık enflasyon beklentisi belli. Mevsimsellikten arındırılmış oranlara göre şubat-haziran döneminde aylık yüzde 3, sonraki çeyrekte aylık yüzde 2.5, son çeyrekte ise yine aylık yüzde 1.5 dolayında artış bekleniyor. Dolayısıyla Merkez Bankası bu oranlara inilmediği sürece faize dokunmayacak, yani bir faiz indirimi söz konusu olmayacak.

Peki yıllıktaki durum ne? Orada da beklentilerin tahmin aralığına yaklaşması beklenecek. Tahmin aralığı, orta noktası yüzde 36 olmak üzere yüzde 30-42; şimdilerde ise tahminler yüzde 45’in altına pek inmiyor. Belli ki tahminler yüzde 40’ın altına doğru sarksın isteniyor, o beklenecek.

Mevcut gidişat ve Merkez Bankası’nın aylık ve yıllık bazda dile getirdiği oranlar, bu yıl içinde bir faiz indiriminin neredeyse olanaksız olacağını ortaya koyuyor. Dün de vurguladığımız gibi Türkiye 1 Nisan sabahına nasıl uyanacağını hiç bilemediği için şimdiden bir tahmin yapmak çok zorsa da enflasyonla ilgili olarak sihirli bir el dokunmuşçasına olumlu yönde gelişmeler olabileceği de beklenmiyor. Kaldı ki tam tersine gelişmeler görme durumumuz da olabilir.

Burada temel tehlike, baz etkisiyle yıllık enflasyon gerileyince siyasetten faiz indirimi baskısının gelmesi. Merkez Bankası istediği kadar aylık ve yıllık belli oranlar gerçekleşmeden faiz indiriminin olmayacağını söylesin, hiç önemi yok.

Merkez Bankası’nın tahminlerine göre mayısta yüzde 74-75 ile zirve yapacağı beklenen yıllık enflasyon, yine Merkez Bankası’nın aylık öngörülerinin gerçekleşmesi halinde ağustosta 25-26 puan gerileyerek yüzde 47-48’e gelecek. İşte o zaman yeni bir faiz indirimi isteği depreşebilir ve Merkez Bankası’nın ısrarla vurguladığı hangi koşullarda indirim olabileceğine dönük söylemin hiçbir önemi kalmaz.

Tüm yazılarını göster