Hesap, kitap işi

Muhterem İLGÜNER MARKA ŞEHİR; Gün Bugün!

“Hesap Kitap” yerleşik bir deyiş. Anlamı “bütün ayrıntılarıyla hesap edip düşünmek”. Her halde düşündükten sonra bir karara varılacak ve eyleme geçilecek. Yoksa ne diye “bütün ayrıntılarıyla” düşünülsün, değil mi?

Son günlerde turizm ile ilgili pek çok rakam dile getiriliyor. Konuyu derinleştirmeden bir noktayı vurgulamak isterim: İki yıl süren sıkıntılı ev hapsi günlerinden sonra tüm dünyada seyahat arttı, turizmin yüzü güldü. İki yıl öncenin rakamlarına erişilmeye başlandı. Dolayısıyla, bizim artan rakamlarımız sadece bize ait bir başarıdan doğmuyor. Kaldı ki “en ucuz destinasyon” olarak kabul edilmek pek de övünülecek bir nitelik değil. Dolayısıyla ziyaretçi rakamlarını söylerken elde edilen geliri de vurgulamak gerekir. Tıpkı ihracat ve ithalat mukayesesi yapılmalıymış gibi. Rakamlardan en sık dile getirileni “geceleme sayısı” ve “kişi başı harcama”. Antalya’dan bir yetkili ziyaretçi sayısı aynı olan İstanbul ile yaptığı mukayesede Antalya’daki geceleme sayısının İstanbul’dan çok daha fazla ve Antalya’nın daha kazançlı olduğunu söylemiş. İstatistiğin yorumu tıpkı “güldüren aynalar” gibidir; birinde olduğundan şişman diğerinde zayıf, birinde olduğundan uzun boylu diğerinde ise kısa görünürsün ve haline bakıp kahkahalarla gülersin. Türkiye’ye gelen turistin neredeyse yarısı Antalya’ya yarısı İstanbul’a gelmektedir. Antalya Akdeniz sahilinde bir tatil destinasyonu olarak 4 günden uzun süreli konaklamayı, İstanbul ise bir şehir destinasyonu olarak en fazla 3 günlük konaklamayı temsil eder (teorik olarak; artı, eksi). Dolayısıyla ikisini mukayese edip Antalya’nın daha kazançlı olduğunu ileri süremezsiniz. Birinde kültürel miras “her şey dahil” otel animasyonlarının içine dahil edilmiştir, diğerinde kültürel miras için zaman ve para harcanır. Bu durum yiyecek – içecek için de geçerlidir. Ülke hesaplarında da farklı kurumlar farklı sonuçlar çıkarıyor. Örneğin kişi başı harcamada TÜİK hesabı ile Turizm Bakanlığı’nın hesabı tutmuyor. Bakanlığın rakamı daha iyimser…

Ülkeler konuya “toptancı” gözüyle bakmaktadır ve merkezi yönetimin rakamları bir genellemeden ibarettir. Bu rakamları referans alarak şehriniz için bir öngörüde bulunmanız çok zor. O nedenle şehirlerin kendi ziyaretçi veri tabanı ve kayıt / izleme sistemini oluşturması çok önemli. Gerçek ziyaretçi sayısını, gerçek geceleme sayısını ve nihayetinde gerçek kişi başı harcama tutarını ancak bu şekilde öğrenmek mümkün olacak. Havaalanından ayrılan yabancı ziyaretçi sayısına bakıp kestirmelerde, öngörülerde bulunmak hata olur. Bu genel veriler belki şehriniz için pembe bir tablo oluşturur sizi geçici mutlu eder ancak gerçeği hiçbir zaman öğrenemezsiniz. Daha da vahimi gerçeğe dayalı öngörülerde bulunup stratejiler geliştiremezsiniz. Ne yazık ki bu durum birçok şehrimiz için geçerli. Bir şehrin destinasyon yönetiminin (eğer varsa!) en öncelikli işi veri derlemek ve o veriyi sağlıklı bir biçimde yorumlamak olmalıdır. Karar vericilere tutarlı, güvenilir çıkarımlar sunmalıdır ki onlarda şehrin refah ve itibarını yüceltecek doğru kararlar verebilsin.

Bir şehir için ziyaretçinin geceleme sayısı ile kişi başı harcama tutarı önemlidir. Her ikisini de sürdürülebilir biçimde, yani dengeli bir şekilde, attırması beklenir; şehrin değerlerini tüketmeden. Geçen hafta İspanya’dan gelen bir haber beni çok etkiledi. İspanyol Hükümeti çevreyi rahatsız eden, sarhoş turistlerin konakladığı ucuzcu otelleri tek tek satın alıyor, işe yarayabilecekleri yeniden yapılandırıyor ve fiyatını arttırıyor, yaramayanları ise mülk olarak satıyor. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!”. Liberal kapitalizmin babası Adam Smith’in meşhur sözü, 18. yüzyıl kapitalizminin anlayışı. “Gelsin de kim gelirse gelsin!” turizm anlayışının sürdürülebilir olmayacağı aşikar.

Bir ilginç araştırma ise kişi başı harcamanın ne kadarının şehirde kalıp kalmadığı ile ilgili. Araştırmayı yapanlar buna “Turizm Kaçağı” adını vermişler. Yani su kaçağı gibi; bir yerlerde kaçak var, eve yeterince su gelmiyor:

 

Turizmin yerel ekonomi üzerindeki etkisini, sağlık karnesini göstermesi açısından önemli bir tablo. Ziyaret edilen destinasyonda yapılan harcamanın artması kadar bu harcamanın nerelere yapıldığı da önemli. Özetle, “yerli ve şehirli” olmanın kıymeti! Kaçak, yerel ekonomi arzu edilen ürün ve hizmetlere değer kazandırmadıkça, rekabet üstünlüğü elde edemedikçe artıyor. Doğru yönetilirse çok daha büyük bir payın şehir ekonomisine kalacağı belirtiliyor. Turizm ile şehre bağlı tarımsal faaliyetler, üretim kabiliyeti, nadide yerel ürünler (hatıra eşyaları), arasında güçlü bir bağ kurulması halinde bu kaçağın azaltılacağı vurgulanıyor.

Şimdi anlaşılıyor mu bir şehre ait coğrafi işaretli ürünlerin yönetiminin önemi? O ürünlerin değer kazanmasının önemi? Şimdi anlaşılıyor mu o şehirde üretilen ürünlerin markalaşmasının önemi? Şimdi anlaşılıyor mu kültürel mirası akılcı bir biçimde kazanca dönüştürmenin önemi?

Tüm yazılarını göster