Kader mi yoksa bilim ve inovasyon mu?

D. Ferhat DEMİR İNOVASYON DELİSİ

İçimiz kan ağlıyor. 42 yıllık ömrümde ben böyle bir felaket görmedim. Durum gerçekten kelimeler ile ifade edilmeyecek kadar vahim. Özellikle Hatay, çaresizce kaderine terk edilmiş durumda. Sakarya depreminde üniversite öğrencisiyken kaldığım apartman yıkılmış, aylarca çadırda kalmış birisi olarak söylüyorum, mevcut manzara çok daha ağır. Yıkımın büyüklüğünü kamufle etmeye çalışmak, buradan bile başarı hikayeleri yazmak ve kök-nedenleri saptırmak; her şeyden önce can kaybı olan insanlara saygısızlık. Tedavi için önce tetkik ve teşhis gerekiyor fakat görüyorum ki halen tetkik edilmekten kaçıyoruz ve halen açıkça teşhis konulmasını istemiyoruz. Böyle güzel üç maymunları oynamaya devam edersek, binlerce insanımız ölmeye devam değer. Bu coğrafyanın kaderi; acı. Ülkemiz maalesef acılardan güneşli günler göremiyor. Savaşlar, darbeler, ekonomik krizler, yangınlar, göçmen dalgası ve depremler. Periyodik olarak insanımızın belini büküyor. Böyle zor bir coğrafyada yaşıyorsak, hamasete, hurafelere, hikayelere değil akla, bilime, inovasyona ve teknolojiye daha çok ihtiyacımız var demektir. Sakarya depremi üzerinden 20 yıldan fazla geçti. Bu sürede yaklaşık 90 milyar deprem vergisi toplanmış. 20 yılda büyük dönüşümler yaşanabilirdi. Şu anki manzara büyük ölçüde engellenebilirdi. Can kaybı sayımız, 99 depremini aşacak gibi gözüküyor maalesef. Mevcut teknolojiler depremleri engelleyemiyor, doğru ama ölümleri engelliyor. Japonya, bu dünyada bir ülke. 8 şiddetinde depremlerde tek bina yıkılmıyor. Onların kaderi iyi yazılmış mı diyelim? Sahi, depremler mi katil yoksa bir an önce köşeyi dönmeye çalışan müteahhit tayfası ve onu gerektiği gibi denetlemeyenler mi?

Ülke olarak o kadar lüzumsuz mevzular ile vakit kaybediyoruz ki asıl dertlerimizi konuşmamıza zaman kalmıyor. Türkiye’nin tek gündemi olmalı: ekonomik atılım, yoksulluktan kurtulma, insanını dünya standartlarında yaşatma, bilimi temel alan eğitim seferberliği, teknoloji ve inovasyonda sıçramalar. Bunun dışındaki her madde; yapaydır, lüzumsuzdur, rant alanıdır. Devletlerin büyüklüğü ile kaybettiği vatandaş sayısı arasında ters orantı vardır. Gelişmiş bir ülke minimum zayiat var. Büyük devletin ölçüsü yol yapmak değil, o yolun çökmemesidir. Dikilen binanın gösterişi değil, o binanın yıkılmamasıdır. Yeni yapılan hastaneler, okullar, hava alanı gibi kamu binaları çöküyorsa gerçekten sorgulanması ve düşünülmesi gereken ağır bir mesele vardır. Türk milleti kara günlerde dayanışmasını bilir ama birkaç ay sonra kâğıt apartmanlarda oturtanlar, dere ağzına ev yapılmasına göz yumanlar, yıllarca gerekli hazırlıkları yapmayanlar hayatlarına her şey çok normalmiş gibi devam mı edecek?

Benzer bir vaka, İzmir ve İstanbul bölgesinde bekleniyor. İnşallah o gün hiç gelmez ama olma ihtimaline dair ben ciddi bir çalışma var mı?. İstanbul veya Ankara’da böyle bir deprem milli güvenlik sorununa dönüşebilir. Ya yine hava alanları çökerse? Özellikle, İzmir gecekondu ve 50 yaşının üzerinde eski binalar ile dolu. Yakından takip ediyorum, neredeyse balkonları düşen bu binalara tek çivi çakılmıyor. Ülke sathında bir an önce kentsel dönüşüm tamamlanmalı. Konu müttehitlerin kar hesaplarına ve insaflarına bırakılmayacak kadar önemli. Kazancın piyasanın altında kaldığı durumlarda gerekirse devlet sübvanseye edebilir ya da TOKİ veya buna dedike kurulan bir kurum marifeti ile kentsel dönüşüm bundan sonra tek gündem olmalı.

Maalesef GSM operatörleri de sınıfta kaldı. Yaptıkları büyük PR çalışmalarına rağmen, onların da teknolojilerini yeterince geliştirmediklerini görmüş olduk. Özellikle Hatay’da 24 saat geçmesine rağmen telefonlar çalışmıyor. Telefonu sayesinde kurtarılabilecek yüzlerce insanımızı kaybettik belki de. Bunun vicdan azabını yaşayarak telekomünikasyon şirketleri ciddi bir özeleştiri yapmalı. Deprem bölgesinde iletişimi, sadece yıkılması olası binaların tepesine diktiğiniz antenlere terk edemezsiniz. Yedeklemeniz gerekirdi. Günü geçen faturaların tahsisinde son derece becerikli olan bu şirketlerden teknolojiye ve inovasyona yatırımda aynı beceriyi bekliyoruz. Son bir not: bölgede göçmen nüfusu fazla. Gasp ve hırsızlık gibi bazı kötü durumlar, iki toplum arasında büyük olaylara yol açabilir. Güvenlik güçlerimiz mutlaka özel tedbir alıyordur ama soğuk kanlı bir şekilde teyakkuz halinde olmalıyız. Ülke olarak başımız sağ olsun. Maddi ve manevi kayıpları olan tüm vatandaşlarımıza sabır ve metanet diliyorum.

Tüm yazılarını göster