Nerede yanlış yaptık?

Zeynep GÜRCANLI Yedi Düvel

Maraş depreminde ortaya çıkan devasa yıkım, tüm dünyanın gözünün de Türkiye'ye dönmesine neden oldu.

Neredeyse tüm dünyadan ekiplerin katıldığı kurtarma çalışmaları devam ederken, yavaş yavaş, hem insani, hem de ekonomik açıdan bu kadar büyük bir yıkımın ardından  "nasıl iyileşiriz" sorularına da yanıt aramanın vakti de geldi. - Okurun hoşgörüsüne sığınarak; bu seferlik yazıyı dış politika yerine, Ankara'da görev yapan bir gazetecinin gözünden, depremle mücadele "yanlışlarına" ayırmak daha uygun olacak gibi geldi.-

İlk yapılması gereken kuşkusuz, "nerede yanlış yaptık" sorusuna yanıt aramak olmalı. Türkiye'nin deprem ülkesi olduğunu her Türk vatandaşı neredeyse okuma yazma ile birlikte öğrenirken, son 20 yılda "bunu hiç umursamadan" yaşadığımız  bir gerçek.

Mevcut iktidarın 20 yıllık yönetimsel özeti de bu alandaki yanlışlarla dolu.

‘İmar affı'nın etkisi

İlk akla gelen yanlış, imar affı mesela; CHP Milletvekili Mahmut Tanal'ın soru önergesine Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un verdiği yanıt, durumun vehametini gösterir nitelikte. Kurum, imar barışı kapsamında Türkiye genelinde toplamda 7 milyon 85 bin 969 adet Yapı Kayıt Belgesi verildiği, bunların 5 milyon 848 bin 927’sini konutların oluşturduğu açıklamıştı. Acaba sayısı neredeyse 6 milyona yaklaşan bu konutların kaç tanesi deprem bölgesindeydi ve hasar gördü, yıkıldı?

Meslek odalarının devre dışı bırakılması

Bir başka yanlış, yapı denetimleri konusunda yapıldı; Türkiye'deki iktidarların politikalarını kendi uzmanlık alanları çerçevesinde denetleyen, kuruluşları yasalarla desteklenen meslek odalarına AK Parti hükümetinin bakışı malum. Bu bakış, 2020 yılında Meclis'teki iktidar cephesinin oylarıyla çıkarılan bir yasada somutlaştı; Başta Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) olmak üzere, odaların kamusal mesleki denetim yetkileri ortadan kaldırıldı. Denetim yetkisi belediyeler ve bakanlığa devredilerek, odalar devre dışı bırakıldı. Yani bir anlamda vatandaşın oturduğu evler siyasetçilerin insafına terk edildi. Sonuç da ortada.

Sadece konutlar da değil; Amik gölü kurutularak üzerine yapılan Hatay Havalimanı’nın inşaatı sırasında TMMOB'un defalarca yaptığı uyarı hala hafızalarda. Şimdi hava limanı kullanılmaz halde.

Belde belediyelerinin kapatılması, köylerin "mahalle" olması

AK Parti hükümetleri tarafından kurulan yasal sistemdeki gedikler kendini deprem sonrasındaki arama kurtarma faaliyetleri sırasında gösterdi. Depremin üzerinden neredeyse beş gün geçmesine rağmen hala ulaşılamamış ya da neredeyse yok denecek kadar az yardım almış uzak köyler var. AK Parti iktidarının 2005 yılında lağvettiği Köy Hizmetleri teşkilatı hala çalışıyor olsaydı, durum farklı olur muydu diye düşünmemek elde değil.

Yine AK Parti döneminde çıkarılan Büyükşehir Belediye yasası da, kent merkezleri dışında yaşayan küçük köy ya da beldelerdeki vatandaşların yardıma hızlıca ulaşmasını neredeyse imkansız hale getirdi. Belde belediyeleri kapatıldı, köyler büyükşehirlere ya da ilçelere bağlı "mahalleler" haline getirildi. Ancak deprem anında büyükşehir ve ilçe belediyelerinin kent merkezlerine müdahale ederken, eski köy-yeni mahallelere dönüp bakmaya bile vakit bulamadığını hep beraber yaşadık.

Kararların merkezileştirilmesi

Ve bir de "kararların merkezileştirmesi" durumu var ki, etkisi hepsinden kötü oldu. Tüm yetki AFAD'a bırakılınca, kararların tek merkezden, Ankara'dan alınması zorunluluğu ortaya çıktı. Alandaki yardım ekipleri bile, en küçük bir kurtarma faaliyeti için gözünü Ankara'dan gelecek talimata dikince de, deprem sonrası müdahale için en değerli saatler "beklemekle" geçti.

Yardım gönüllülerinin sosyal medyadan yazdıkları tanıklıklar ortada.

Nitekim aynı eleştiri,  CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun açıkladığı Düzce-Gölyaka depreminden sonra bizzat AFAD'ın hazırladığı raporda da yer almıyor mu?

Ve tabi buna bir de 2023 bütçesinde yer alan çok kritik bir düzenlemeyi eklemek gerek; Cumhurbaşkanlığı 2023 bütçesini hazırlarken AFAD'a ayrılan bütçe yüzde 33.6 oranında azaltıldı. 2022 yılında ek bütçe dâhil 12 milyar 161 milyon 792 bin TL olan AFAD bütçesi, 2023 yılında 8 milyar 75 milyon 405 bin TL olarak geçti. Aradaki fark 4 milyar 86 milyon 387 bin TL.

Türkiye'nin deprem ülkesi olduğu da, sel felaketleri ile boğuştuğu da, orman yangınları da unutulmuş sanki.

2023 bütçesinde AFAD'dan kesilen paranın nereye gittiğini merak edebilecekler için de bir ip ucu vermek gerek elbette; Diyanet'in 2023 bütçesi yüzde 56.6 oranında arttırıldı.

AFAD'ın Gölyaka-Düzce depremi sonrasındaki raporunda, deprem sonrası zarar tespit ekiplerinde inşaat mühendisleri yerine imamların yer aldığına ilişkin tespitini de; AFAD'ın en kritik bürokratlarından Afetlere Müdahale Genel Müdürü'nün İlahiyat Fakültesi kökenli olduğu, 2018'de AFAD'a üst düzey yönetici olarak atanana kadar kariyerinde hiç yardım-kurtarma unsurunun yer almadığı bilgisini de Diyanet'teki bütçe artışıyla birlikte okuyunca, tablo daha netleşiyor...

Tüm yazılarını göster