2026 Mayıs ayı ödemeler dengesinde net hata ve
noksan kalemi, yalnızca yüksek olmakla kalmadı; cari açığa ve net
dış ticaret açığına oranı da dikkat çekici seviyelere
ulaştı.
“Ölçemediğin şeyi geliştiremezsin.” Orjinali “If you can’t
measure it, you can’t improve it,” olan bu söz çoğu zaman yönetim
bilimci Peter Drucker’a atfedilir. Her ne kadar bu ifadeyi onun
birebir söyleyip söylemediği tartışmalı olsa da ister kamu olsun,
ister özel sektör olsun aynı kural geçerlidir. Ölçemediğiniz şeyi
sağlıklı bir şekilde yönetemezsiniz.
Bu ilke ekonomi için de geçerlidir. Hele ki konu ödemeler
dengesi olunca oldukça önemlidir.
Her ay açıklanan ödemeler dengesi verileri, Türkiye ekonomisinin
dış dünyayla kurduğu ilişkinin bilançosudur. Ne kadar ihracat
yaptığımızı, ne kadar ithalat gerçekleştirdiğimizi, turizm gelirlerini, yatırımları, kredileri ve sermaye
hareketlerini bu tabloda görürüz. Teoride muhasebe kusursuzdur, adı
üzerinde denge üzerine kuruludur. Cari işlemler hesabı ile sermaye
ve finans hesapları birbirini dengelemelidir.
Sorun net hata ve noksan kaleminin büyüklüğüdür
Ancak uygulamada bu denklik çoğu zaman sağlanamaz. Aradaki fark
ise “net hata ve noksan” kalemine yazılır. Bu kalem, ölçülemeyen,
zamanlaması farklı kaydedilen ya da kaynağı tam belirlenemeyen
döviz giriş ve çıkışlarının muhasebe karşılığıdır.
Aslında sorun ödemeler dengemizde net hata ve noksanın varlığı
değildir. Dünyanın hemen her ülkesinde bu kalem bulunur. Sorun, bu
kalemin büyüklüğüdür.
Son açıklanan 2026 Mayıs ayı ödemeler dengesi verileri de bunu
bir kez daha gösterdi. Net hata ve noksan kalemi yalnızca yüksek
olmakla kalmadı; cari açığa ve net dış ticaret açığına oranı da
dikkat çekici seviyelere ulaştı. Bu durum maalesef artık
istatistiksel olarak göz ardı edilebilecek küçük bir sapma olmaktan
çıktı.
Elbette uluslararası işlemlerin tamamını aynı anda ve eksiksiz
ölçmek kolay değildir. Bavul ticareti, turizm harcamalarının
tahmini, yurt dışından getirilen nakit dövizler, kayıt
zamanlamasındaki farklılıklar ve raporlama eksiklikleri bütün
ülkelerde belirli ölçüde istatistiksel fark yaratır.
Ancak gelişmiş ekonomilere bakıldığında bu farkın genellikle
oldukça sınırlı kaldığı görülüyor. Çoğu ülkede net hata ve noksanın
cari işlemler büyüklüklerine oranı birkaç puan seviyesinde
seyrediyor. Yüzde 5’in üzerine çıkan örnekler ise istisna
niteliğinde. Türkiye’de ise zaman zaman bu sınırların çok ötesine
geçen sapmalarla karşılaşıyoruz.
Bu durumun iki önemli sonucu var.
Belirsizlik arttıkça risk algısı da yükselir
Birincisi, ekonomiyi analiz etmeyi zorlaştırıyor. Cari açığın
hangi kaynaklarla finanse edildiğini tam olarak göremediğinizde dış
finansmanın kalitesini de doğru değerlendiremezsiniz. Doğrudan
yatırım mı geliyor, uzun vadeli kredi mi kullanılıyor, portföy
yatırımı mı artıyor, yoksa kaynağı tam belirlenemeyen döviz hareketleri mi devreye giriyor? Bu soruların net
cevabı bulanıklaşıyor.
İkincisi ise güven meselesidir. Ekonomik verilerin
güvenilirliği, para politikasından yatırım kararlarına kadar pek
çok alanda belirleyicidir. Yerli ve yabancı yatırımcılar yalnızca
rakamların büyüklüğüne değil, o rakamların ne kadar sağlıklı
ölçüldüğüne de bakar. Belirsizlik arttıkça risk algısı da
yükselir.
Bu nedenle mesele yalnızca istatistik üretmek değildir. Sadece
ödemeler dengesinde değil diğer tüm alanlarda sağlıklı istatistik
üretmek, ekonomik yönetimin ayrılmaz bir parçasıdır.
Geçen hafta net hata ve noksan meselesini CNBC-e'de “4'te
Ekonomi” programında Ali Ağaoğlu ile konuştuk. Türkiye son yıllarda
veri üretiminde önemli ilerlemeler kaydetti. Ama Ali'nin de dikkat
çektiği gibi dijitalleşme arttı, idari kayıtların kapsamı
genişledi, kurumlar arasındaki veri paylaşımı gelişti. Buna rağmen
ödemeler dengemizde dünya standartlarının çok üzerinde hata ve
noksan vermemiz düşündürücüdür. Net hata ve noksan kaleminin
büyüklüğü hala kat edilmesi gereken mesafe olduğunu gösteriyor.
Ekonomide güven doğru veri üretmekle de
sağlanır
Gümrük verileri ile finansal kayıtların daha etkin
eşleştirilmesi, turizm gelir ve giderlerinin ölçüm yöntemlerinin
güçlendirilmesi, sınır ötesi nakit hareketlerinin daha sağlıklı
izlenmesi ve kurumlar arasındaki veri entegrasyonunun
derinleştirilmesi gerekiyor. Teknoloji bugün bunu geçmişe göre çok
daha mümkün kılıyor.
Ekonomide güven yalnızca doğru politika üretmekle sağlanmaz,
doğru veri üretmekle de sağlanır. Çünkü doğru teşhis olmadan doğru
tedavi yapılamaz.
Kısacası, net hata ve noksan sıfır olmayacaktır, dünyanın hiçbir
ülkesinde de değildir. Ama hedef, bu kalemi ekonominin kaderini
etkileyen bir büyüklük olmaktan çıkarmaktır. Ölçüm hatasının normal
kabul edildiği bir ekonomi ile
ölçüm kalitesini sürekli geliştiren bir ekonomi arasında önemli bir
fark vardır.
Tekrar başlığa dönersek; ekonomiyi yönetmenin ilk şartı, onu
doğru ölçmektir. Çünkü ölçemediğimiz şeyi ne sağlıklı analiz
edebiliriz ne de kalıcı biçimde iyileştirebiliriz.