Şirketlerde ‘tek adam’ hastalığı

Şeref OĞUZ ÖNERİ - YORUM

Dikkat ediyor musunuz, herkes siyasette tek adamlıktan şikâyet ediyor ama şikâyetçilerin çoğu da kendi şirketinde tek adam tutumunda… Gölgesinde ot dahi bitmesine izin vermeyen kurucu babalar, yönetim tepesine kurulup kararını delege etmeyen, her şeyi bilen, kadiri mutlak patronlar…
HR Dergi Genel Yayın Yönetmeni Gülcan Çağlar Çalışkan; “Tek adam olmak lidere ve şirkete ne sağlar?” diye soruyor ve cevaplıyor; “gücü o kadar yüce ve nirvana’varidir ki kimsenin onun yanına yaklaşmaya bile cesareti olamaz. Aura’sı, yüceltilmiş kimliği, hükümdar halleri, her şeyi bilen tavrı ve yönetim masasındaki sandalye sahiplerinin koşulsuz biat’ları ona her geçen gün biraz daha özgüven katar. Bu özgüven tek adamlığın getirdiği en büyük güç ve tehlikedir.”

Ortalık tek adamlarla dolu

EKONOMİ gazetesi olarak ülkenin her köşesini dolaşıyoruz. Şirketlerinde; yönetişim ilkeleri üzerinden kurumsallaşma gayretinde olanlar kadar, “burada benim borum öter” tavrıyla hareket edenler var. Küçük dağları onlar yaratmış, büyüklerine de sponsormuşçasına yönetim kibriyle estirip duruyorlar.

Oysa mezarlıklar, kendilerini vazgeçilmez sananların isimleriyle doludur ve bu ‘tek adamlar’ sanki sonsuza dek hüküm süreceklermiş gibi, yerlerini alacak olanlara yetki devrinde cimri davranıyorlar. Ancak söz siyasete gelince, parti liderliğinde, kamu yönetiminde ‘tek adam’ eleştirisindeler.

İKİ SORU İKİ CEVAP

Tek adamlık nasıl oluşur?

Aslında kariyerine normal yönetici olarak başlasa dahi bir süre sonra orta ve üst kademe yöneticilerinin onlara atfettikleri güçlerle egoları şişmeye başlıyor. Kazandıkları başarıları da kendilerine adresliyor ve bir tür kutsallığa bürünüyorlar. Kraldan çok kralcı tipleri etrafında toplayarak kendilerinden sonra kurumun yaşayamayacağı mitini oluşturuyorlar. Sonra da bu kibirle örülmüş saltanatları, birkaç cenaze çelengiyle son buluveriyor.

Tek adamlıktan nasıl kurtulursun?

Ona kutsiyet atfetmeyerek… Hatalı kararlarını onaylamak yerine itiraz ederek. Kurumsallaşmayı hakkıyla yapmaya gayret ederek. Eğer orta kademe yöneticisi isen haysiyetli davranıp üst yönetici olmak adına tek adamın egosunu beslemeyerek… Üst kademe yöneticisi isen en iyi kamçılayanı terfi ettirmeyip kurumda “hesap verebilirlik”, “sorumluluk”, “şeffaflık” ve “adillik” düsturunda kalarak…

not / BENCİLİDERLİK

Tek adamlık, karar süreçlerinde hız getirse de ortak akıl üretmenin önüne geçtiği için çok fazla risk barındırır. Kendisini; “leviathan” tavrıyla “kararları sorgulanamaz” noktasına taşıyan şirket patronları, daha sonra aldıkları kararların niteliksizliği faturasıyla yüzleşmek zorunda kalacaklardır. Bugün kendisini “usta” diye tanımlayan tepe yöneticilerine bakıyorum; bunlar her şeyi biliyor ve her durumda en iyi kararı verdiklerini sanıyorlar. Oysa kendine usta diyebilmen için; 1-önce ustanı geçeceksin, 2-sonra seni geçecek bir öğrenci yetiştireceksin.
Kendine lider diyebilmen için; Ya yol açacaksın, ya da yoldan çekileceksin. Gölgesinde ot dahi yetişmesine izin vermeyen hocalara, liderlere, patronlara, yöneticilere demem odur ki bu bencillik ile liderliğin kesişim noktasında önerdiğim “benciliderlik” kavramı üzerine biraz düşünmeleridir. Görecekleri, tek adamlığın; güç devşirmenin, bir süre sonra onlara zarar vereceği olacaktır.

Tüm yazılarını göster