Sanayi politikası hakkında çalışan akademisyenlerin önemli bir
kısmı, sanayi desteklerinin arzu edilen sonuçları vermesinin,
devlet ile destek verilen şirketler arasındaki bilgi alışverişi
mekanizmasının nasıl kurgulanacağı ile yakından ilgili olduğuna
dikkat çekiyor. Bu mekanizma, devletin sanayi politikasına ilişkin
kararları alırken şirketlerden ne ölçüde bağımsız karar aldığı ya
da tersinden bakarsanız şirketler ile ne ölçüde iç içe olduğu
(onlara ne ölçüde gömülü olduğu) ile ilgili.
Mesela Juhasz, Lane ve Rodrik (künyesi aşağıda yer alan) 2024’te
yayımlanmış çalışmalarında, Güney Kore’de başarılı sonuçlar elde
edilmesine rağmen Brezilya ve Hindistan’da aynı performansın
gösterilmemesinin ana nedeninin bu olduğuna ilişkin bulguları
özetliyorlar. Performans farkının arkasında yatan olgunun iki taraf
arasında işbirliğinin nasıl sağlandığı olduğunu vurguluyorlar. Bu
çerçevede dört farklı devlet tipi söz konusu:
1- Bağımsız devlet, düşük gömülülük: Devlet kendi kararlarını
şirketlerden bağımsız bir biçimde alıyor; şirketlerin baskılarından
etkilenmiyor. Devlet düzenlemeleri yapıyor, şirketler uyuyor.
Farklı bir ifadeyle, tepeden aşağıya bir düzenleme mekanizması söz
konusu.
2- Bunun tam tersi durum şu: Bağımsızlık düşük, gömülülük
yüksek. Devlet dar grup çıkarlarına hizmet ediyor. İlişkiler
kişisel çıkara dayanıyor.
3- Yağmacı devlet: Hem bağımsızlık düşük hem de gömülülük.
Devlet toplumu soyuyor.
4- Kalkınmacı devlet: Şirketlerden bağımsız olmak ile onlara
gömülü olma durumu arasında bir denge söz konusu.
Arzu edileni kalkınmacı devlet olmak elbette. Ama bu dengeyi
sağlamanın kolay olmadığını söylemek gerekir. ‘Kalkınmacı devlet’e
dönüşmek amacıyla yola çıkıp ikinci gruptaki devlet tipine dönüşmek
de mümkün. Ama kalkınma iktisatçılarının önem verdiği iç içe olma
(gömülülük) durumunun sağlıklı işleyecek biçimde kurgulanmasından,
kötüye kullanılabilir diye kaçınmamak gerekiyor. Bu mekanizma,
şirketlerin ve sektörün sorunlarını anlamak açısından önemli.
Sağlanan desteklerin neden yanlış kullanıldığını/nasıl daha iyi
kullanılabileceğini ya da destek mekanizmasının neden hatalı
olduğunu/desteklerin nasıl daha da iyileştirilebileceğini öğrenmek
için de gerekli. Şirket performansının doğru ölçülmesi ve
performansının artırılabilmesi açısından da önemli.
Görüldüğü gibi, başarılı bir sanayi politikası tasarlayıp
uygulamak hiç kolay bir iş değil. Enflasyonu kısa sürede düşük iki
haneli bir düzeyden üç haneli bir düzeye sıçratma başarısını
göstermiş bir ülke, bu güç işi başarır mı diye de sormak mümkün
elbette. Ama unutmayalım ki aynı ülkede yine kısa bir sürede tam
tersi bir durum da yaşanmıştı: 2001 krizi sonrasını hatırlayın
lütfen. Özellikle de 2002’nin başından itibaren yaşanan süreci.
İşin çok güç olduğunu görelim ama rahmetli Çetin Altan’ın deyimiyle
de “enseyi karartmayalım”.