Günlük yazımı bitirdikten sonraki alışkanlığım arkadaşlarımla
buluşup sohbet etmektir. İçlerinde eski ekonomi
bürokratları çoğunluktadır. Bunların bir kısmı zaten akademisyen
oldukları için üniversitelerde ders vermeye devam ediyor, bir kısmı
yılların bilgi birikimini yine üniversitelerde ders vererek genç
nesillere aktarıyor. Yalnızca eski bürokratlar değildir sohbet
ettiğim arkadaşlarım, içlerinde eski sendikacılar da vardır,
meslektaşlarım da…
Niyetim sizlere bir günümü nasıl geçirdiğimi anlatmak değil
elbette… Niyetim aslında hepimizin farkında olduğu bir gerçeğin bir
sohbet sırasında çok çarpıcı şekilde bir kez daha ortaya
çıkması…
Geçenlerde yine iki arkadaşımla sohbet ediyoruz. Çok sevdiğim bu
arkadaşlarımdan biri eski bir sendika yöneticisi, diğeri ise
ekonomide çok üst düzey görevlerde bulunmuş, CV’sinde devleti adeta
ele geçirmiş bir takım yapılarla ilişkisi olduğunu ortaya koyan bir
bulguya rastlanamadığı(!) için de düşünüldüğü halde çok daha üst
makamlara getirilmemiş ve daha sonra emekliliği tercih etmiş bir
isim.
İktidarın icraatlarını ve tercihlerini konuşuyoruz. Ağırlıkla da
ekonomiyle ilgili olanları. Konu dönüp dolaşıp son zamanlarda
yapılan ve insanı hayretler içinde bırakan bir takım atamalara
geliyor.
Liyakatsizlik yine diz boyu. Şimdi kurum ya da makam ismi verip
yalnızca onları ön plana çıkarıyormuş gibi olmak istemiyorum ama
son dönemde nerelere kimlerin atandığına bakanlar zaten bunları
görebilir.
Neden?
Eski ekonomi bürokratı olan arkadaşım bana “Sence niye
böyle yapıyorlar” diye sorunca “Bu sorunun yanıtı
aslında sende, bizzat yaşayan sensin, sen söyle” diye
karşılık verdim. Anlattıklarını, özellikle kendi başından geçenleri
burada aktaracak değilim. Ama şu kadarını söyleyebilirim; devletin
içinde bir dönem bakan tercihlerinin bile üstüne çıkabilen, o
tercihlerin gerçekleşmemesine yol açan bir takım yapıların olduğunu
bir kez daha ilk ağızdan dinledim.
Peki niye mi böyle oluyor; niye mi birileri devlet için,
dolayısıyla toplum için yararlı olmayacağını bile bile yanlış
tercihte bulunmayı göze alabiliyor?
Bu sorunun çok kısa bir yanıtı var:
“Umursamadıkları için! Verilen bu kararın ortaya
çıkaracağı olumsuzlukları umursamadıkları için!”
Ne yazık ki yanıt bu kadar kısa ve basit.
Herhangi bir kararın ülke aleyhine sonuçlar doğuracağı göz
önünde bulundurulsa o karar alınır mı?
Ya da herhangi bir makama getirilen kişinin ülke çıkarına iş
yapamayacağı, o donanımda olmadığı görülse ve kabul edilse, o kişi
yine de oraya atanır mı?
Ama ortaya çıkacak sonuçlar hiç mi hiç umursanmıyorsa,
“Yeter ki bizden olsun” ya da “Ben yaptım
oldu” mantığı güdülüyorsa her şey yapılabilir, her türlü
tasarrufta bulunulabilir. Şimdi olduğu gibi…
Mahkeme kararları mı, o da ne!
Düşünün; hukukun tam işlediği bir ülkede bir mahkeme kararına
uymamak herhalde kimsenin aklına gelmez.
Hele hele bu mahkeme en yüksek mahkeme ise… Yani Anayasa
Mahkemesi ise. Anayasa’nın çok açık, hiçbir tartışmaya meydan
vermeyecek, yorum gerektirmeyecek bir hükmü var değil mi… Anayasa
Mahkemesi kararları herkesi bağlar. Ama bağlamıyor, Türkiye’den AYM
kararlarına uyulmayabiliyor.
Bunun tek nedeni var; umursamamak…
Umursamamanın da tek nedeni var, geri planda bir yaptırımın söz
konusu olmaması.
Teamül denilen kavram çoktan yok olmuş. Yazılı olanın bile
uygulanmadığı bir ortamda teamüle kim bakar.
Finans merkezi!
Mahkeme kararlarına uyma, Anayasa Mahkemesi kararlarını yok say;
umursama hiçbir kararı, sonra da bina inşa ederek İstanbul’u finans
merkezi yapma çabasına giriş…
Londra, binaları sayesinde mi finans merkezi oldu sanılıyor acaba?
Ya da İsviçre, bankalarının kasaları çok sağlam olduğu için mi
ülkesinden para kaçıranların tercih ettiği bir ülke haline
geldi?
Umursanan var mı ki?
Türkiye’ye neredeyse hiçbir katkısı olmayacak maden için köylü
yerinden ediliyor, ağaç katlediliyor. Mahkeme kararları bile
uygulanmıyor. Niye, çünkü ne köylü umursanıyor, ne ağaç.
Diğer yanda ne öğrenci, ne işçi ve memur, ne de emekli…
Neredeyse herkes mutsuz, her işkolunda bir mutsuzluk. Trafiğe bile
yansıyor bu.
Çünkü umursanmıyor ki hiçbir kesim.
Daha kötüsü, bu kesimlerin çoğu normalin bu olduğunu
sanıyor:
“Böyle yapılıyorsa büyüklerimizin bir bildiği
vardır.”
Umursamayan ise şunu çok iyi biliyor:
“Şimdi sırt çeviririm, daha sonra yüzlerine biraz güldüm
mü, her şeyi unuturlar…”