Üretmeden büyümek olmuyor; sadece mevcudu üleşmek oluyor…

Nevzat SAYGILIOĞLU EKO ANKARA

Dünkü EKONOMİ gazetemizin manşetinde yer alan “sanayide yeni kapasite arzı alarm veriyor” başlığı çok da sıradan bir başlık değildi. Deneyimli gazetesi Mehmet Kaya arkadaşımız konuyu haberleştirmişti.

Mehmet Kaya, işin jargonuyla sanayicilik iştahına ilişkin önemli bir gösterge niteliğinde olan Sanayi Sicil İstatistiklerinin son iki yıla göre önemli oranda küçülme trendine girdiğini söylemiş. Sicile kayıtlı sanayi kuruluşu sayısının geçen yıla göre yüzde 30 dolayında düştüğünü belirtmiş. Hatta rakamların ayrıntısına göre sanayi kuruluşlarının niteliğinde de kötüleşme olmuş. Şöyle ki; son üç yıla bakıldığında, ileri teknoloji düzeyli sanayi kuruluşlarının sayısının azaldığı, buna karşın düşük teknoloji düzeyli sanayi kuruluşlarının sayısının arttığı görülmüş.

Yani sanayi kuruluşlarında hem sayılar düşüş göstermiş ve hem de nitelik zayıflamış.

Rakamlar önemli!...

Rakamlar ya da sayılar; bilgi verir, konuyu akıllarda somutlaştırır, konu ile ilgili olarak geçmişle ve benzerleriyle mukayese imkânı sağlar, analiz yapılması fırsatını doğurur, dolayısıyla strateji belirleme ve politikalar oluşturma adına vazgeçilmezdir.

Rakamlar, bazen de gerçekleri gizleme ya da saptırma fırsatı verir. Çünkü istatistiğin bu anlamda farklı bir algılanması vardır.

Örneğin; ekonomiyle ilgili rakamlara üstten bakarsanız farklı görürsünüz, içine girerseniz ya da ayrıntısına bakarsanız daha farklı görürsünüz. Hele de konuya hakimseniz ve şifreleri çözme beceriniz varsa…

Dolayısıyla rakamlar önemli, ama yeterli değil.

Nitelik daha da önemli!...

Rakamların dili kadar ruhu da önemli. Hatta bazen çıplak gözle görülenler ve gözlenenler de önemli. Onun için nicel sayılar yanında nitel ya da kalitatif tespitler çok değerli.

Gerçekten de bakıyoruz. Son yıllarda Türkiye sathında şöyle bir manzara görüyoruz.

● Ovalar, verimli alanlar, sulak yerler için imara açılıyor,

● Tarlalar nadasa bırakılıyor,

● Kimse ekmiyor, biçmiyor, köyler bomboş,

● Köylü ekmeğini günlük şehirden alıyor,

● Köyler bile kahvehanelerle dolu,

Tarım için hiç elverişli bir ortam yok, gübre, mazot, tohum çok pahalı,

● Çoban bile bulamıyoruz, Afganlılara teslim olmuş durumdayız,

● Zaten maliyetlerini kaldırmak ve güvenli noktada olmak çok zor,

● Yeni fabrikalar kurulmuyor, mevcut fabrikalar el değiştiriyor,

● Bazı fabrikalar yenileme, tevsi ve modernizasyonla yetiniyor,

● Sanayicinin ulaşacağı finansman yok,

● İhracat yapacağı zemin tam iyileştirilemiyor,

● Yabancı sermaye zaten yıllardır gelmiyor,

● Antalya’dan, İstanbul’dan, Ankara’dan konut satın alan yabancılar bir sürü tezgâhın içerisinde yer alıyor,

● Bu bedeller de artık kayıtlarımıza yabancı sermaye girişi olarak yansıyor,

● Öte yandan ülkenin her tarafına 50 metrelik yollar yapılıyor,

● Son yıllarda duraksasa da tarlalarda, dağ başlarında gökdelenler boy veriyor,

●…

Bu rakama ihtiyaç duyulmayan ve çıplak gözle gözlenen tablo, ülkede üretimin olmadığını ya da yeterli ve nitelikli olmadığını ortaya koyuyor.

Üretim olmayınca da iktisadın işleyen kanunları çerçevesinde arz azlığına bağlı olarak artan talep karşısında enflasyon hortluyor. Bu arada mevcut üretim de artmadığı halde, üretimden pay alanların yarışı başlıyor; dolayısıyla insanlar üretmiyor ya da üretemiyor, ama üleşiyor.

Bunun da sonucu giderek bozuna gelir ve servet dağılımı oluyor.

 

 

Tüm yazılarını göster