İran’dan ABD'ye karşı yeni savunma hamlesi: Kirpi stratejisi
Tahran yönetimi, olası ABD saldırılarına hazırlanırken askeri stratejisini kökten değiştirerek savunmada esnekliğe ve dağınık yapılanmaya öncelik vermeye başladı.
ABD Savunma Bakanlığı’nın, İran’a yönelik olası askeri operasyon planlarını yeniden masaya yatırdığı ve hedef listelerini güncellediği öne sürüldü. Washington kulislerinde, Başkan Donald Trump’ın kapsamlı bir müdahale seçeneğini değerlendirebileceği konuşulurken, Pentagon kaynakları sahadaki askeri denklemin önceki dönemlere göre çok daha karmaşık hale geldiğine dikkat çekiyor.
İddialara göre İran, son aylarda hava savunma ağını genişletirken stratejik askeri noktaların yerlerini değiştirdi, mobil füze sistemlerini aktif hale getirdi ve elektronik harp kapasitesini artırdı. Bu durumun, olası bir ilk saldırı dalgasının etkisini azaltabileceği değerlendiriliyor.
İran ordusu, askeri potansiyelini korumak için kritik hedeflerini yer altına taşırken, güçlerini hareketli ve geniş bir alana dağıtarak tespit edilmesini zorlaştırdı. Bu değişimlerin merkezinde kamuflaj, yüksek manevra kabiliyeti ve küçük birimlerin özerk konuşlanması yer alıyor.
“Kirpi stratejisi”
Amerikalı askeri analistlere göre İran, savunma kurgusunu son dönemde “kirpi stratejisi” olarak adlandırılan yeni bir doktrinle güçlendirdi. Bu yaklaşımda İran, saldırgan bir yapıdan öte, düşmanı ağır kayıplar vermeye zorlayan bir savunmayı tercih ediyor. Bu kapsamda, Şahab, Siccil ve Hürremşehr tipi mobil balistik füze sistemleri Washington'un hedef listelerinde öne çıkıyor. Ayrıca hızlı saldırı tekneleri ve gemisavar füze bataryaları da İran’ın asimetrik güç göstergesinin bir parçası olarak değerlendiliyor.
Hürmüz boğazı’nda kritik stratejik denge
ABD ve İran arasında yükselen gerilimde gözler yine Hürmüz Boğazı’na çevrildi. Küresel enerji trafiğinin yaklaşık yüzde 20’si bu dar suyolundan geçerken, İran da askeri kapasitesini esnek bir yapıya dönüştürerek, ilk saldırı sonrası dahi boğazdaki deniz trafiğini tehlikeye atabilecek caydırıcı gücünü koruyor.
Washington’da ise mevcut yönetim iki farklı yol haritasını tartışıyor. Bir yandan bölgenin güvenliğinin yeniden sağlanmasına dönük diplomatik çabalar sürerken, diğer taraftan askeri, siyasi ve diplomatik risklerin hassas bir dengede değerlendirilmesi gerektiği öne çıkıyor. ABD’nin geniş çaplı bir saldırıya yeniden başvurup başvurmayacağı ise bu unsurlar arasındaki dengeye bağlı olarak şekillenecek.

