İsrail saldırılarının acı bilançosu: Gazze genelinde can kaybı 73 bin 66'ya yükseldi

Ekim 2023 döneminden bu yana sürdürülen askeri operasyonlar neticesinde Gazze Şeridi'ndeki toplam can kaybı 73 bin 66'ya ulaştı. Bölge genelinde yürürlükte olan kırılgan ateşkes sürecine rağmen yaşanan yapısal ihlaller ve tırmanan saldırılar sebebiyle yaralı sayısının da 173 bin 514'e yükseldiği bildirildi. Sahadaki lojistik imkansızlıklar ve enkaz kaldırma çalışmalarındaki aksamalar, gerçek insani bilançonun kayıtların çok daha üzerinde olabileceğine işaret ediyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
İsrail saldırılarının acı bilançosu: Gazze genelinde can kaybı 73 bin 66'ya yükseldi

Abluka altındaki topraklarda insani kriz derinleşerek devam ederken, askeri müdahalelerin yol açtığı toplam can kaybı bilançosu 73 bin sınırını aşarak yeni bir trajik eşiğe ulaştı. Sağlık altyapısının tamamen çöktüğü ambargo altındaki bölgede, ilan edilen ateşkesten bu yana gerçekleşen bombardımanlar sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı artmaya devam ediyor. Uluslararası yardım koridorlarının ve sivil savunma ekiplerinin hareket alanının kısıtlanması, sivil nüfus üzerindeki yapısal riskleri canlı tutuyor.

Kırılgan ateşkes sürecinin asimetrik bilançosu ve yapısal ihlaller

Uluslararası kamuoyunun arabuluculuğunda yürürlüğe giren resmi ateşkes mutabakatı, Gazze Şeridi genelindeki can kayıplarının önüne geçmekte ne yazık ki yetersiz kalıyor. Yapılan yazılı açıklamalara ve analitik verilere göre, söz konusu uzlaşma döneminin başlamasından bu yana gerçekleştirilen topçu atışları ve hava bombardımanları neticesinde 1053 sivil yaşamını yitirirken, 3 bin 406 kişi ise ağır yaralandı. Düzenli ordu birliklerinin güvenli bölge ilan edilen alanlarda sürdürdüğü nokta operasyonlar, ateşkes rejiminin sahadaki uygulanabilirliğini yapısal olarak sakatlarken, insani kayıp eğiliminin istikrarlı bir şekilde yukarı yönlü kalmasına yol açıyor.

Enkaz altındaki kayıplar ve lojistik altyapının çöküşü

Resmi raporlarda yer alan 73 bin 66 can kaybı, sadece hastane kayıtlarına girilebilen ve kimlik tespiti tamamlanmış olan kişileri kapsıyor. Ambulans servisleri ve sivil savunma organizasyonlarının yakıt yetersizliği, ekipman eksikliği ve güvenlik garantilerinin bulunmaması nedeniyle yıkım bölgelerine ulaşamaması, binlerce cenazenin hala beton blokların altında kalmasına sebebiyet veriyor. Nitekim ateşkes döneminden bu yana harabelerden sadece 786 kişinin cansız bedeninin çıkarılabilmiş olması, arama kurtarma kapasitesinin lojistik olarak nasıl felç edildiğinin en somut operasyonel göstergesi olarak sunuluyor.

İnsani yardım ağlarının çöküşü

Sivil nüfus üzerindeki doğrudan can kaybı baskısının yanı sıra, askeri harekatın bölgedeki yerleşim alanları ve kurumsal altyapı üzerinde yarattığı tahribat da makro düzeyde bir yıkıma işaret ediyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, kamu binaları, hastaneler, enerji nakil hatları ve su arıtma tesisleri dahil olmak üzere sivil altyapının %90'a yakın bir bölümü tamamen işlevsiz hale getirilmiş durumda. İnsani yardım ağlarının finanse edilmesini zorlaştıran bu yapısal tahribatın ortadan kaldırılması ve bölgenin sıfırdan inşa edilebilmesi için gereken asgari bütçenin küresel fonlar düzeyinde 70 milyar ABD doları sınırına ulaştığı tahmin ediliyor.

Temel gıda krizinin kronikleşen yapısal boyutu

Bölgede hayatını idame ettirmeye çalışan milyonlarca insan için temiz su ve gıdaya erişim, her geçen gün aşılması daha da güçleşen bir engele dönüşüyor. Ambargo şartlarının ağırlaşmasıyla birlikte sınır kapılarından geçişine izin verilen insani yardım tırlarının sayısı, günlük asgari ihtiyaç miktarının çok altında kalıyor. Tarım arazilerinin büyük oranda zarar görmesi ve yerel üretimin tamamen durması, dışarıdan gelecek un ve tıbbi malzeme lojistiğine olan bağımlılığı artırıyor. Dağıtım ağlarında yaşanan aksaklıklar ve güvenlik koridorlarının tam olarak tesis edilememesi, özellikle çocuk nüfus arasında akut beslenme yetersizliği risklerini tırmandırıyor.

Sağlık tesislerindeki yapısal yetersizlik ve tedavi krizleri

Çatışma bölgelerinden tahliye edilen yaralıların sevk edildiği sınırlı sayıdaki sahra hastaneleri, aşırı yoğunluk ve tıbbi malzeme eksikliği nedeniyle operasyonel kapasitesinin çok üzerinde çalışıyor. Elektrik şebekesindeki kesintiler ve jeneratör yakıtlarının tükenme noktasına gelmesi, yoğun bakım üniteleri ile yenidoğan servislerindeki cihazların işleyişini doğrudan tehlikeye atıyor. Kronik hastalıkları bulunan binlerce sivilin ilaç tedarik kanallarının kapanması, sahadaki can kaybı eğilimini doğrudan besleyen yapısal bir diğer krizi doğuruyor. Bölge dışına yapılması gereken acil tıbbi tahliyelerin bürokratik engellere takılması ise mevcut tablonun insani boyutunu daha da ağırlaştırıyor.