Elektromekanik sektörüne yönelik kapsamlı rapor yayınlandı
Elektromekanik Sanayicileri Derneği (EMSAD) sektörün gelecek dönem hızla büyüyeceği ve Türkiye’nin de enerji güvenliği, ihtiyacın yerli ürünlerle karşılanması ve büyüyen dünya pazarından daha fazla pay alınması için ihracata odaklanan stratejik önceliklerin benimsenmesini önerdi.
Mehmet KAYA(ANKARA)
Elektromekanik Sanayicileri Derneği (EMSAD) sektörün gelecek dönem hızla büyüyeceği ve Türkiye’nin de enerji güvenliği, ihtiyacın yerli ürünlerle karşılanması ve büyüyen dünya pazarından daha fazla pay alınması için ihracata odaklanan stratejik önceliklerin benimsenmesini önerdi. Türkiye’nin mevcut görünümde ihtiyaçlarının çok büyük bir bölümünü yerli üretimle karşılayabildiği ancak gelecekte bunun devam etmesi ve değişen teknolojilerle birlikte çok yüksek oranda büyüyecek dünya pazarındaki varlığını sürdürmesi gerektiği vurgulandı. Rapor, deprem riskinin elektrik sektörüne etkilerine de odaklandı.
Elektromekanik ürünlerin tüm bileşenlerini dikkate alan bu sektördeki en kapsamlı yaklaşımı içeren EMSAD tarafından hazırlanan Elektromekanik Sektör Raporu 2025 yayınlandı. Rapor, kapsamı ve yaklaşımıyla bir ilk olma özelliği taşıyor. EMSAD Başkanı Zafer Arabul, EKONOMİ’ye rapor hakkında yaptığı açıklamada, raporun geçmiş dönem verilerini de kapsayarak, gelecek dönem tüm çalışmalara bir referans olmasına dikkat ettiklerini belirtti. Arabul, “Sadece durum tespiti değil paydaşlarımızla beraber ileriye dönük neler planlamamız gerektiğini, karar vericilerin elinde bir el kitabı olarak olmasını istedik” dedi.

Rapor çerçeve çiziyor
Raporda, Türkiye’nin yeni teknolojileri de içerecek şekilde yeni yaklaşım belirlemesi temel yaklaşım olarak benimsendi. Sayısallaşma, yenilenebilir enerji, elektrikli araç vb. yeni unsurlar dahil, elektrik sektörünün küresel ölçekte dönüşüm geçirdiği, bunun sonucunda da çok hızlı bir büyüme dönemine girileceği vurgulanarak, 2024 sonu itibariyle yaklaşık 178 milyar dolar büyüklükte olan transformatör, şalt sistemleri ve akıllı şebekelerden oluşan genel sektörün, 2035 itibariyle 430 milyar dolara yükseleceği tahminine dikkat çekildi. Ayrıca yine bu tahmine göre 280 GWh seviyesindeki enerji depolamanın da 10 bin 200 GWh seviyesine geleceği hatırlatıldı.
Rapor temel olarak, şebekelerin daha fazla dağıtık hale geleceği, iletimde yeni teknolojilerin öne çıkacağı, akıllı yazılımlar dahil yeni elektrik yönetim sistemlerinin ağırlığının artacağına işaret ederek, Türkiye’nin bu yeni döneme hazırlanmasını önerdi. Bu amaçla yerli üreticilerin yeni teknolojik ortama hazırlanması için yatırım, üretim ve test altyapısı oluşturması için desteklenmesi, bu sektörün stratejik bir yaklaşımla tüm bileşenler koordinasyon içinde yönetilmesi önerildi.
Ekosistemde bir unsur sağlıksız olursa sistem çalışmaz mesajı
Rapor, test ve sertifikasyon, AR-GE ve inovasyon, insan kaynakları, mevzuat ve standartlar, yana sanayiinin geliştirilmesi, yeşil mutabakata uyum, yüksek teknolojili ekipman ve hammaddede gelişim sağlanması gerektiği belirtildi. Yatırım tarafında, Türkiye elektrik sisteminin TEİAŞ, TEDAŞ, yüklenici, imalatçı finansör kuruluşlar ile bir ekosistem oluşturduğu ve sağlığının tüm bileşenlerinin düzgün çalışmasına bağlı olduğu hatırlatılarak, “Stratejik hedeflere ulaşabilmek için bu sistemin sorunsuz çalışması gerekmektedir. Aktörlerden birinin dara düşmesi, ekosistem içinde yer alan iğer aktörleri de olumsuz etkileyecek, tüm ekosistemi riske sokacaktır. Bu nedenle ekosistemin önemli aktörlerinen olan TEİAŞ yüklenicilerinin olası finansal krizlerden etkilenmemesi için özel önlemler alınması, halen uygulanmakta olan ihale yönetiminin gözden geçirilmesi önemli görünmektedir” denildi.
Sektörün güçlü yönleri geniş üretim yelpazesi, ihracat başarısı, deneyimli mühendislik ve iş gücü, lojistik avantajlar olarak sıralanırken, Avrupa’daki arz açağı ve yeşil mutabakat, HVDC rüzgar projeleri, Afrika Orta Asya ve Latin Amerika pazarları akıllı şebeke-elektrikli taşıtlar ve enerji depolama da fırsatlar arasında sayıldı. Zayıf yönler ise akredite test laboratuvar yokluğu, hammaddede ithalata bağımlılık, HVDC ve GIS boşluğu, beyin göçü ve ara eleman sorunu, kamu tercihlerine yüksek oranlı bağımlılık, mevzuat dönüşümünün yavaşlığı zayıf yönler olarak sıralandı. Tehditler ise Çin ve Hindistan kaynaklı dampingli ürünler, AB sınırda karbon vergisi, küresel hammadde tedarik dalgalanmaları, siber güvenlik riskleri, finansman zorlukları, AB’nin kendi üreticilerini tercih etmesi de tehditler arasında yer aldı.

