Türkiye ve Çin ilişkilerinde yeni dönem: Kalkınma planlarında stratejik uyum
Türkiye’nin 12. ve Çin’in 15. Kalkınma Planları arasındaki stratejik örtüşme; lojistik, yeşil enerji ve teknoloji alanlarında iki ülke için "kazan-kazan" odaklı yeni bir ekonomik iş birliği dönemini başlatıyor.
Küresel ekonomi, son yirmi yılın en köklü yapısal dönüşüm süreçlerinden birinden geçiyor. Robotik teknolojilerdeki devrimsel gelişmelerin yanı sıra tedarik zincirlerinin ve enerji güvenliğinin yeniden tanımlandığı bu yeni dönemde, teknolojiye dayalı kalkınma modelleri devletlerin hem ekonomik hem de güvenlik politikalarının merkezine yerleşmiş durumda. Bu kapsamda ABD ve Çin arasında gözlemlenen rekabet, artık sadece askeri veya diplomatik bir gerilim olmanın ötesine geçerek; üretim modellerinden finansal akışlara kadar uzanan sistemik bir dönüşümün en somut göstergesi haline geldi.
Bu kritik tabloda Çin'in 2026-2030 dönemini kapsayacak olan 15. Beş Yıllık Kalkınma Planı, sadece Pekin’in yerel bir ekonomik yol haritası değil, aynı zamanda küresel ticaret mimarisinin geleceğini şekillendirecek stratejik bir belge niteliği taşıyor. Türk-Çin Derneği Kurucu Başkanı ve Şangay ile Singapur Ticaret Eski Müşaviri Halil Afşarata ile Türk-Çin Derneği Danışmanı ve Hazine Uzmanı Yener Yılmaz'ın analizlerine göre; aynı dönemde Türkiye'nin de 12. Kalkınma Planı’nı uyguluyor olması, iki ülkenin hedef ve önceliklerinde dikkat çekici bir yakınsama yaratıyor. Bu yakınsama, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin çok daha stratejik bir faza geçebileceğinin sinyallerini veriyor.
Stratejik ortaklığın 15 yılı ve diplomatik eşikler
Türkiye ile Çin arasındaki diplomatik ilişkilerin temeli 1971 yılında atılmış olsa da, 2010 yılında ilişkilerin "stratejik iş birliği" seviyesine yükseltilmesi ilişkilerde tarihi bir eşik oluşturdu. 2025 yılı itibarıyla bu stratejik çerçevenin 15. yılı geride bırakılırken, son dönemde artan üst düzey temaslar bu kurumsal zemini daha da güçlendirdi.
Çin Ulusal Halk Kongresi Daimî Komitesi Başkan Yardımcısı Xiao Jie’nin Ankara ziyareti ve Şanghay İş Birliği Örgütü zirvesi marjında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in gerçekleştirdiği görüşmeler, ikili diyaloğun sadece sembolik olmadığını kanıtladı. Bu görüşmeler, iki ülke arasındaki iş birliğinin ekonomi, teknoloji transferi ve stratejik projeler anlamında derinleştiğini gösteren en önemli diplomatik adımlar olarak kayda geçti.
Çin’in 15. Planı: "Yüksek kaliteli kalkınma" dönemi
Çin ekonomisi, 1978 sonrası reformlarla dünya sistemine entegre olmuş ve 1953’ten beri uygulanan beş yıllık planları bu dönüşümün temel aracı olarak kullanmıştır. 1978-2012 yılları arasında ortalama yüzde 9’un üzerinde bir büyüme performansı sergileyen Çin, 2010’lu yıllarda dünyanın en büyük ikinci ekonomisi konumuna yerleşti. 13. plan döneminin sonunda GSYH’si 100 trilyon yuanı (13,7 trilyon ABD doları) aşan ülke, 14. plan döneminde de kişi başına düşen GSYH’sini yıllık 12.000 doların üzerinde tutmayı başardı.
Ancak 2026-2030 yıllarını kapsayan 15. Plan dönemi, artık sadece rakamsal büyümenin ötesinde büyümenin "niteliğini" değiştirmeyi hedefleyen farklı bir eşiği temsil ediyor. "Yüksek kaliteli kalkınma" vizyonunun merkezde olduğu bu yeni dönemde; inovasyon, ileri üretim teknolojileri, yapay zekâ, 5G-6G altyapısı, yarı iletkenler ve yeşil enerji planın ana omurgasını oluşturuyor. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in son açıklamalarında da vurguladığı üzere, makroekonomik istikrar korunurken iç tüketimin güçlendirilmesi ve beşerî sermayeye yatırımın artırılması hedefleniyor. Çin yetkilileri, teknolojik öz yeterlilik ve tedarik zinciri dayanıklılığını önceliklendirerek, ülkeyi küresel bir teknoloji ve finans merkezi haline getirme iddiasını pekiştiriyor.
Türkiye’nin 12. Kalkınma Planı ve hedef benzerlikleri
Türkiye’de planlı kalkınma deneyimi 1963’ten bu yana süregelen bir gelenekken, 2024-2028 dönemini kapsayan 12. Kalkınma Planı yeni bir yapısal dönüşümü hedeflemektedir. Planın temel başlıkları arasında; yüksek katma değerli üretim, sanayi modernizasyonu, dijitalleşme, afetlere dayanıklı şehirleşme ve yeşil dönüşüm yer alıyor. "Türkiye Yüzyılı" vizyonu çerçevesinde, üretimde verimlilik artışı ve nitelikli insan kaynağına yatırım ön plana çıkarılıyor.
Bu noktada Türkiye ile Çin’in planları arasında, sanayi 4.0, dijital ekonomi ve enerji dönüşümü gibi başlıklarda stratejik bir paralellik ortaya çıkıyor. 8 Ocak 2026’da Ankara’da Hilton Otel’de düzenlenen "Çin’in 15’inci 5 Yıllık Planı ve Dünyaya Fırsatları" başlıklı toplantı, bu benzerliklerin somut iş birliği fırsatlarına dönüştürülmesi için önemli bir zemin sundu. ÇKP Merkez Komitesi yetkilisi Han Wenxiu’nun da katıldığı toplantıda, bu planın sadece Çin içi bir strateji olmadığı, aynı zamanda sürdürülebilir büyüme kanalları üzerinden küresel ekonomiye ve Türkiye’ye yeni fırsatlar sunacağı vurgulandı.
İş birliği alanları: Lojistikten yapay zekâya
İki ülkenin kalkınma planları doğrultusunda iş birliği potansiyeli taşıyan stratejik alanlar şu şekilde sıralanıyor:
- Orta Koridor ve Kuşak Yol (BRI): Türkiye’nin Orta Koridor vizyonu, Çin’den Avrupa’ya uzanan güvenli bir ticaret hattı sunuyor. Filyos, Mersin ve Çandarlı limanlarının demiryolu bağlantılarıyla entegrasyonu, Türkiye’yi yalnızca bir transit ülke olmaktan çıkarıp bölgenin üretim ve dağıtım merkezi haline getirebilir. Bu noktada Orta Koridor ile Kuşak ve Yol Girişimi arasındaki senkronizasyon, en somut kesişim noktası olarak görülüyor.
- Dijital devlet ve yapay zekâ: Çin’in yapay zekâdaki küresel liderlik hedefi ile Türkiye’nin kamu dijitalleşmesindeki (e-Devlet) tecrübesinin birleşmesi, akıllı şehirler ve siber güvenlik alanlarında stratejik sonuçlar doğurabilir.
- Yeşil dönüşüm ve enerji: Türkiye’nin 2053 ve Çin’in 2060 net sıfır hedefleri doğrultusunda; batarya depolama sistemleri, elektrikli araç ekosistemi ve yeşil amonyak gibi alanlar öncelikli yatırım başlıklarıdır. Çin’in yenilenebilir enerji kapasitesi ve finansman gücü, Türkiye’nin enerji dönüşümüne ivme kazandırabilir.
- Stratejik mineraller: Lityum, nikel ve nadir toprak elementleri gibi teknoloji yarışının temel girdilerinde ortak AR-GE ve teknoloji transferi süreçleri, her iki ülkenin de kapasitesini artırabilir.
- Turizm ve toplumsal temas: Uçuş sayılarındaki artış ve vize kolaylıkları ile 2025’te 410 bin olan Çinli turist sayısının 2026 yılında 1 milyona ulaşması hedefleniyor.
Küresel rekabet ve denge politikası
ABD'nin Çin’i küresel sistemde kendisinden sonraki en güçlü rakip olarak tanımladığı bir ortamda Türkiye, bu süreci bir tercih ikilemi olarak değil, bir "denge ve çeşitlendirme" stratejisi olarak ele alıyor. Avrupa ile güçlü ticari bağlara sahip olan Türkiye’nin Asya ile ilişkilerini geliştirmesi, tek yönlü bir eksen değişimi değil; küresel dönüşüm sürecinde konum güçlendirme hamlesi olarak değerlendirilmektedir.
Yeni bir fırsat penceresi
Sonuç olarak, Türkiye’nin 12. ve Çin’in 15. Kalkınma Planları arasındaki stratejik örtüşme, her iki ülke için bir "kazan-kazan" senaryosu sunmaktadır. Lojistik, teknoloji, enerji ve sanayi başlıklarında üretilecek somut projeler, iki ülke arasındaki iş birliğini yeni bir derinliğe taşıyacak ve Avrasya ölçeğinde yeni bir ekonomik denklem oluşturacaktır. Fırsat penceresi açıktır; asıl mesele bu potansiyeli stratejik bir vizyonla gerçeğe dönüştürebilmektedir.