Necati Özkan: Haberi duyunca hücremde saatlerce ‘Kim bu adam’ diye düşündüm

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu iletişim danışmanı Necati Özkan, “casusluk” suçlamasıyla tutuklanmasına ilişkin adının geçmesine neden olan Hüseyin Gün’ü hiçbir şekilde hatırlamadığını belirterek “Hücremde saatlerce düşündüm, ‘Kim bu adam?’ diye ama zihnimde hiçbir karşılığı yoktu” dedi.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Necati Özkan: Haberi duyunca hücremde saatlerce ‘Kim bu adam’ diye düşündüm

19 Mart'ta tutuklanan CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun iletişim danışmanı Necati Özkan, T24'ten Cansu Çamlıbel'e konuştu. 

27 Ekim'de "Casusluk" suçundan başlatılan soruşturma kapsamında bir kez daha tutuklanan Özkan, şu ifadeleri kullandı:

24 Ekim Cuma sabahı benim için Kandıra Cezaevi’nde aylardır yaşadığım sıradan bir gün olarak başladı. O gün CHP’ye yönelik “mutlak butlan” davası ile ilgili nihai karar bekleniyordu. Sabah sayımından sonra tek başıma kaldığım hücremde haberleri almak için televizyonu açtığımda, alt bantlarda adımın da aktığı soruşturma anonsunu gördüm. Bendeki ilk duygu tam bir şaşkınlıktı. Çünkü adım bir casusluk soruşturmasında anılıyordu, hem de hiçbir tanışıklığımız olmayan, fiziki olarak hiçbir arada bulunmadığımız Merdan Yanardağ ile birlikte. Tabii bir de “casusluk” iddiasıyla daha önce tutuklanmış olduğu bildirilen Hüseyin Gün isimli şahısla… Hüseyin Gün’ü hatırlayamadım. Hücremde saatlerce düşündüm “Kim bu adam” diye ama zihnimde hiçbir karşılığı yoktu.

"Kılığı kıyafeti, eldivenleri ve şapkasıyla benim ofisime geldiği andan itibaren unutulmaz bir profil olarak zihnime girmişti"

O gün öğleden sonra, bu yeni ve beklenmedik durumu konuşmak üzere ziyaretime gelen avukatım, Hüseyin Gün ile ‘anne’sinin Ekrem İmamoğlu ile çekilmiş fotoğrafını gösterince olayı hatırladım. Hatırladığım, Hüseyin Gün değil, annesiydi ilkin. Çünkü kılığı kıyafeti, eldivenleri ve şapkasıyla benim ofisime geldiği andan itibaren unutulmaz bir profil olarak zihnime girmişti. Hüseyin Gün adlı şahsı ise bugün bile sokakta görsem hatırlayamazdım. 23 Haziran 2019 seçimlerinden sadece 12 gün önce, “Amerika’da çok başarılı olmuş bir Türk iş adamı ve teknoloji yatırımcısı” olarak beni ziyarete gelmişti ilgili şahıs. Gelirken de annesi veya manevi annesiyle gelmişti. Bir gün önce adresimi istemişti. Mesajla ofisimin bilgilerini göndermişim ve ardından tanışmak için ikisi birden ofisime gelmişler. Bütün hikâye bu; 23 Haziran 2019 seçimlerinden önce sadece tek bir kez görüşmüşüz. Ancak avukatımın gösterdiği fotoğraf sayesinde o toplantıyı hatırladım ve medyada anlatılan hikâyenin bu kadar gerçek dışı olması karşısında ne hissedeceğimi bilemedim.

Literatürden bildiğimiz bir hakikat de otokratik rejimlerin muhalifleri saf dışı etmek için kullandığı üç silahtan birinin “casusluk” iddiası olduğudur. Diğer ikisi yolsuzluk ve terördür, belki biliyorsunuzdur. İşte bu yeni suçlamayla, 19 Mart’ta başlayan devlet krizi yeni bir aşamaya geçiyordu. Sadece devlet değil, iktidar bileşenleri ve yargı mekanizması Rubicon’u geçiyordu. Artık hakikatin hiçbir önemi yoktu. Ortada ceza kanununa göre suç kabul edilebilecek bir eylem söz konusu olmasa da bir kez daha suçlu ilan edilecektik. İlliyet bağı bile aranmadan beni, Merdan Yanardağ’ı ve Ekrem İmamoğlu’nu bu suçlamaya dahil etmeye karar vermişlerdi. Yedekleme yapılıyordu! Tabii önceki şaşkınlık, öfke ve kızgınlığa dönüştü. Bu devlet nasıl bu hale düşürülürdü?

"Önceki casusluk davalarıyla silahlı kuvvetler zafiyete uğratıldı, bununla ise demokrasi dejenere ediliyor"

Herhalde bir türlü yolsuzluk ve terör konularında ikna edilemeyen seçmen, “casusluk” iddiası üzerinden etkilenecek. Bu dava üzerinden ulusal güvenlik ve milliyetçilik propagandası yapılacağını düşünüyorum. Sizden röportaj talebi gelene kadar, “casusluk” iddiasında adı geçen herkesin ifadelerini okudum ve dosyaya vakıf olabildim. Casusluk iddialarının, siyasi maksatla olup olmadıklarına dair kuşku yaratılmadan, son derece ciddi ve özenli bir biçimde soruşturulup yargılanması, ülke menfaati adına, vatan savunması adına hayati önemdedir. Bir eski asker olarak, yakın tarihimizde yüzlerce general, subay ve askeri personeli hedef almış ve sonradan kumpas oldukları ortaya çıkmış olan casusluk davalarından çok iyi biliyorum ki, casusluk konusunun siyasi olarak istismarı kamuoyunun bu çok önemli konuya dair hassasiyetini azaltır.  Ülkenin karşı istihbarat kapasitesine zarar verir. Ve gerçek casusların işini kolaylaştırır. Bunu bu ülkeye yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Önceki casusluk davalarıyla silahlı kuvvetler zafiyete uğratıldı, bununla ise demokrasi dejenere ediliyor.

"Siyasi hesaplar peşinde koşmak en az casusluk kadar ülkemize zarar verir"

Ülkesini seven herkesin, öncelikle de yargı başta olmak üzere tüm kamu görevlilerinin bilhassa da medya mensuplarının casusluk iddiaları konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde hukuk içinde ve objektif hareket etmeleri gerçek vatanseverliğin gereğidir. Ben bu hassasiyet içerisinde davranarak hakkımdaki tüm iddiaları çürütmek, hakikatin ortaya çıkmasını sağlamak için tüm gücümle uğraşacağım. Çünkü bunu vatanseverliğimin bir gereği olarak görüyorum. Sizin sorularınızı bu samimiyetle cevaplıyorum. Umarım, hakkımdaki casusluk iftirasını soruşturanlar, bu iddiayı fütursuzca yayanlar da hakikatin ortaya çıkmasından başka bir niyetle hareket etmemeleri gerektiğinin idraki içinde olurlar. Olmalıdırlar. Çünkü sözde casusluk iddialarının, iftiraların arkasına sığınarak ikbal arayışında olmak, siyasi hesaplar peşinde koşmak en az casusluk kadar ülkemize zarar verir.

Bu temelsiz iddiada bulunanlar bilsinler ki yaptıklarıyla Ekrem İmamoğlu ve İBB davalarına ilişkin algıyı zannedilenin tersine çürüttüler ve bence tarihin akışını hızlandıracak bir etki yarattılar. Aynen 2019 seçimlerinin iptal edilme sürecinde olduğu gibi, iktidar bileşenleri bir kez daha, tüm tuşlara aynı anda basarak, kendi hatalarından asla ders almadıklarını ortaya koydu. Yaşayarak göreceğiz, bu büyük millet eninde sonunda gerçeği görecek ve tüm bu mağduriyetleri demokratik siyasetle çözecek.