Hikâyelerinden kesitlerle Paula Rego

Portekizli sanatçı Paula Rego’nun eserleri, Tate Britain retrospektifi ve Venedik Bienali’nin ardından bu kez Pera Müzesi’nde... Rego’nun resim sanatının tüm evrelerini temsil eden ‘Hikâyelerin Hikâyesi’ sergisini küratörü Alistair Hicks’den dinledik.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME

Merve YEDEKÇİ

Serginin çıkış noktasından başlayalım…

Hiçbir zaman Paula Rego için tek bir hikâye yeterli olmadı. 1984 yılında Clerkenwell’deki Berry Street Stüdyoları’nda bir tanıtım gününe gittim. Rego’nun stüdyosundaki renk ve imge patlaması ile çizim yığınları üzerinde nöbet tutan utangaç ama hayat dolu yaratıcılığı karşısında şaşkına dönmemle başladı her şey. O zamandan itibaren çalışmalarını takip ediyorum. Bu serginin filizlenmesi yaklaşık dört yıl sürdü. ‘Paula Rego: Hikâyelerin Hikâyesi’ sergisi size iki hikâye sunuyor. Hikâyelerden birisi, ilk odada, solda olan, bir kadının diğerine fısıldadığı küçük bir karakalem çizim. Londra’daki Ulusal Galeri’de bulunan 11 metrelik ‘Crivelli’nin Bahçesi’ adlı duvar resmi için yapılan bu çalışmada, Elizabeth’in kuzeni Meryem Ana’ya bir bebeği olacağını söylediğini görüyoruz. Meryem o sırada evli değil ama bebeğinin babası Tanrı olacak. Diğer daha büyük hikâye ise belki de daha kişisel başlangıç, renklerle özellikle de çılgın bir sarıyla dolu. Burada da bir tavşan, ailesine hamile olduğunu söylüyor.

Bu eserleri bir bakıma tarihe not düşmek olarak da yorumlayabilir miyiz?

İnsanların bu sergiden tek bir tarih, tek bir bugün ve tek bir gelecek olmadığını hissederek ayrılmasını umuyorum. Bu, son iki bin yılda diğerlerinden daha fazla çeşitliliği teşvik etmiş bir şehir olan İstanbul’da yaşayanlar için “tereciye tere satmak” olarak görülebilir. Ancak Rego’nun sanatı zorbalara ve zorbalığın her türüne saldırır, ezilenin yanında yer alır. Birçok büyük sanatçı gibi Rego da sadece mesaj vermekle kalmaz; hayatlarımıza, tüm acılara ve tüm zevklere ayna tutar. Sergide Rego’nun 77 eserini göreceksiniz. Eserler, sanatçının hayatının önemli kesitlerine göre bölümler halinde yer alıyor. En çarpıcısı, sanatçının ‘The Abortion’ (Kürtaj) serilerinden eserlerin yer aldığı bölüm. Karakalemle çizilmiş resimler, tıbbi bir ortamda yapılmayan bir çocuk düşürme eyleminin bir kadın için ne kadar acılı ve tehlikeli bir süreç olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda çocuğunu aldırmak isteyen yalnız kadınların yüzündeki acı ve çaresizlik hissi de izleyiciye aktarılıyor. Bu da günümüzde halen kürtaj hakkından yararlanamayan onca kadının olduğunu ve kadınların bedenleri için verdikleri savaşı akıllara getirerek izleyiciyi düşündürüyor. Ayrıca ‘Turkish Bath’ (Türk Hamamı), ‘Sit’ (Otur), ‘Pregnant Rabbit Telling Her Parents’ (Hamile Tavşan Ebeveynlerine Söylüyor) ve ‘Aida’ da sergide yer alan çarpıcı eserler arasında. Londra Foundling Museum’da olan bir sergi için 2008-2009 yıllarında hazırlanan İbadet Odası, Pera Müzesi’nin en can alıcı eserlerinden. Çocukların terkedilişleri, korunamaması, insanlığın ikiyüzlülüğü ile karşımızda.

Peki, Paula ile yollarınız nasıl keşişti?

Paula ile ilk tanıştığımda Londra sanat piyasasına yeni girmeye başlamıştı. Önceki on beş yıl kendisi ve ailesi için çok zor geçmiş. Neyse ki Gulbenkian Vakfı’ndan hayati bir destek alıyordu. Ancak depresyondan mustarip olmasına rağmen, çağımızı etkileyen birçok sorunu ele alan bir dizi eser üretmeyi başardı. Aynı zamanda çalışmalarına canlandırıcı bir yaşam duygusu da kattı. Tüm bunlar beni çok heyecanlandırdı.

Türk sanatçılarla ilgili bir kitabınızın yayımlandığını biliyoruz.

İstanbul’un kültür sanat ortamını nasıl yorumluyorsunuz? Pera Müzesi ve İstanbul ikinci evim gibi. Sanat ortamı hem canlı hem de değişken.İstanbul, küresel sanat dünyasını sağlığı için bir barometre gibi. Yapı Kredi’den çıkan Kentin Aynaları: İstanbul’un Sanatçılarından Yansımalar, isimli kitabım 12 sanatçıya ve onların İstanbul’la ilişkilerine bakıyor. Sanatçılar, neredeyse tanımları gereği çevrelerindeki dünyaya eleştirel yaklaşırlar. Bu kitapta da bireysel olarak yanlış giden birçok şeyi yansıtıyorlar. Ancak jüri kararının, İstanbulluların şehirlerinin sık sık sunduğu zengin çeşitlilik için savaşacakları yönünde olduğunu hissediyorum.

İNTİKAMINI ÇİZDİĞİ RESİMLERLE ALDI

Paula Rego’yu dinleyebilir miyiz sizden? Sanata bakış açısı, sanatçı kimliği hakkında neler söylersiniz?

Portekizli Paula tek çocuktu. Hâli vakti yerinde bir ailede büyüdü. Onu sadece sıcak güneşten değil, yirminci yüzyılın ortalarındaki erkek egemen Portekiz faşist devletinden de koruyan panjurların ardında güvendeydi. Babası, Portekiz’in genç bir kız için uygun bir yer olmadığını düşündüğünden onu İngiltere’ye oldukça kibar bir görgü okuluna gönderdi. İngiltere’ye vardığında sınırlayıcı çevresinden hoşlanmayan Rego, en iyi sanat okullarından biri olan Slade’e en genç öğrenci olarak kaydolmasına izin vermesi için velisini ikna etti. Annesi dindar olmasına rağmen resim eğitimi almış ve kızını da her zaman resim yapmaya teşvik etmiş. Paula, 4 yaşından itibaren resim yaparak iç dünyasını geliştirdi. Babasının ayaklarının dibine oturur ve çizerdi. Hayatı boyunca utangaç ve uslu olsa da resimlerinde istediğini yapabiliyordu. İntikamını çizdiği resimlerle aldı. Babası, büyükannesi ve teyzesi onu hikâyelerle doldurmuştu. British Museum’da peri hikâyeleri üstüne çalıştı. Slade’deki hocaları hikâyeleri küçümsüyor, onları yüksek sanatın emellerine layık görmüyordu. Sadece bir kız olduğu için hikâyeler çizmesine izin verdiler. Rego, hikâyeleri sanatın ana aksına tekrar yerleştirirken bu kendini beğenmişliği de yanıt vermiş oldu.