“Monotonluk hayatımın dengesi”

Uzun Yol, Kısa Hikâye… Sıkıştığı hayal ve gerçeklik arasında kaçış arayan Samet’in öyküsü olsa da aslında kentin kalabalığında kendi yalnızlığına sığınan, plazalara hapsolan nicelerinin yaşamı… Hakan Özbek, tam da bu nedenle ilk romanı için “Bu kitap aslında bizi, bize anlatma çabam” diyor.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
“Monotonluk hayatımın dengesi”

Deniz IŞIK

Hakan Özbek, Herdem Kitap etiketiyle raflarda yerini alan ilk romanı ‘Uzun Yol, Kısa Hikâye’ ile bir anlamda günümüz insanının sistemin dışına çıkma mücadelesini anlatıyor. Bunu, insanlarla konuşmaktansa kendi kendine söylenen Samet'in üzerinden yapsa da hikaye pek çoğumuz için tanıdık aslında…   

“Kendini çarkın dışına atabilen çok az insan var ancak biz hep başarı hikayelerini okuyoruz” diyen Özbek ile çoğu insanın kendinden bir şeyler bulacağı ilk kitabını konuştuk.

Uzun Yol, Kısa Hikaye’de okuru neler bekliyor? Ne anlatıyor bizlere bu kitap? Biraz konusundan bahseder misin?

Uzun Yol, Kısa Hikaye aslında bir beyaz yakalı hikayesi... Ofise sıkışmış ve sürekli kaçış yolu arayan herkesin kendinden mutlaka bir şeyler bulacağı bir roman. Bana öyle geliyor ki; biz kendimizi bir kaçışa inandırmak için mücadele ediyoruz en başında. Sonra kazanç ve başka şeyler geliyor. Günümüzde en büyük sınıfı beyaz yakalılar oluşturuyor ve sanırım en fazla pişmanlığı da en fazla umudu da bu kesim taşıyor. Uzun Yol, Kısa Hikaye de benim, bizi bize anlatma çabam diyebilirim. Haliyle biz ne yaşıyorsak, kitapta da bu gerçekliği hissettirmeye çalıştım.

Kitabın kahramanı Samet’i, bir modern zaman Don Quijote’una benzetiyorsun. Biraz açar mısın? Nasıl bir karakter Samet?

Don Quijote’un yel değirmenleriyle savaşması ile bugünün emekçi sınıfının mücadelesi bana çok benzer geliyor. Şövalyeler çağının geride kalmasından sonra yel değirmenleri ile savaşan  Don Quijote’un yaptığını bizler de kimi zaman sisteme duyduğumuz öfkeyle ve umutlarımızla yapıyoruz. Kendini tüm bu çarkın dışına atabilen çok az insan var ancak biz hep başarı hikayelerini okuyoruz. Muhtemelen pek çoğumuz altmış beş yaşında Metrobüs’te Ege hayalleri kuracağız ancak ‘kendimizce’ savaştığımızı söyleyeceğiz. İşte Samet de tam olarak böyle bir karakter. Tek farkı ise gerçekten savaşıyormuş izlenimi vermesi.

Kitabın kurgusunun zihninde belirmesinden son noktayı koyana kadar neler yaşadın peki? Ne kadar sürdü bu süreç?

Pek çok şey yazıp sonra bir kenara atıyorum. Dönem dönem de bu yazdıklarımı bulup bir şeyler ekliyorum. Samet karakteri ve Uzun Yol, Kısa Hikaye böyle bir sürecin sonunda ortaya çıktı. Bir kere tüm vaktimi yazmaya ayıramadığım için tamamlama süreci oldukça uzun sürdü diyebilirim. İki yıla yakın bir zamanda hikayeyi tamamladım, sonra tekrar okumaya başladım. Üstüne eklemeler, çıkarmalar ile bir yıl daha geçti. Geçtiğimiz yıl ise Herdem Kitap’tan Şebnem Canatalay ile yollarımız kesişti ve sonrasında süreç olabildiğince hızlı ilerledi ve sonuç olarak Uzun Yol, Kısa Hikaye ile buluşmuş olduk.

Hikayenin sonunu söylemeyelim ama Samet’in öyküsü sürecek gibi bir izlenime kapıldım. Devamı gelecek mi? Yoksa başka başka hikâyeler, başka kahramanlar mı göreceğiz?

Bu hikayeyi sürdürmeyi planlamıyorum aslında. Sadece açık bir kapı bırakmak hoşuma gidiyor. Nedense öyle olduğunda hikaye okurun hayalinde devam edecekmiş gibi geliyor. Şimdilerde üzerine kafa yorduğum farklı hikayeler var ve ben iki hikaye arasında bir yerlerde duruyorum. Son anda bir fikir değişikliği olmaz ise bambaşka bir hikaye sunmayı planlıyorum.

Hali hazırda ekonomim.com’da editörlük yapıyorsun. İşinin bir parçası aynı zamanda yazmak ama kitap bambaşka bir dünya sanırım. Kendi dilini, ifade biçimini bulmak zor muydu? Kitap yazma sürecinden de biraz söz eder misin? İlk günden son güne kadar yazmak adına sen nasıl evrildin, neler değişti?

Hikayede her şeyin senin hayal gücüne kalması işi keyifli hale getiriyor. Okumak için kendine vakit yaratmaya çalışan biriyim ve haliyle büyük keyifle okuduğum yazarlar var. Ancak kalem benim elime geçtiğinde okuduğum şeylerden başka bir şey çıkıyor ortaya, onu fark ettim. Bir arkadaşım yazdıklarımı okuduğunda benim dilimi hiç okumadığım iki yazara çok benzettiğini söyledi.

Yazmak çok küçük yaşlarımdan itibaren keyif aldığım bir eylemdi. Özellikle kendimi sözle ifade edemeyeceğimi fark ettiğim anlarda yazı benim için kurtarıcı oldu. Çünkü bazen çok anlamlı bir şeyi dile getirmek insanın üstüne oturmuyor, gülünç duruyor hatta. Ancak yazıldığında farklı bir değer ortaya çıkıyor.

Yarattığın karakter Samet’ten ne kadar var sende? Hayata karşı duruşu ya da isyanında ne kadar sen varsın?

Elbette kendi yarattığım bir karakterde benden de biraz var ancak bu sadece Samet ile sınırlı değil. Diğer karakterlerde de biraz benden, biraz da diğer insanlardan var. Ancak genel olarak hırsına esir olmamış insanların pek çoğunun içinde Samet gibi bir karakter varmış gibi geliyor. Olaylara yaklaşımında “Ben samet gibi yapmazdım” dediğim çok fazla nokta olsa da Samet’in isyanını kendime çok yakın buluyorum.

İşten, insanlardan hatta bazen hayattan sıkılan Samet’in hayatını bir bisiklet değiştiriyor. Özgürlüğünü yeniden kazandırıyor adeta. Peki ya sen? Seni bu monotonluktan kurtaran bir kurtarıcın var mı?

Aslında benim hayatımın dengesi monotonluk, olmazsa olmazım. Hep aynı şeyleri yapmaktan büyük keyif alıyorum. Aynı kitapları okumaktan, aynı filmleri izlemekten, aynı insanlarla konuşmaktan...

Ancak rahatlamak istediğimde ise; pek çok insana saçma gelse de sokakta yürüyerek kitap okuyorum. Bu beni rahatlatıyor, henüz denemeyenlere de kesinlikle tavsiye ediyorum. Ayrıca son yıllarda neredeyse her fırsatta kamp yapmayı tercih ediyorum. 

“Olaylara yaklaşımında ‘Ben samet gibi yapmazdım’ dediğim çok fazla nokta olsa da Samet’in isyanını kendime çok yakın buluyorum.”