Yazarlık, benim zihnimin ötesinde çok başka bir doruk idi…

Gündemi yorumlayan çizgileri ile bilinen, Türkiye’nin dünyada da tanınan karikatür sanatçılarından Tan Oral’ın geçtiğimiz günlerde MD Yayınları’ndan çıkan “Hüzüntü/Yaza-Dize” isimli çizisiz kitabı raflarda yerini aldı.

YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Yazarlık, benim zihnimin ötesinde çok başka bir doruk idi…

Faruk ŞÜYÜN

MD Yayınevi’nden çıkan son kitabınızın adı “Hüzüntü.” Tanıtımda 50 yıldır, insan kalabalığından size yansıyan izlenimleri bir deftere, okuduğunuz kitabın ya da o günkü gazetenin sayfa kenarlarına kısaca not ettiğiniz yazıyor. “Takdim” yazınızda “İçinde yüzdüğüm insan denizinin bana vuran dalgaları çekildikçe kalan tortulardır bunlar” diyorsunuz. Kitaplaştırmaya nasıl karar verdiniz?

Yıllar boyunca yaşadığım yerlerde, keyifle biriktirilen kitaplar, kâğıt ve ıvır zıvır gibi şeyler, gün geliyor baş edilemez ölçüde artıyor. Şunları elden geçirsem de bir rahatlasam uğraşında, anılar havuzuna tekmeyle itilmiş gibi, tam boğulurken uyanıveriyorsunuz. Yine öyle oldu, eşelenmeye başladım. Çaresiz kalmadıkça ciddi işlere pek kalkışmam, yapmacık olmasından endişelenirim de ondan. Bu defa çaresizdim, kitap konu olunca, kısa notları ciddiye aldım.

Bir çizgi ustasının lezzeti bu kez mizahî kelimelere dökülmüş. Çizgileriniz gibi sade, yalın ve de düşünmeye sevk eden sözcükler. Bu kadar sene içinde herhalde binlerce böyle not birikmiştir, nasıl seçtiniz, kitabın hazırlanma serüvenini öğrenebilir miyiz?

İnan olsun binlerce değildi. Çünkü çoğu yaşanmış, harcanıp gitmiş. Belki ağırlığı olan bazıları yok olsalar bile izleri kalıyor, hem bellekte hem kırpıntı köşelerde. Bir defter içinde toplaşınca da size göz kırpmaya başlıyorlar. Nedense onlarda bir hikmet olduğu sanısı canlanıyor insanda. İki seçeneğiniz var ya aldırmaz işinize gücünüze bakarsınız ya da tazelenen anılara yeni anlamlar yüklersiniz. İşte böylesine maziye dalıp gitmek, insanı hüzünlendiriyor. Duyguları koruma ve paylaşma dürtüsü de sizi bunlardan bir kitap filân çıkar mı acaba hayaline götürüyor. Yok canım deyip geçiyorsunuz önce.

Niçin “Hüzüntü” ismini verdiniz?

Yok canım, desem de eş dost sohbetlerinde sözü de geçiyor. Onlar da kitap konusu ile ilgileniyor, beni yüreklendiriyorlar. Yetmiyor, yayınevi buluyorlar, durun yahu dedikçe, kitap için kapak tasarımları, sayfa düzeni önerileri geliyor. Benim için sadece keyifli bir oyalanma iken, iş ciddileşince ben de heyecanlanıyorum. Dedim ya hüzün, ezilmemek, teselli bulmak için saklanılacak uzun vadeli bir sığınak. Üzüntü ise başarısız ya da haksız bırakılma sonucu daha kısa süreli eziyet çekmenin adı. İki duygunun bir arada anılması, bir dil sürçmesi ile üst üste çakışınca da bu isim ortaya çıktı, Hüzüntü. Şüyün dostum, siz beni söyleşi filân derken yeni bir kitaba sürüklüyor gibisiniz. Bunun daha önceden bir örneğini de yaşamıştık, bak hüzünlendim şimdi.

Kitabın kapağı, cildi, sayfa düzeni, kâğıdı, her şey çok özel. Bir ustaya layık bir eser çıkmış ortaya. Nasıl hazırlandı?

Teşekkür ederim iltifat ediyorsunuz. Editör Elif Aydoğdu eşimin iş planlamasına ve grafiker Yeşim Ünal arkadaşımızın yılmaz, caymaz çabalarına sonunda teslim oldum. Gerçekten kapağı, cildi, sayfa düzeni, kâğıdı ile içime sinen bir kitap çıktı ortaya. Burada kitabı yayımlayan MD Yayınevi sahibi sayın Murat Denizoğlu’nun hakkını teslim etmeliyim, harika bir iş çıkardı.

Tanışıklığımız 40 yılı geçti, 55 yıldır aralıksız çiziyorsunuz. Yılda 300 gün çizdiğinizi varsaysak 17 bine yakın bir rakam çıkıyor. Onlarla sergiler açtınız, kimilerini kitaplaştırdınız, ama bu kitap, sizin için bir ilk değil mi?

Herhalde doğrudur bu hesap. Kendimi mizaha bulanmış bir çizer olarak algılarken, bir o kadar da, kelimeler ve cümleler ile vakit geçirdiğimi de fark ettim. Ne var ki yazarlık benim zihnimin ötesinde çok başka bir doruk idi. Gazete çizerliğini sürdürdüğüm uzun yıllar içinde, siyasi ve sosyal değişimlerle karşılaştıkça, önce çala kalem bir araştırma yazısıyla kendimi sanki formatlardım. Böylece mizah çizerliğimin savrulmaması, ucuzlamaması, sadece hedefini bulması biraz olsun kolaylaşıyordu. Yine de çizim kitaplarının yanı sıra, yazılı kitaplarım da oldu. Çizi- mizah kuramı, kent, çevre, mimarlık, hikâye, çeviri ve tarihçe gibi konularda. Evet Hüzüntü farklı içerikli, beklenmeyen bir kitap oldu, benim için de ilk idi.

Kitabın girişindeki ilk notta “Söze birkaç yalanla başlamak istiyorum, inanırsanız” diyorsunuz. Niçin yalanla başlıyorsunuz?

Çünkü genel olarak yazılar doğru söylendiği varsayımıyla başlar. Oysa herkes gibi maruz kaldığı yalanların acısını çekmiş biri olarak, ilk sayfalardaki tutumundan başlayarak, kuşkuya yer açma, tartışmayı kışkırtma amacı güdüyor. Belki ben de doğru konuşmuyorum, kim bilir. Dediklerim yalandır, belki bu dediğim bile öyle. Bu konu ikirciklidir, rahatsız eder. Kitabın ilk sayfalarında bulunan, iki üç kelimeden oluşmuş bir iki kısa satır, işte bu niyeti taşır götürür:

Söylenecekler öyle artar ki, söylemeye güç yetmez/ Eksiğine de gönül razı gelmez, işte o zaman/ “az ama öz” tümüne yetişir, yazıda da çizide de.

Son sorum kedilerinizle ilgili. Sizinle sohbet edip de kedilerinizden söz etmemek olmaz. “Yaşam boyu kedi dostlarımla birlikte oldum” diyorsunuz. Anlatır mısınız?

Çok doğru. Dostluğumu kabul ettiler, ben de onların kıymetli dostluklarını.