20 Mart sonrası ekonomide görünüm

Erhan ASLANOĞLU
Erhan ASLANOĞLU Ekonomi ve Piyasalar

Geçtiğimiz hafta reform paketi üzerine yazmıştık. Sağlam bir zemin olmadan sağlam bir yapı inşa edilemeyeceğini tartışmıştık. Sağlam zemin düşük enflasyonda oluşur, öncelik enflasyonu ortaya çıkaran nedenleri ortadan kaldırmak olmalı demiştik. Orta vadeli bakmaya çalışıyorduk. Son bir haftadır yaşananlar zaten az olan görüş mesafesini iyice azalttı. Bilinen bilinmeyenlerden, tekrar bilinmeyen dünyasına kaydık. Ekonomiye sadece kısa vadeli bakacağımız bir noktaya geldik. Hiç iyi olmadı.

Ekonomi politikaları siyasi bir tercihin sonucu olarak belirlenir. İktisatçılar olarak bu politikaların doğruluğu ya da yanlışlığı konusunda elbette görüşlerimiz var, bunları paylaşmaya çalışıyoruz. Fakat asıl görevlerimizden birisi, uygulanan politikaların makroekonomik sonuçlarını ve bunların piyasalara yansımasını tartışmaktır. Bunu yapmaya çalışalım.

Ekonomi açısından konuştuğumuz en önemli konu, merkez bankasının bağımsızlığı tartışmasıdır. Geldiğimiz noktada bu tartışmanın azalması için, Merkez Bankası başkanımızın en az 4 yıl görevinde kalması ve enflasyon hedeflerine yaklaşılması gerekiyor. Dileğimiz bunun gerçekleşmesi. Bu oldukça uzun zaman gerektiriyor.

Kısa vadede bulunduğumuz, bilinmeyen bilinmeyenlerin olduğu ortam belirsizlikler barındırıyor. Piyasalar için bu risktir. Bunun fiyatlandığını izliyoruz. Örneğin, ülke kasko primi gibi izlenen CDS’ler geçtiğimiz Ekim ayında 500 üzerindeydi. Son dönemlerde 300’ler altına gelmişti, tekrar 400 üzerine çıktı. Ülke varlıklarının değerini hisse senedi piyasası fiyatlamalarından izlemek mümkündür. Hisse senedi piyasasında iki günlük değer kaybı yüzde 10’ların üzerine çıktı. Hisse senetlerinin fiyatlarıyla ülkenin yatırım alma potansiyeli arasında güçlü ve pozitif bir ilişki vardır. CDS primleri ve hisse senedi piyasasının seyri, ülkeye hem yatırım maliyetini arttıran hem yatırım iştahını azaltacak gelişmelere işaret ediyor 10 yıllık tahvil faizleri bir günde yüzde 14’ler seviyesinden yüzde 19’lara ulaştı. Faizin içinde iki bilgi bulunur; risk primi (risk algısını ölçer) ve enflasyon beklentisi. Her iki beklentide de ciddi artış gözleniyor.

Türkiye ekonomisi mevcut yapısıyla cari işlemler açığı veren, yani dövize ihtiyaç yaratan bir ülke. Kur riskini azaltmak için çözmemiz gereken ana yapısal sorun bu. Fakat şu anda bu sorun var. Bu nedenle, dışarıdan hem doğrudan hem portföy yatırımları çekmeliyiz ki piyasaya döviz arzı olsun ve döviz kurlarında istikrar sağlansın. Bildiğimiz ve özetlemeye çalıştığımız gibi, bu arzı sağlamakta zorlanacağımız bir ortama giriyoruz. Bir günde Türk Lirası yüzde 10 civarında değer kaybetti. TL’deki istikrarsız görünüm ve baskı, enflasyon için büyük tehlike oluşturuyor. Döviz kurlarındaki artışın enflasyon geçişkenliği en yüksek olan gelişmekte olan ülkelerden birisiyiz. Buna ilişkin olarak Şubat 2021’de Abdullah Kazdal ve Muhammed Hasan Yılmaz tarafından yayınlanan TCMB çalışma makalesine bakılabilir.

Belirsizliklerin arttığı bir ortamda geçmiş verilerin geleceğe ışık tutması zorlaşır. İktisatçılar olarak makroekonomik tahminlerimizi bir süre sonra muhtemelen güncelleyeceğiz. İlk görünen enflasyonda yukarı, büyümede aşağı yönlü tahminler olacak. Büyüme pandeminin gidişatı ve uygulanan ekonomi politikaları ile de alakalı olacağı için tahmin hata riskini daha fazla barındırıyor. Büyümedeki gerileme ve kur hareketlerine bağlı olarak cari açık beklentisi gerileyebilir. Kritik nokta yine pandemi ve turizmin seyri olacak.

Hem makroekonomik hem finansal piyasa tahminlerini daha sağlıklı yapabilmek için bugünlerdeki karmaşanın biraz azalması, kabine değişikliği ve siyasetteki gidişatın daha netleşmesi gerekiyor. Diğer önemli bir nokta 15 Nisan tarihindeki Merkez Bankası toplantısı ve para politikasının en azından kısa vadeli duruşunun anlaşılmasıdır. Son olarak, önümüzdeki günlerde dış politikadaki gidişatı iyi izlememiz ve okumamız gerekiyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Bir de savaş olmasa 12 Ağustos 2026