Asgari ücretin altında kalan emekli maaşı
Son yıllardaki en büyük tartışmalardan biri de emekli maaşları üzerinden yapılıyor. Asgari ücretin alım gücü konusunda geride kaldığı bir ortamda, emekli maaşlarının daha da geride kalması sadece enflasyon başlığı altında ele alınmayı yeterli kılmıyor.
Sosyal güvenlik sistemi birçok ülkede yaşlanan nüfuslarla birlikte “alarm” veriyor.
Emekli aylığı ya da maaşı iş hayatını sonlandıran kişilerin, iş hayatı boyunca ödedikleri primlerin karşılığında, artık çalışmadıkları dönemde geçinebilecekleri seviyede almaları gereken ücret oluyor.
Kısaca “emekli” kişiler, çalışırken ödediklerini, artık çalışmayacaklarından geri alıyor.
Aslen ödenen prim, maaş orantılı da olsa, emekli maaşı son yıllarda giderek “geçinme” kavramından uzaklaşmaya başlıyor.
Asgari ücretin sözlük tanımına bakıldığında; Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), “işçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücrete asgari ücret denilmektedir. Asgari ücret, uygulamada verilebilecek en düşük ücreti ifade etmektedir” olarak açıklıyor.
Emekli maaşının da “en düşük şekilde” asgari ücret olması gerektiği düşünülürse karşımıza şöyle bir manzara çıkıyor:

En düşük emekli maaşının asgari ücreti geçtiği son yıl 2015 oluyor. 2016’dan itibaren asgari ücretin altına gerileyen en düşük emekli maaşı 2025 yılının ikinci yarısında 0,65’e kadar düşüyor.
Bu da yıllarca çalışmış bir insanın artık “çalışamayacak” durumda olduğu dönemde “geçinme” sorunlarıyla karşı karşıya kalması anlamına geliyor.
Diğer yandan bu sorunun küreselde de artmaya başlamasıyla çalışan emekliler daha çok hayatımızda görülüyor. Türkiye’de EYT düzenlemesinin de buna katkıları olduğu biliniyor.
TÜİK’in Temmuz-Eylül 2025 dönemi İşgücü İstatistiklerine bakıldığında, “işgücüne dahil olmayanların nedene göre dağılımı” verisinde “emekli” olduğu için iş hayatında olmayanların oranı 2024’te yüzde 12,4 olurken, 2025’te 11,3 olduğu, hatta bu orana EYT çıkmadan hemen önce (2022 son çeyrekte) bakıldığında yüzde 16,9 olduğu da görülüyor.
Kısaca emekliler çalışma hayatından “çıkamıyor.”
Bunda EYT etkileri yadsınamaz ancak emeklilerin de iş hayatından çıkması “yeni” işgücüne yer açılması anlamına geliyor.
Sosyal güvenlik sistemi açısından da bu durum tartışmaya açık oluyor. SGK’nın açıkladığı verilere göre, 2024 sonunda 1,61 çalışan bir emekliye karşılık geliyor. Tarihin en düşük oranı olarak görülen bu oranın en sağlıklı hali, 3 çalışanın 1 emekliye karşılık gelmesi olarak belirtiliyor.
Ülkelerin de yaşlanan nüfuslarıyla sosyal güvenlik sistemlerini sık sık tartıştığı günümüzde, iş hayatında değişen tanımlamalarda, “emekli” tanımlamasının da baştan yapılması gerektiği görülüyor.
Genç emekliliğin hayatımızdan çıkması adına daha sağlıklı bir şekilde özel-iş hayatı dengesinin kurulması şart olurken, deneyimden faydalanmanın dengesinin de olması gerekiyor. Maaş standartlarının “prim” düzenlemeleriyle daha yaşanılabilir olması, gençlere alan açılması gibi yine çok kapsamlı bir “başlık” ortada duruyor.
Türkiye’nin yıllarca övündüğü genç nüfusunun artık “yaşlanmaya” ilerlediği bir yolun başındayken, ileri görüşlü davranmak herkesin yararına olacak gibi görünüyor.