Bağımlılıklar geleceğimizi karartmaya devam ediyor!

Uğur CİVELEK
Uğur CİVELEK ARKA PLAN

Siyasi iradenin ekonomi konusundaki söylem ve hazırlıkları, bazı kesimleri kısmen rahatlatırken diğerlerini fazlasıyla geriyor. Daha açık ifade etmek gerekirse, ağırlaşmış sorunları görmezden gelme ve günü kurtarma anlayışı hüküm sürmeye devam ediyor; sessiz çoğunluk aleyhine ve güçlü azınlıklar lehine olan tercihlerde herhangi bir değişiklik gözlenmiyor. Ekonomi konusundaki tercihler, beka ile ilgili konulara ilişkin söylem ve eylemler açısından güvensizlik sebebi olabiliyor!

Merkez Bankası faizleri düşürmeye ve para politikasını gevşetmeye zorlanıyor; olası yan tesirleri baskılama, piyasaları çalışıyormuş gibi gösterme ve kredi pompalama yükümlülüğü ise kamu bankalarına ihale edilmiş gibi görünüyor. 2020 mali yılına ilişkin bütçe çalışmaları ise finansal sermayeyi üzmeyecek ve içerideki sessiz çoğunluğu çıldırtacak şekilde devam ediyor; ortaya çıkan adaletsizlikleri azaltabilecek etkili düzenlemelerin adı bile anılmıyor! Gelir dağılımındaki yüksek oranlı bozulma, aşırılık sınırlarını zorlayan sosyal dengesizlikler ve istikrarsızlığa sebep olabilecek diğer sorunlar tümü ile görmezden geliniyor.

Mevcut siyasi irade, uzunca bir süredir oluşumuna katkı yaptığı sorunlardan oluşmuş kördüğümü çözme kararlılığını sergileyemiyor!

Finansal bağımlılıklar, üreten kesimlerin öncelikle desteklenmesini engelliyor ve sosyal güvenlik açıklarının büyümesine katkı yapıyor.

Finansal bağımlılıklar, büyümede sorun üreten ve istikrarsızlık potansiyelini artıran kırılganlıkları besliyor, kalıcı olarak ortadan kaldırılmasını engelliyor. Üretenlerin faaliyet gelirlerini buharlaştıran koşullar, umut bırakmıyor!

Finansal bağımlılıklar, terörle mücadeleyi aksatıyor! Terörist olarak tanımlanmış yapıları destekleyen ve kendi çıkarı doğrultusunda kullananlar ile finansal sermayeyi yönlendirenlerin aynı kesim oluşu, bir şekilde bedel ödenmesini gerektiriyor. Peşin bedel ödemekten kaçınılıyor olması, terör başta olmak üzere tüm sorunlu konularda gerekenin yapılmasını engelliyor.
Finansal bağımlılıklar, jeopolitik konularda güvene bağlı engellerin aşılmasını ve yeni stratejik ilişkiler geliştirilmesini sınırlayarak kalıcı çözüm kanallarını tıkıyor.

Başta ekonomi olmak üzere tüm kurumsal yapının kırılganlaşması, önce finansal bağımlılıkların ve sonra çarpık büyüme yapısı ile buna bağlı olarak ortaya çıkan gelir dağılımındaki tehlikeli bozulmanın sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Basireti bağlanmış kurumsal yapı ve siyasiler, bu açmazın esaretinden kurtulma beceri ve cesaretini sergileyemiyor; bir şeyler yapılması gerektiğini haykıranları da etkisiz hale getirerek, sonu karanlık olan bu sürecin devamını sağlıyor!

Gerek ülkemizdeki sorunların geldiği aşama, gerek ise bölgesel ve küresel koşullarda gözlenen istikrarlı bozulma böyle gitmez dedirtiyor. Siyasi irade ise, bir süre daha böyle gitmeli diyerek hayal tacirliğine devam edeceği mesajını güçlü bir şekilde vermeye devam ediyor. Finansal sermayenin özgürlük ve ayrıcalıklarına dokunulamıyor; fakat geniş kesimlerin yaşama hakkının bir şekilde sınırlanması için ne gerekir ise yapılacağı yönünde izlenim yaratılıyor.

Kamu bankaları, ne kadar gerekiyor ise o kadar döviz satarak iyimser hayalleri suni teneffüs ile yaşatarak beklentileri makyajlıyor; kimsenin almak istemediği riskleri üstlenerek kredi hacmini yeni rekorlara taşıyor. Para otoritesi, ciddi bir sürpriz yaşanmaması durumunda Aralık ayında da faiz düşürmeye hazırlanıyor. Gelir dağılımındaki bozukluğu görmezden gelenler, bu yapılanlar sayesinde ekonominin güçlü bir şekilde büyümeye yeniden döneceği ve işlerin yoluna gireceği varsayımını pazarlamaya çabalıyor!

Hemen yukarıda özetlemeye çalıştığımız kısır hesaba, bu tasarımı yapanlar ve kerhen desteklemek durumunda kalanlar dahil kimse inanmıyor. Olumlu konuşanlar rol yapıyor, bazıları çıkarları gereği sadece susarak yan cebini açıyor! Yerleşikleri meze yapma hesabında tüm sınırlar zorlanıyor! Sorunlar ise farklılaşarak ağırlaşıyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar