Bayram rüzgârı

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Zafer ÖZCİVAN

Her zamanki gibi bir bayramı da geriye bıraktık. Atalarımızın dediği gibi “sağ olana her gün bayram”. Ne kadar doğru ne kadar yerinde bir söz. Her şeyin başı sağlık. Bu bayramı etkileri azalma eğiliminde olmasını temenni ettiğimiz salgınla birlikte geçirdik.

Klasik bir söylem ama eski bayramlara değinmeden geçemeyeceğim. Kısa bir süre de olsa çocukluğumun geçtiği Antalya’nın Akseki ilçesine bağlı Ürünlü Köyü’nde o dönemdeki bayramları hatırlıyorum. Bayramdan bir iki ay önce alınan kurbanlık hayvanlar beslenir ve kesime hazırlanırdı. Arife günü ise mezarlık ziyaretleriyle birlikte artık bayram rüzgârı hissedilmeye başlardı.

Bayram günü camide kılman namazdan sonra büyükten küçüğe doğru herkes birbirleriyle bayramlaşır, kucaklaşırdı ve dargınlar da barışır veya barıştırılırdı. Bayramlaşma merasiminden sonra her evden tepsilerle getirilen çeşitli yemekler cami avlusunda yendikten sonra kurban kesme işlemleri ile bayram heyecanı devam eder ve kesilen kurban da dinimize uygun şekilde kesmeyenlerle paylaşılırdı. Bu arada hısım, akraba bayram ziyaretleri ara verilmeden devam ederdi.

Günümüze dönecek olursak artık yoğun çalışmaya zorunlu olan insanlarımız her bayram tatil programı yapmaya bir yerde zorunluluk hissetmeye başladı. Aslında haksız da değiller. Çünkü ekonomik koşullar gereği kıt kanaat geçinen vatandaşlarımız için başka fırsat olmayabilir veya çocuklarının tahsil durumu gibi nedenlerle tatil ihtiyacı zorunluluk durumuna geldi.

Bayramlara ekonomik olarak baktığımızda herkesin sevdiklerine hediyeler götürmesi, evde yapılan gereksinimler, çocuklara yapılan alışverişlerle bir hareket ve bereket söz konusudur. Tatil yörelerinde ise yiyecek ve içecek sektörü için iple çekilen günlerdir.

Ülkemizde ve tüm dünyada yaklaşık 1.5 yıldan bu yana yaşadığımız koronavirüs salgını, bu bayramı daha da tatil için anlamlı pozisyona getirdi. Uzunca bir süreden beri yasaklar nedeniyle ev hapsinde olduğumuz gerçeği ile birlikte, normalleşme adımlarının atılması bizleri de şehir dışına çıkma özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarına adeta saldırma noktasına getirdi. Alınan bilgilere göre tatil beldelerinde otellerin tamamı dolmuş. Bazı vatandaşlarımız da tatil bütçelerini kredi kullanarak organize etmişler. Günümüzde tatil kredisi de rağbet görmeye başladı.

Krediden söz etmişken salgın döneminde esnafa verilen destek kredilerinin de geri ödeme dönemine girdik. Bir banka yöneticisinin anlattığına göre verilen kredilerin geri dönüşümü istendiği şekilde gerçekleşmediği gibi bin bir zorlukla karşılaşılıyormuş.

Bu 9 günlük bayram tatili özellikle yasakların kaldırılması ile birlikte salgından en çok zarar gören yiyecek ve içecek sektörü beklenenden fazla kazanç sağlayacakları, daha açık bir ifade ile kendilerine gelecekleri ve borçlarını zamanında ödetebilecekleri de yazılı basından okuduklarıma göre bir gerçek.

Ancak tedbirleri elden bırakmamamız; maske, mesafe ve temizlik kurallarına dikkate devam etmemiz bilim insanlarımız tarafından sürekli tekrarlanıyor. İngiltere ve Hindistan’dan dünyaya yayılan ve bulaş riski normalden daha yüksek olan DELTA virüsü ülkemizde de maalesef görülmeye devam ediyor. Öte yandan sağlık bakanlığının açıkladığı bilgiler de vaka sayılarının çoğalma eğilimine doğru gidiyor. Tatil dönüşü eylül ve ekim aylarında vaka sayısında artma görülebilir ve istemediğimiz tekrar kısıtlama kuralları ile baş başa kalabiliriz. Öncelikle öğrenci kardeşlerimizin zaten mevcut olan eğitim eksikliklerinin devamına izin vermemeliyiz ve kuralları elden bırakmamalıyız.

Gözlemlediğim ve yazılı, görsel basında okuduklarıma göre sahil boylarında maske takan vatandaşlarımız nerdeyse kalmamış. Bu bizim için çok tehlikelidir ve vatandaşlık görevimizden kesinlikle vazgeçmemeliyiz. Aksi halde sonuçların gene biz katlanacağız ve yaşadıklarımızı unutmayalım.

Bir diğer konu da salgından kurtulmamızın tek yolu olan aşılanmak. Geçen dönemlerde olduğu gibi sağlık bakanlığımızın girişimleri sonucu aşı sıkıntısı çekmiyoruz ve 18 yaşına kadar herkese yetecek aşımız mevcut. Mutlaka aşı konusunda birbirimizi uyarmalı ve kesinlikle aşılanmalıyız.

Kamuoyundan ve tıp mensuplarından edindiğim bilgilere göre Sinovac aşısının antikor üretimi 3 aydan sonra azalıyormuş ve üçüncü aşıların Alman Biontec olunması hem antikor üretimi hem de Delta virüsüne karşı daha etkili olduğu bilimsel olarak ispatlanmış. Dolayısıyla üçüncü aşıları Biontec olmakta fayda olduğu bir gerçek.

Öte yandan toplumumuzda bir kesim aşı olma sırası geldiği halde karşı oldukları veya koruyuculuğuna inanmadıkları gerekçesiyle aşı olmaktan kaçmakta olduğu gözlemleniyor. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada saygın bilim insanları her platformda aşılanmamızı önerdikleri halde bir grup insanlar hala aşı olmamakta direniyorlar. HES kodu uygulaması daha da yaygınlaşacağı yetkililer tarafından açıklandı ama bunlara yaptırımlar mutlaka uygulanmalıdır.

Bir bayram da böyle geçti.

Sağlıklı, mutlu nice bayramlar dilerim.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Babanız haklıydı 04 Eylül 2026