Belirsizlik çağı: Dünya ekonomisi artık neden hiçbir şeyi fiyatlayamıyor?

ELİF ALTINDAĞ ŞENSES
ELİF ALTINDAĞ ŞENSES [email protected]

Bir dönem piyasaları anlamak daha kolaydı. Enflasyon yükselirse merkez bankaları faiz artırır, büyüme yavaşlarsa faiz indirirdi. Petrol fiyatı düşerse rahatlama gelir, dolar güçlenirse gelişmekte olan ülkeler baskı hissederdi. Küresel ekonomi karmaşıktı ama kendi içinde tutarlı bir mantığı vardı.

Bugün ise piyasalarda aynı anda birbirine zıt gibi görünen hareketler yaşanıyor. Altın güvenli liman talebiyle yükselirken dolar da değer kazanabiliyor. Tahvil faizleri sert yükselirken hisse piyasaları bir süre daha yükselmeye devam edebiliyor. Petrol fiyatları savaş nedeniyle yükselirken büyüme beklentileri aynı anda aşağı çekiliyor. Merkez bankaları ise artık sadece ekonomik verileri değil, jeopolitik riskleri de konuşuyor.

Dünya ekonomisi uzun bir aradan sonra yeniden “belirsizlik rejimine” girmiş durumda.

ABD’de seçim ekonomisinin yaratacağı harcama baskısı, Avrupa’da savunma bütçelerinin büyümesi, İngiltere’de siyasi liderlik tartışmaları ve Çin’de yavaşlayan büyümeye karşı yeni teşvik beklentileri aynı anda tahvil piyasalarına yük bindiriyor. Yatırımcılar bir yandan yüksek faiz ortamının uzun süreceğini düşünürken, diğer yandan kamu maliyesinin ne kadar sürdürülebilir olduğu sorusunu sormaya başlıyor.

Bu yeni dönemin merkezinde ise jeopolitik riskler var.

Orta Doğu’daki savaşın enerji fiyatlarına etkisi artık sadece petrolün kaç dolar olduğu üzerinden okunmuyor. Asıl mesele, arzın ne kadar süre aksayacağı ve bunun küresel enflasyonu ne kadar kalıcı hale getireceği. Merkez bankalarının son dönemde raporlarında daha sık kullandığı “yüksek belirsizlik” ifadesi de tam olarak bunu anlatıyor.

Merkez bankaları artık sadece tahmin yapmakta değil, geleceği anlatmakta da zorlanıyor. Fed’in faiz indirimlerini sürekli ötelemesi de benzer bir tabloya işaret ediyor. ABD ekonomisi yavaşlamıyor ama enflasyon da tam anlamıyla düşmüyor. Böyle dönemlerde klasik ekonomik modeller yetersiz kalıyor.

Bir başka dikkat çekici gelişme ise güvenli liman davranışındaki değişim. Eskiden kriz anlarında yatırımcı ya dolara ya altına giderdi. Şimdi ise ikisine birden yöneliyor. Çünkü piyasa artık belirli bir riskten değil, sistemin genel kırılganlığından endişe ediyor. Belki de asıl kırılma burada yaşanıyor.

1990’lardan 2020’lere kadar dünya ekonomisi büyük ölçüde “küreselleşme düzeni” içinde çalıştı. Ticaret arttı, enerji nispeten ucuz kaldı, merkez bankaları öngörülebilir hale geldi. Şimdi ise dünya daha parçalı, daha siyasi ve daha kırılgan bir döneme giriyor. Çin-ABD gerilimi artık sadece ticaret savaşı değil; teknoloji, güvenlik ve finans savaşı niteliği taşıyor. Enerji yeniden stratejik silah haline geliyor. Savunma harcamaları yükseliyor. Şirketler verimlilik kadar tedarik güvenliğini de önemsemeye başlıyor.

Bu yüzden bugün piyasalarda yaşanan sert hareketleri sadece günlük veri akışıyla açıklamak eksik kalıyor. Çünkü piyasalar artık verileri değil, senaryoları fiyatlıyor.

 

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar