Borsada sabır yılı!
Şenay Zeren'in sunduğu “Haftanın Stratejisi” programında bu hafta İnfo Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Mert Yılmaz’ı dinlerken, aslında yatırımcının son iki yıldır hissettiği duygunun netleştiğini gördüm: Beklemek, sabretmek ve acele etmemek.
Yılmaz’ın 2025’e dair tespiti çarpıcı ama gerçekçi. Dünyada hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülke borsaları güçlü ralliler yaşarken, Türkiye borsası yılı büyük ihtimalle yalnızca nominal bazda artıda kapatacak. Dolar bazında ise neredeyse yerimizde sayıyoruz. Yılın sonuna doğru bir toparlanma ihtimali var; hatta yıl içi zirvelere yakın kapanış da mümkün. Ancak bu tablo, küresel piyasalara kıyasla hâlâ zayıf bir performansa işaret ediyor.
Asıl dikkat çekici olan ise 2026’ya dair beklentiler. Yılmaz’a göre 2026, 2024–2025 dönemine kıyasla daha iyi bir yıl olabilir. Merkez Bankası’nın faiz indirimlerine devam etmesi halinde, önümüzde yaklaşık 800 baz puanlık bir alan bulunuyor. Bu da doğal olarak hisse senedi piyasaları için daha destekleyici bir zemin anlamına geliyor.
Ancak burada kritik bir uyarı var: Geçmiş 1,5 yılın kaybını telafi etmeye çalışırken aşırı işlem yapmak. Yılmaz’ın altını çizdiği gibi, işlem sayısı arttıkça yatırımcının kazanma ihtimali genellikle azalıyor. Bu dönemde “daha çok al-sat” değil, “daha doğru yerde sabır” öne çıkıyor.
Sektörler tarafında ise faiz indirimlerinin devamı halinde bankacılık ilk sırada yer alıyor. Bankaları, GYO’lar takip ediyor. Uzun süredir geride kalan havacılık sektörü ise ucuzluk nedeniyle yeniden radar altına alınabilir. Holdingler de tekrar gündeme gelebilir; ancak burada banka–holding ilişkisinde aynı grup olmamasına dikkat edilmesi gerektiği uyarısı önemli.
Telekom sektörü, 5G yatırımları nedeniyle kısa vadede finansal baskı altında olsa da uzun vadede potansiyel barındırıyor. Gıda enflasyonunun yüksek seyri, perakende sektörünü izlenmesi gereken alanlardan biri haline getiriyor. Savunma sanayi ise özellikle ASELSAN öncülüğünde güçlü hikâyesini korumaya devam ediyor.
Döviz cephesinde ise beklentiler sakin. Yılmaz, 2026’da hisse tarafına “oluk oluk” bir yabancı girişi beklemiyor ama bugüne kıyasla daha iyi bir tablo mümkün diyor. Kur tarafında ise sert ve enflasyonu aşan bir yükseliş beklentisi yok; temel senaryo, enflasyon kadar bir kur artışı.
Peki yatırımcı 2026’ya giderken nasıl bir portföy oluşturmalı? Yılmaz’ın önerisi dengeli bir sepetten yana: Yüzde 40 TL varlıklar (mevduat, para piyasası fonları, tahvil), yüzde 40 hisse senedi, yüzde 10 döviz ve yüzde 10 kıymetli madenler.
Altın ve gümüşteki tarihi yükselişler ise dikkatle okunmalı. Özellikle gümüşte yaklaşık 45 yıl sonra görülen bu ölçekte bir performansın art arda tekrarlanması zor. Altın talebinin ana kaynağı merkez bankaları, jeopolitik riskler ve rezerv politikaları. Bu nedenle altın ve gümüş portföylerde bir “sigorta” olarak yer almalı; ancak mevcut seviyelerden kısa vadeli al-sat yapmak ciddi risk barındırıyor. Çünkü hızlı yükselişlerin düzeltmeleri de genellikle aynı hızda geliyor.
Özetle: 2025 sabır yılı, 2026 ise ihtiyatlı iyimserlik yılı. Kazanmak için hız değil, denge ve zamanlama belirleyici olacak.