Çin ekonomisi
Zafer ÖZCİVAN -Ekonomist -[email protected]
Dünyanın en güçlü ekonomilerden olarak gösterilen Çin Halk Cumhuriyeti, 1979 yılından itibaren tüm dünyaya açılmayı başarmıştır. Bugün dünyanın üretim merkezi durumuna gelen Çin, ucuz işgücü odaklı üretim merkezi olarak bilinmektedir. Bugün dünyanın en güçlü ihracat merkezi konumundadır. Ekonomik büyüklüğü 14 trilyonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor ve uzun süre %7-%10’un üzerinde ekonomik büyüme kaydedilmiştir.
Türkiye de yıllık 22 milyar dolar civarında Çin’den ithalat yapmaktadır. Özellikle 1980 li yılların ikinci yarısında başlayan ithalat serbestisi ile en çok ürün ülkemize Çin’den gelmektedir.
Çin yaklaşık 1,5 milyar nüfusa sahiptir ve yüzölçümü 9,6 milyon metrekaredir ve dünyanın üçüncü büyük ülkesidir.
Geçmiş dönemde tarıma dayalı ekonomiye önem veren fakir bir ülke olan Çin, bugün dünyanın en büyük ekonomileri arasında yerini almış bulunmaktadır. Özellikle 1980 lerde uygulamaya başlayan ekonomik reformlar, ekonomik alanda yaptığı atılımlar ülkeyi rekabet gücü açısından uluslararası pazarda söz sahibi yapmıştır. Çin ‘in kazandığı ekonomik başarılar gelişmiş ülkelerde tehdit, gelişmekte olan ülkelerde ise fırsat olarak görülmeye başlamıştır.
Dünya genelinde kişi başına düşen milli gelir %400 artış olurken Çin’de bu oran dünya ülkelerinden sekiz kat fazladır. Bu başarının arkasında reformist kimlik, ucuz işgücü piyasası, maliyetlerin düşüklüğü, ihracat odaklı ekonomik büyüme modeli, uluslararası pazarlara uyum sağlama, devlet yönetiminin ekonomiye önem vermesi faktörleri yatmaktadır.
Yukarıda bahsettiğim gibi bizim de en çok ithalat yaptığımız ülke konumunda olan ülke Çin olmuştur.1980 li yıllarda ülkemizde başlayan Çin malları fırtınası günümüzde ekonomi yönetimimizin aldığı yurtiçi üretimi destekleme kararları gereği eski ivmesinden uzaktır.1980 li yıllarda Çin ürünleriyle rekabet şansını yitiren bazı işletmeler faaliyetlerine son vermek zorunda kalmıştı. Öyle ki haksız da değillerdi. Ürettikleri ürünler Çin’de çok ucuza gelmekte ama kalite yönünden çok düşük seviyede olmasına rağmen bizim yerli piyasada talep edilir duruma gelmişti.
Avrupa ülkelerinde ürün veya bayilik konusunda ürün özelliği, rekabet koşulları, sürdürülebilirlik, tedarik süresi gibi faktörler ön planda tutularak en son fiyat konusu gündeme gelmekte ve yapılan veya yapılacak iş birliği taraflar arasında uzun vadeli olarak başlanmasına önem verilir. Özellikle ürün kalitesi, satış sonrası hizmet, ürün garantisi, müşteri garantisi gibi unsurlar önem taşır ve taraflar maksimum faydayı sağlamaya çalışırlar. Ancak bizde durum tam tersidir. Anlaşma masasına fiyat konusu ile başlanır. Diğer unsurlar ikinci planda kalır.
Yukarıdaki koşullarda kalitesi ön planda tutulmayan, fiyat bazlı Çin malları gereğinden fazla ülkemize girmiş, pazarda yerini almıştı.
Ülkemizde yerli sanayinin gelişmesi, istihdamın sağlanması, ihracatın arttırılması, uluslararası pazarlarda rekabet edebilme gücünün ortaya çıkması, vergi gelirlerinin arttırılması gibi sebepler göz önüne alınarak birtakım önlemler alınmaya başlamış ve bu durum sanayicilerimizi üretim yapmaya teşvik edilmiştir. Daha da ötesi devlet kalkınmaya öncelik verdiği bölgelerde ucuz arsa, birtakım SGK ve vergilerden belirli bir süre feragat ederek üretime ön ayak olmayı sağlamıştır.
Bazı ihtiyaç fazlası ve ülkede üretimi yapılabilen ürünlere ek gümrük vergisi uygulayarak üreticilerimizin rekabet gücünü arttırmayı, istihdam yaratmayı da sağlamıştır. Ancak bazı ürünlerde yerli üretim halen yapılamamaktadır. Özellikle ülkede yapılmayan (ithal ikame ürünler) için sanayiciye destek verilmeli ve ithalat rakamları düşürülmelidir.
Ülke olarak ihracat konusunda çok yüksek rakamlar ulaşmış durumdayız. Ancak ithalatımız maalesef ihracattan büyük rakamlarda gitmekte, bunun sonucu olarak cari açığımız yüksek seviyededir. Dış ticaret dengesi ülkede yapılan üretim ile sağlanabilir. Özellikle KOBİ’ler üretim için en uygun işletmelerdir ve bugün istihdamın %70’i KOBİ’ler tarafından sağlanmaktadır.
Ülkemizde üretim işletmelerini Ar-Ge (araştırma geliştirme) departmanlarının özellikle ithal ikama ürünler hakkında daha çok araştırması, yabancı ülkelerdeki ürün pozisyonu, Pazar payı, üretimde kullanılan hammadde ve yarı mamul tedariki gibi bilgiler toplamalı, bu bilgiler ışığında da çalışmalar yapılmalıdır. İthalatı sıfırlamak elbette mümkün olmayacaktır ama tüm çalışmalar minimuma indirgemek için yapılmaktadır. Yerli ürünlerimizin birçoğunda ara mal olarak ithalat yapmak zorunluluğu devam etmektedir. Bu bağlamda ithalat yapmamak gibi bir şansımız bulunmamaktadır.
Yaşadığımız korona virüs salgını sebebiyle Amerika ve Avrupa ülkelerine giden konteynerler geri dönmediği için ülkemizde konteyner sıkıntısı yaşanmaya başlamıştır. Bu durum ihracatçılarımızı olumsuz etkilemekte, tedarik süreleri geciktiğinden tahsilatta problemler yaşanmasına neden olmaktadır. Ekonomi yönetimi bu konuyu da ele almalı, ihracatçımızın problemlerini zamanında çözmeye özen göstermelidir.
Öte yandan salgından sonra Türkiye Ortadoğu’nun üretim merkezi olması yüksek ihtimaldir. Ünü bildiğiniz gibi virüs Çin’in Vuhan kentinde başladığından bu yana Çin malları pazarda çok puan kaybetmiş, tüm dünyada tercih edilmekten çıkmış durumdadır. Bizim de ekonomik koşullarımızı iyileştirerek, sanayicilerimizi destekleyerek kaybolan Çin ürünleri pazarını elde etmemiz zor değildir.
Üretim gücümüz, kalitemiz, tedarik süremiz ve diğer etkenlerimiz bu konuda uygundur ve ekonomide hızlı büyümeyi bu sayede sağlayabiliriz.