Derin yoksulluk, sosyal adalet ve ideal siyaset

Dr. Melek SARIBEKİR
Dr. Melek SARIBEKİR Sapere Aude!

Bu üç kavram yan yana geldi çünkü derin yoksulluk vahim bir hastalıksa, sosyal adalet onun reçetesi, ideal siyaset de tedavi merkezidir.

Tüm güç savaşlarını ve real - güç, fayda ve çıkar odaklı - siyaset alanını bir kenara koyabilirsek, aslında en derin meselenin yoksulluk ve özünde gelir eşitsizliği olduğunu görebiliriz. Eşitsizlik aslında adalet; gelir eşitsizliğiyse bir dağıtımsal adalet – diğer adıyla sosyal adalet meselesidir.

Tüm dünyada artan gelir eşitsizlikleriyle karşı karşıya olduğumuzun bilinciyle, ülkemizde de yoksulluk artık yalnızca gelir dağılımı eşitsizliğiyle değil, bireylerin temel ihtiyaçlarına erişememesiyle tanımlanan yeni bir aşamaya geçmiş durumdadır. Adil bir sistemin siyaset biliminin uluslararası literatüründeki tanımlamalarına göre, tüm farklı düşünürlerin ortak noktası, adil bir sistem ve sürdürülebilir bir toplumsal düzen için sosyal adaletin şart olduğu ve bunun da insanların yaşamlarını sürdürmeleri için gerekli temel ihtiyaçlarına erişebilmeleriyle mümkün kılınabildiğidir. Temel ihtiyaçların neler olması gerektiğiyse ayrı ve uzun bir tartışma konusudur. Sadece beslenmek ve barınmak mıdır yaşamak?

Göreli ve tartışmalı veriler olmakla beraber 2026 yılı Mayıs ayında TÜRK-İŞ verilerine göre dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 114.576 TL olarak hesaplanmıştı. Varsayalım ki dört kişilik bir hanede eve iki asgari ücret giriyor ve ancak bu sınırın yarısına ulaşabiliyor yani yoksulluk sınırına ulaşmak için gelirlerini iki katına çıkarmaları gerekiyor. Gıda, barınma, ısınma ve giyim gibi temel maddi ihtiyaçlarının ne kadarını karşılayabiliyor? Peki, yaşama devam edebilmek için bunlar yeterli midir? Medyan geliri esas alarak hesaplanan göreli yoksulluk oranları, temel yaşamsal ihtiyaçları bunlardan daha kapsayıcı eşikler hâline getirdiğinde yükselmektedir.

Esas olan, yoksulluğun yalnızca istatistiki bir veri değil, milyonlarca insanın gündelik yaşamını sürdürebilmesinin önünde engel olan yapısal bir kriz olduğunu görebilmektir.

Sosyal adalet, bu krizin aşılmasında anahtar kavramdır. Peki, nedir sosyal adalet? Hakkaniyet, dağıtımsal adalet, eşitlik, sağlıklı bir toplumsal düzenin temeli, siyasetin temel görevi veya ahlaki bir ödev midir? Geniş anlamda sosyal adalet arayışı ihtiyaçlara erişime odaklanır — ve burada, dar anlamda temel ihtiyaçların (ya da birincil ihtiyaçların) kastedildiği varsayılmaktadır. Sosyal adaletin esas alındığı siyasal düzense insanların içinde “hayatlarını sağlıklı ve insan onuruna yakışır biçimde yaşayabilecekleri temel koşulları” sağlayan kurum ve uygulamaları merkezine alandır.

Dağıtımsal adalet bir toplumda üretilen maddi ve manevi varlıkların, kaynakların ve fırsatların hakkaniyetli bir biçimde paylaştırılması ilkesine dayanır. Sosyal adalet ilkesi siyasal alanın merkezinde olmadan, yoksullukla mücadele politikaları kalıcı iyileşme ve sürdürülebilir refah düzeni üretemez; ancak geçici politikalar üretebilir.

Böyle bir sosyal-ekonomik yapısal dönüşümün önündeki büyük engel nedir?

Siyasetin teorik olarak nasıl tanımlandığıdır. Siyasal gerçekçilik ve siyasal idealizm (ahlaki siyaset kuramı olarak da anılır) ikiliği, günümüzde sosyal ve siyasal alan üzerine yürütülen tartışmalarda temel ayrışmayı temsil eder. Uzun zamandır dünya siyasetinde çokça taraftar bulan pragmatik real politika yerine sosyal adaleti merkezine alan bir siyaset anlayışı aslında güç odaklılıktan hakkaniyet odaklılığa geçmeyi önerir. Güç odaklı siyasal gerçekçi anlayış, krizleri ivedilikle yönetebilirken sosyal-yapısal dönüşümü erteler veya öncelikli kısa vadeli fayda hesaplamalarına feda etmek durumunda kalır. Oysa sosyal adalet odaklı siyasal idealizm, toplumun en kırılgan üyelerinin söz sahibi olduğu, kamusal kaynakların şeffaf ve hakkaniyetle dağıtıldığı, yoksulluğun bir insan hakkı ihlali olarak kabul edildiği bir düzen inşa etme amacı taşır. İdeal sosyal-siyasal görüş, yoksulluğu bir toplumsal adalet sorunu olarak tanımlarlar. Derin yoksulluğun kronikleştiği bir dönemde siyasal tüm aktörlerin toplumsal sözleşmeyi hakkaniyet, ortak iyiye yönelen ortak akıl, dayanışma ve yaşamsal ihtiyaçlar temelinde yeniden kurması gerektiği açıktır. Bunun yolu da sosyal adaleti siyasetin merkezine koymaktan geçer.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar