Dijital erişilebilirlik artık zorunlu: Erişilebilirliğe dair yıllardır beklenen adım atıldı

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

 

 EMRE TAŞGIN

Türkiye Engelsiz Bilişim Platformu Temsilcisi

 20 Haziran 2025 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesi, web siteleri ve mobil uygulamaların engelliler için erişilebilir olmasını zorunlu kılıyor. Kamu ve özel sektörü kapsayan bu düzenleme, dijital dünyada eşitliğe giden yolda önemli bir dönüm noktası oldu.

Bu, yıllardır beklediğimiz bir adımdı. Yaklaşık 15 yıldır, kurucusu ve yöneticisi olduğum sivil toplum kuruluşlarında web siteleri ve dijital hizmetlerin herkes için erişilebilir olması gerektiğini anlattım. Arkadaşlarımla birlikte kurumlara gittim, çözüm önerilerimi sundum. Yeri geldi yazılımcılarla beraber oturup satır satır kodları inceledik, kullanıcı testleri yaptık. Şimdi artık bu çabanın yasal bir karşılığı var.

Erişilebilirlik artık iyi niyet

değil, bir hak ve yükümlülük

Genelge, kurum ve kuruluşlara web siteleri ve mobil uygulamalarını erişilebilir hale getirme yükümlülüğü getiriyor. Kurumlara bir ile iki yıl arasında değişen süreler veriliyor. Bu sürenin sonunda gerekli düzenlemeleri yapmayanlar yasal olarak zor durumda kalabilecek,

Bu noktada, erişilebilirliğin bir ‘sosyal sorumluluk’ projesi gibi görülmesinden uzaklaşılması gerekiyor.

Bu genelge, temel düzeyde erişilebilirlik kriterlerini uygulamak konusunda birçok kurum ve kuruluşa zorunluluk getiriyor. Engellilere yönelik sosyal sorumluluk projeleri döneminden çıkıp, dijital erişilebilirliğin yasal bir zorunluluk haline geldiği bir döneme giriyoruz. Artık kurumlardan ve kuruluşlardan web sitelerini ve mobil uygulamalarını erişilebilir hale getirmelerini istediğimizde, zaten daha önce var olan yasal dayanaklara ek olarak doğrudan bu genelgeye de atıf yapabilir duruma geliyoruz. Dolayısıyla bir web sitesinin ya da uygulamanın erişilebilir olması bir lütuf değil, bir zorunluluk. Bu, engellilerin yanı sıra ileri yaştakiler, çocuklar, geçici sakatlık yaşayanlar gibi herkes için kullanım kolaylığı sağlayacak. Yani bu düzenleme kullanıcı deneyimi açısından da olumlu sonuçlar doğuracak. Öte yandan genelgede web siteleri ile birlikte mobil uygulamalardan da açık şekilde bahsedilmiş olmasını ileriye dönük olumlu bir vizyonun göstergesi olarak değerlendiriyorum.

Ekonomide yeni bir pazarın

kapısı aralanıyor

Erişilebilirliğe yönelik bu yasal çerçeve, dijital ürün ve hizmet sunan şirketler için önemli fırsatlar da barındırıyor.

Web sitesini ya da mobil uygulamasını erişilebilir hale getiren firmalar, hem Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verdiği erişilebilirlik logosunu iki yıl boyunca kullanabilecek hem de daha geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşabilecek. Böylece hizmetinin ayrımcılık yapmadığını, herkesi kucakladığını ve bunu somut olarak ortaya koyduğunu gösterecek. Bu, doğrudan pazara erişimi artıracak. Erişilebilirlik yatırımı yapan firmalar, hem etik açıdan hem de ekonomik bakımdan kazanım elde edecek.

Bu düzenleme, başta yazılım, tasarım ve test sektörlerinde olmak üzere dijital hizmet alanında nitelikli insan kaynağına olan talebi artıracak. Aynı zamanda yerli teknoloji firmaları için erişilebilirlik çözümleri geliştirme alanında yeni iş modelleri doğmasına da zemin hazırlayacak.

Erişilebilirlik adı altında istismarlar yaşanıyor

Yeni düzenlemeyle birlikte sektör hareketlenirken, bu alanda ortaya çıkan bazı olumsuz girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğine de vurgu yapmamız gerekiyor.

Ne yazık ki ‘biz sitenizi erişilebilir yaptık’ diyen ama gerçekte teknik hiçbir geçerliliği olmayan işler yapan yapılar var. Kurumlar uygulamanın gerçekten erişilebilir olup olmadığına odaklanmalı. Bunun için de kullanıcı testleri önem arz ediyor. İşte tam da bu yüzden, kurulacak izleme ve danışma komisyonlarına büyük sorumluluk düşüyor. Kurumların hizmet aldığı erişilebilirlik sağlayıcılarının sunduğu çözümler gerçekten erişilebilir mi, değil mi; bu komisyonlar denetleyip raporlayacak. Sektördeki bu canlanma sevindirici olsa da, bu tür olumsuz örneklere karşı dikkatli ve temkinli olunması şart.

Erişilebilirlik bir defalık iş değil, sürdürülebilir bir süreçtir

Bir uygulamanın bugün erişilebilir olması yarın da öyle kalacağı anlamına gelmiyor.

Erişilebilirlik bir seferlik bir görev değil. Her güncellemede hizmet yayına alınmadan test edilmeli, sorun varsa çözülmeli. Bu ancak kurumsal politika haline gelirse sürdürülebilir olur. Çünkü erişilebilirlik yaşayan bir süreç. Öte yandan erişilebilirlik test araçlarının gelişmesi elbette önemli. Ama bununla birlikte kullanıcı testleri de büyük önem taşıyor. Çünkü test araçları bir alanı “erişilebilir” olarak işaretleyebilir ama kullanıcı bunu kullanamıyorsa, o çözüm işlevini yerine getirmiyor demektir. Bu durumda kullanıcı geri bildirimleri kritik hale gelir.

Yapay zeka, sürecin hızını ve kapsamını büyütebilir

Yapay zekanın erişilebilirlik alanındaki etkisi de çok önemli. Görsellerin betimlenmesi, kullanıcı arayüzlerinin sesli hale getirilmesi gibi konularda artık yapay zeka çözümleri devreye girebiliyor.

Daha birkaç yıl öncesine kadar bir görselin içeriğini anlatmak için insan betimlemesine ihtiyaç vardı. Bugün bu işi yapay zekâ büyük ölçüde başarıyla yapabiliyor. Bu da dijital erişilebilirlikte yeni kapılar açıyor. Önümüzdeki dönemde yapay zekânın erişilemez alanları erişilebilir hale getirme kapasitesi çok daha güçlü olacak.

Şimdi sıra uygulamada

Genelgeyle birlikte ilk adım atıldı. Şimdi kurumlar ve firmalar bu doğrultuda somut adımlar atmak zorunda. Erişilebilirliği önceleyen her girişim, hem toplumsal eşitliğe katkı sunacak hem de dijital ekonomideki konumunu güçlendirecek.

Bu alandaki çalışmalarımıza https://www.emretasgin.com internet sitesinden erişilebiliyor. Ayrıca farkındalık videolarını da https://www.youtube.com/@tasginemre YouTube kanalında yayınlıyoruz.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar