Dünya salgınla baş eder duruma geldiğinde Türkiye nerede olacak?
COVID-19 dünya ekonomisine katalizör etkisiyle girdi. Yaşanan birçok değişim ve dönüşümü hızlandırdı. Bugünün öngörüsü eski alışkanlıklarımızın yarısını unutmamız gerektiğine işaret ediyor. İnsanlık iki büyük dünya savaşı yaşadı. Ancak hiç bu kadar “far görmüş dağ tavşanı” kadar hazırlıksız yakalanmadı. Kapitalizm açgözlülükle özdeşleşti. 2000 “dot com krizi” ardından 2008 “küresel sistemik kriz” dünya ekonomisinde süregelen açgözlülüğün kanıtı oldular. İnsanlığın salgın hafızasını dolduran birçok vaka bulunmaktadır. İspanyol gribi, veba, kızamık, kızılcık, suçiçeği biraz geçmişe uzanıyor olsa da son dönemde kendilerini değişik formlarda tekrarlamayı ihmal etmemişlerdir. 1980 den başlayarak; AIDS, SARS, MERC virütik hastalıkları dünyanın gündeminde yer almayı sürdürmüşlerdir. Bugün Covid-19 ile yüzleştik. Toplumsal izolasyonu başarabilen toplumlar grafiklerini şu şekle yaklaştırmayı başardılar.
Dünya’yı (D’yı) ve Türkiye’yi (T’yi) COVID-19 sonrası neler bekliyor bir göz atalım:
D1. Bilgi teknolojileri, Genetik teknolojiler, Biyolojik teknolojilere hem hükümetlerin daha fazla kaynak ayrıldıkları hem de daha fazla insan gücünün ilgi gösterdiği alanlar olarak öne çıktıklarını görmüş olacağız. Dijitalleşme, genom, 5G-6G, dönüşüm süreçleri hızlanacak.
D2. e-ticaret dönüşümü yaşanacak. Jeff Bezoss’un “Amazon.com” ile başlattığı elektronik ticaretin ülkeler ölçeğinde robotlaşmayla, hijyen ve standart paketleme, kargolama süreçleri hızlandırılarak perakende sektörünün yerini alacak.
D3. Küresel ısınma, çevre kirliliği ve doğal yaşamı ihlala eden yapılaşmayı denetleyen güçlü uluslararası kuruluşlar etkinliklerini artıracaklar.
D4. Üretim önemini artıracak. Turizm ve her türlü servis hizmeti etkinliğini kaybettikçe Gayri Safi Milli Gelirler içinde üretimlerin payı artacak.
D5. Ülkeler kendi sınırları içinde kendi kendilerine yeter türde tarım, sanayi ve teknoloji üretebilme yarışına girecek. Bu çerçevede de zaten dünyanın tarım, tekstil, sanayii ürünü üreticisi olan ülkeler COVID-19 sonrası daha da bir güç kazanmış olacak.
D6. Salgın dünya ekonomisini Çin-ABD ticaret savaşının ortasında yakaladı. İngiliz vatandaşları hükümete neden sürü bağışıklığı yöntemini tercih etikleriyle ilgili dava açıyorlar. Trump da salgınla ilgili Çin’i suçluyor. ABD 1980 de H1N1 virüsünü, ilerleyen yıllarda da ilk HIV vakasının görüldüğü ülke olduğunu unutmuş görünüyor.
COVID-19 sonrası Türkiye’yi bekleyen gerçekler
T1. Türkiye için tarım sektörü büyük ölçüde dışa bağımlı yürüyordu. Tarımsal üretimi geliştirmek, verimi artırmak, 5G ve robot endüstrisi gibi avantajları tarıma entegre etmek yerine üreticiyi aracılara ezdirmeyen bir model bile inşa edemedi. Soğuk zincir taşımacılık, tarla ile raf fiyatı farkını sıfırlama, Anadolu’muzdaki hızlı trenleri limanlara kadar uzatmak gibi köklü dönüşümlerin peşinde olmak yerine, günü kurtaran fiyat stabilizasyonlarını izlemeyi tercih ettiler.
T2. Finansal olarak dışa bağımlılığımızı artıran bir döneme girdik. Merkez Bankası’nın altın hariç rezervleri $19.1 milyar eridi. Sıcak paranın temel iki bileşeni olan hisse senedi ve bonoda yabancı çıkışı yılbaşından bu yana haftalık $0.5 milyar olacak şekilde hızlı ve kararlı seyrediyor. Bu durum, bono faizlerinde artışları endekste de geri çekişmeleri getirdi. Varlık fiyatları ucuzladı. Yabancı yatırımcının tekrar gelebilmesi için ucuzluktan başka bir avantajımız kalmadığı gibi, şu ortamda her borsada ve her emtiada ucuzluk öne çıktı. Yabancı yatırımcının Türkiye’ye olan ilgisizliği, COVID-19 sonrasında da hiçbir değişikliğe uğramadan devam edecek gibi görünüyor. Salgın olgusunu her şeyin önüne çekmiş görünüyor. Bu güvenin içini dolduracak olan da; şeffaflık, kişisel hürriyete duyulan saygı, tarafsız basın, sağlıklı çalışan adalet düzeni olarak istisnasız küresel serbest sermaye hareketlerinin odağına oturmaktadır.
T3. Türkiye 2 ya da 3 yıl sürmesi muhtemel görünen COVID-19 krizi döneminde geçmediği köprülerin, kullanmadığı havalimanlarının borçlarını ödeyecektir. Söz konusu yatırımların geri dönüşleri dikkate alındığında, maliyetleri olağanüstü bir boyut kazanacak demektir. Bu durumda da ekonomik rantabilitelerini kaybetmiş olacaklardır. Ekonomik girdi ve ekonomik çıktı ya da fayda ve maliyet açısından irdelediğimizde, Türkiye devasa yatırımların bütçe üzerindeki yükünden kurtulduğunda çok rahatlayacaktır.
Nereden baksak zor bir dönemdeyiz. İnsanlığın uçağı güvenli irtifadayken kuş sürüsüyle (COVID-19 virüsüyle Aralık 2019’da) çarpıştı. Kuşlar motorların pervanelerine girerek, birer birer can verdiler. İki motor da durdu. Şüphesiz hiçbir uçak havada kalmaz. Kaptan pilotlara düşen görev, uçağı yere kazasız belasız indirebilmek. Yolcuların uçaklarındaki ya da kaptanları, mürettebatları değiştirme şansları kalmadı. Öyle ya da böyle, er ya da geç salgın bittiğinde bir aşı da bulunmuş olacak. Bu aşı pandemik aşı olacak. Yani alelacele, çarçabuk üretilmiş bir aşı olacak. Aşıyı bulan avantajlı olacak. AB, ABD, Japonya, Çin ve Güney Kore gibi aşı üretim yeteneğini Dünya savaşları sonrasında koruyabilmiş ülkeler; salgın sonrasında aşı oyundaki kartları yeniden dağıttığında halen masada yer alacaklar.