Dünyadaki gelişmeler Türkiye’yi neden daha çok etkiliyor?

ELİF ALTINDAĞ ŞENSES
ELİF ALTINDAĞ ŞENSES [email protected]

Küresel ekonomi uzun bir aradan sonra yeniden belirsizlik rejimine girerken, Türkiye gibi ülkeler bu dalgayı gelişmiş ekonomilerden çok daha sert hissediyor. Çünkü küresel sistem sakin olduğunda avantaj sağlayabilen yapısal kırılganlıklar, dünya gerildiğinde bir anda risk alanına dönüşüyor.

Bugün Türkiye ekonomisinin karşı karşıya olduğu tabloyu sadece içerideki enflasyon, faiz veya kur tartışmalarıyla açıklamak yeterli değil. Dış dünya artık Türkiye’nin ekonomik dengelerini çok daha hızlı etkiliyor. Çünkü Türkiye hâlâ yüksek ölçüde enerji ithalatına bağımlı bir ekonomi.

Petrol fiyatındaki her sert yükseliş cari açığı büyütüyor, enflasyonu yukarı taşıyor ve döviz ihtiyacını artırıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın son Enflasyon Raporu’nda petrol fiyatı varsayımını yaklaşık 60 dolardan 90 dolara yükseltmesi bile tek başına küresel risklerin ekonomi yönetiminin hesaplarını nasıl değiştirdiğini gösteriyor.

Sorun sadece petrolün pahalanması değil. Daha büyük sorun, fiyatların ne kadar süre yüksek kalacağının bilinmemesi. Çünkü piyasaların korktuğu şey artık geçici şoklar değil, kalıcı belirsizlik.

Son günlerdeki küresel tahvil faizlerindeki yükseliş de Türkiye açısından ayrıca önemli. Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomiler için bu durum daha pahalı borçlanma anlamına geliyor.

Nitekim son dönemde Türkiye’nin CDS primindeki hareketler de bunu gösteriyor. Küresel faizlerin yükseldiği, doların güçlendiği ve enerji fiyatlarının arttığı bir ortamda gelişmekte olan ülkelere yönelik iştah hızla azalabiliyor.

Tam da bu nedenle Türkiye’de para politikasının manevra alanı daralıyor.

Bir süre önce piyasalar faiz indiriminin ne zaman başlayacağını tartışıyordu. Şimdi ise uluslararası kurumlar yeniden “yüksek faiz daha uzun süre korunabilir” senaryosunu konuşuyor.

Citi’nin son analizinde yılın ikinci yarısında faiz indirimi için alan kalmadığını söylemesi tesadüf değil. Çünkü küresel ekonomi sakinleşmeden Türkiye’nin rahatlaması zorlaşıyor.

Merkez Bankası’nın son dönemde iletişim dilinde yaptığı değişiklikler de bu yeni dönemin işaretlerinden biri. TCMB’nin “tahmin aralığı iletişimine ara veriyoruz” açıklaması teknik bir detay gibi görünse de aslında çok daha büyük bir hikâye anlatıyor: Dünya artık öngörülebilir değil.

Bu belirsizlik doğrudan günlük hayata da yansıyor.

Bir başka önemli kırılma ise güven duygusunda yaşanıyor.

Eskiden küresel krizlerde yatırımcılar “gelişmekte olan ülke hikâyesi” satın alırdı. Şimdi ise güvenli liman arıyorlar. Doların güçlenmesi, altının aynı anda yükselmesi ve tahvil faizlerinin sert hareket etmesi aslında küresel sistemdeki stresin göstergesi.

Türkiye ise bu stresin tam merkezindeki ekonomilerden biri olarak dikkat çekiyor.

Türkiye’nin ekonomik modeli uzun yıllardır küresel sermaye akışının güçlü olduğu, enerjinin nispeten ucuz kaldığı ve dünya ticaretinin büyüdüğü bir dönemin üzerine kuruldu. Şimdi ise dünya tersine dönüyor. Enerji pahalı, faiz yüksek, sermaye seçici ve jeopolitik riskler çok daha baskın.

Bu yüzden bugün Türkiye ekonomisini anlamak için sadece Ankara’ya değil; Washington’a, Pekin’e, Londra’ya ve Hürmüz Boğazı’na da bakmak gerekiyor. Çünkü yeni dönemde Türkiye ekonomisinin kaderi artık yalnızca içeride değil, dünyanın ne kadar sakin kalabildiğinde de belirleniyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar