Ekonomi Reform Paketi ve Türkiye ekonomisinin geleceğine etkileri
Doç. Dr. Ata ÖZKAYA - Galatasaray Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi
12 Mart Cuma günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kamuoyuna duyurulan Ekonomi Reform Paketi çeşitli yönleri ile ülkemiz ekonomik gelişimine ilişkin katkılar planlamaktadır.
Bu paket çok-boyutlu olarak incelemeye tabii tutulduğunda aşağıdaki şekilde birden fazla farklı sınıflandırma yapabiliriz. Bu sınıflandırmalar paketin,
i) Amaçları ve hedefleri açısından
ii.) Paketin uygulamadaki iş-akışı ve süreçler açısından, yani 2 farklı pencereden değerlendirmesi ile ortaya koyulabilir.
Bu sınıflandırmalardan daha başka türlü kategoriler de düşünülebilir. Lâkin, bizim burada temel olarak gözettiğimiz husus, Ekonomi Reform Paketi’nin 9-13 Kasım 2020 tarihinde kamuoyuna duyurulan Para Politikası değişikliği ile ana bağlantılarını ve nedensellik ilişkilerini de analiz etmek istememizdir. Bu analizi yapmaz isek, ülkemiz ekonomi politikalarına bütüncül bakamayız ve iki bağımsız paket gibi düşünmek hatasına düşeriz. Böylelikle de gerçeğe yakın öngörü yapabilme şansımız azalmış olur.
O halde,
i) Amaçlar ve hedefler açısından yaptığımız sınıflandırma karşımıza iki temel sütün çıkarmaktadır:
1. Yapısal dönüşüm
2. Kamu maliyesinin dönüşümü
Diğeri ise,
ii) Uygulamadaki iş-akışı ve süreçler açısından yaptığımız sınıflandırma:
Kamu ve Kamu-Özel Finansal süreçlerinde istikrarın sağlanması için
1. Hukuki düzenlemeler
2. Ekonomik açıdan “gözlenebilirlik” ve denetim mekanizmaları oluşturulması/güncellenmesi
Şeklinde ifade edebileceğimiz iki temel sütuna oturmaktadır.
Bu sınıflandırmaları yapmaktaki amacımız, Ekonomi Reform Paketi ile para politikasının ana bağlantısının nerede olduğunu tespit etmektir. Bu bağlantının: Ekonomi bütünündeki “açıkların kontrolü” ve” enflasyonun tek haneye çekilmesi” hedefleri olduğunu söyleyebiliriz. Daha açık ifade ederek, sıralarsak
i) Ülke tasarruflarının artırılması ile tasarruf açığı hedeflenmesi
ii) Kamu’da Döviz talebinin azaltılması ile Cari Açığın hedeflenmesi
iii) Kamu bütçe dengesinde doğrudan %3,5 GSYIH hedeflenmesi ve örtük faiz-dışı fazla hedeflemesi
iv) Gıda fiyatlamalarındaki “ekonomik davranış bozukluklarının” gözetimi
Bütün bu hedeflerin arka planındaki amaçlar dizisinin ne olduğunu belirtebiliriz:
1. Dış borç servisi dediğimiz periyodik yabancı para borcumuzun “anapara taksiti ile ona ilişkin faiz ödemelerini”nin kontrol altında tutabilmek ve reel sektörün bu yükünü azaltmaya devam etmek;
2. Üretim için gerekli ara malı ve sermaye malı ithalatını sağlayabilecek döviz rezervi tutabilmek;
3. kamu borcu ödeyebilme kapasitemizin yüksek olduğunu finansal piyasalara sinyal vermek için örtük olarak faiz-dışı fazla hedefi yürütmek;
4. Bunların bazıları ile örtüşen Ödemeler Dengesi sorunlarını gidermek.
Bu amaçlar dizisinin de ülkemiz ekonomisini daha çok yatırımın, üretimin, istihdamın ve daha çok büyümenin sağlanacağı bir dinamik denge patikasına yönlendireceği varsayılmaktadır.
Para politikası ile Ekonomik Reform Paketi bağlantısı yukarıda saydığım amaçların doğrultusundan anlaşılmaktadır. Bu ilişkinin yumuşak karnı enflasyonun seyridir. Eğer enflasyon kontrol altına alınabilirse; Para Politikası ile Ekonomi Reform Paketi’nin içerdiği Mali Politika’nın verimli şekilde birbirini destekleyerek bir denge patikasına oturacağı beklenmektedir.
Bu beklenti ve planın geleceği nedir?
- Kamu mali disiplini ancak kısmen başarılabileceği için ve Para Politikası da “Kamu için Para Politikası” şeklinde bir politika-altuzayı ile sınırlanamayacağına göre, doğacak olan çift-yönlü ekonomi politikası boşluğu neticesinde, “hedeflenen” denge patikasına gelinmesi çok düşük ihtimaldir. Bunun yerine, hedeflenenden uzak sonuçların meydana geleceğini düşünmemiz daha gerçekçi olacaktır.
Gıda enflasyonunun beklenen enflasyon üzerinde baskı yarattığı ve ikisinin birden döviz kuru sürecinden etkilendiği ve yüksek faiz politikası ile kurun düşürülebileceği argümanı Para Politikasının temel varsayımı olmaya devam ederken, aynı zamanda Ekonomi Reform Paketi içinde Mali Politika ile Para Politikası’nın da “geçiş bölgesini” oluşturmaktadır. Halbuki, enflasyon sürecinde izlediğimiz salınım, döviz kurunun etkilerinden daha çok, arzın fiyat hassasiyetinin talebin fiyat hassasiyetinden daha yüksek seyretmesinden kaynaklanmaktadır. Bu da, fiyat oynaklıklarına üretim birimlerinin daha çok reaksiyon gösterdiği anlamına gelmektedir: Bu tür koşullar altında, İktisat Teorisi’nin iddia ettiğinin aksine varılabilecek bir arz-talep denge kümesi olmadığını düşünmemiz gerekir. Dolayısı ile Para Politikası ile yakınsayacağınızı düşündüğünüz denge kümesi ”her koşulda” mevcut değildir ve “orada bir yerde” size beklemez. Sonuç olarak tüm bu etkenler, ekonomi politikası yapıcılarını hiç beklemediği fiyat salınımlarına götürebilir; ve finansal piyasalarda yüksek volatilite ya da yüksek sapmalar şeklinde tabir ettiğimiz dalgalanmaların kendini “kaçınılmaz olarak” ama “er-geç” gösterebileceğini değerlendiriyorum,