Elti yatırımları

Sami ALTINKAYA
Sami ALTINKAYA GEZDİM, GÖRDÜM, YAZDIM

Dünyanın başka memleketlerinde duyamazsınız. Öyle şeyler duydum ki “elti yatırımları” bunlardan sadece biri.

Geçen hafta sanayi yatırımlarında yanlış yer seçimini yazmıştım. Uzun yıllar devletin üst kademelerinde görev yapan Cahit Sosyal üstadımız “elti yatırımlarını” hatırlatınca, ben de sizlerle paylaşmak istedim.

1980’lerden sonra hükümet liberalleşmeyi sadece ekonomide yapmayı hedefleyince birkaç sene sonra tek ayaklı ördek gibi topallamaya başladık. Ekonomimiz büyüdükçe tek ayakla ayakta kalmak zorlaştı. Siyasal liberalizmi gerçekleştirmeden ekonomide liberalleşmeye kalkınca işte böyle garip kavramlar hayatımıza girdi. Sözün senet olduğu bir dönemden, senetlerin icralık olduğu bir yapıya geçmek. Rüşvet teklif etmenin bile suç olduğu bir dönemden “benim memurum işini bilir” diyerek rüşvetin meşru hale geldiği bir ekonomik yapı bugün yaşanan krizlerin temel sebebidir. Plansız ve programsız bir büyümenin faturasını yıllardır ödüyoruz.

Serbest piyasa özgür düşünce ile olur

Kafaları özgürleştirmeden ekonomiyi özgürleştirmeye kalkarsanız, krizlerde çok şiddetli sallanırsınız. Yıkılmamanızın kerametini de Allah’ta değil, 1923’te atılan temellerinizin sağlamlığında aramalısınız.

Cumhuriyetin temellerini attığı ekonomik yatırımlar ve fabrikalar, liberalleşme adına birer birer yabancı sermayeye satılırken, Merkel’in başbakanlığını yaptığı Alman Hükümeti’nin Çinlilere sanayi tesisini yasaklamasının anlamı nedir? Almanya mı saf yoksa biz mi akıllıyız. Ya da Almanya’da liberal bir ekonomi, serbest pazar ekonomisi yok mu? Almanya’da komünist bir sistem mi var? Kafalar nasıl karışıyor değil mi?

O yüzden “elti yatırımları” gibi ilk defa duyduğunuzda anlamakta zorlanacağınız kavramlar Türkiye’de artmaya devam ediyor.

Yıl 2001. Dönemin Gümrükler Genel Müdürü Cahit Soysal, Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler ile Karaman Organize Bölgesi’nde incelemelerde bulunuyor. Karaman Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı bir ayçiçeği fabrikasını gezdiriyor. Ardından ikinci bir ayçiçeği fabrikasına gidiliyor. Başkan “burası elti yatırımı” diyor. Heyettekiler bir şey anlamıyor. Daha sonra bir makarna fabrikasına gidiliyor. Heyet yatırımı çok beğeniyor. Oradan çıkıp ikinci bir makarna fabrikasını gezerken başkan yine “burası da elti yatırımı” deyince Mehmet Keçeciler dayanamıyor ve “ne demek elti yatırımı” diye soruyor. Oda Başkanı “Sayın bakanım iki kardeş el ele verip bir fabrika kuruyor. Büyük kardeş geleneklere uyularak yönetim kurulu başkanı oluyor. İşler iyi gidip para kazanmaya başladıklarında, kocam fabrikatör diyen büyük eltinin havasından geçilmiyor. Buna içerleyen küçük elti de kocasının başının etini yiyor. Kör olasıca herif abin fabrikatör diye hava atıyor. Sözde ortaksın ama esamen bile okunmuyor. Derhal bir makarna fabrikası da sen kuracaksın diyor. Bir süre sonra eşinin dolduruşuna gelen küçük kardeş de yeni bir makarna fabrikası kuruyor. Bununla da kalınmıyor. Doğal olarak Rusya’dan, Gürcistan’dan tanıdığı eski müşterilerinden bir kısmını abisinden çalıyor” diyor.

Sonunda iki misli kapasite ile bir misli üretim yapılıyor

Yani “elti yatırımları” kaynak israfından başka bir şey değil. Bu durum heyeti üzse de bu kavramları hayatımıza sokan 1980 sonrası hükümetlerdir. Piyasaları serbestleştiren hükümet, siyaseti ve kafaları serbestleştiremedi. Eğitime yapılmayan yatırımlar yüzünden, vatandaş piyasada fiyatları belirleyen bir tüketici olamadı. Doymak bilmeyen bir tüketici toplumu haline geldik. Onda varsa bende de olsun anlayışı toplumun her kesimine yerleşti.

Almanya’da serbest piyasa ekonomisi olmasına rağmen bir litre sütün fiyatının her yerde aynı olmasının sebebi, tüketicinin haksız bir artış karşısında süt almayarak satıcıyı hizaya getirmesidir. Serbest piyasa ekonomisini demokrasinizi ve siyaseti özgürleştirmeden uygulamaya kalkarsanız herkes kafasına göre fiyat belirler. Öyle olunca da aynı caddede bulunan iki ayrı markette iki farklı fiyatta süt görebilirsiniz.

Sanayi envanteri ne kadar gerçeği yansıtıyor?

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) 2011 yılında tamamlanan sanayi envanterini oluştururken verileri illerdeki oda ve borsalardan aldı. Yıllar önce bir sanayici ile konuşurken geçen yıl cironuz ne diye sorduğumda bana ortak mı olacaksın neden sordum diye espri yapmıştı. Sanayiciler rakamları verirken maalesef çekiniyor. Büyük ve ön planda olunca ilk kapınızı çalan şehrin belediyesi, sivil toplum kuruluşları, futbol kulübü yöneticileri oluyor. Çok para kazanmak ayıpmış gibi iş insanları rakamları paylaşmak istemiyor. O yüzden de ticaret ve sanayi odalarına şeffaf bir şekilde ekonomik büyüklüklerini bildirdiklerini düşünmüyorum. Envanter dediğiniz şey sadece neyin nerde üretildiğini bilmek demek değildir. Sanayi yatırımlarının geleceğine yön verebilmek için envanter tek başına yetmez. Planlı ve kontrollü yatırım yapmak serbest piyasa ekonomisi ile çelişmez. Aynı caddede birden fazla kuyumcu açılmasına izin vermeyen Paris Belediyesi serbest piyasa ekonomine aykırı bir iş yapmıyor. Biz serbestlik deyince “her isteyen her istediği yere istediği yatırımı yapar” cümlesini anlıyoruz. Ya da nerde teşvik var oraya yatırım yapalım diyoruz. Plansız ve stratejisi olmadan yapılan yatırımlar bir süre sonra kapanıyor. O yüzdendir ki sanayi kuruluşları iki nesil sonra iflas ediyor. Bu pahalı tecrübeler sadece sanayici ailelere değil, ülke ekonomisine de zarardır. Serbest pazar ekonomisi devletin üretim yapmaması ama üretime ve yatırıma yön vermesini ve denetlemesini gerektirir. Biz maalesef yön vermeyi teşvik etmek, denetlemeyi de mali denetim olarak algılıyoruz. Yine iş dönüp dolaşıyor, kafaların özgürleşememesi ve düşünce yapısının serbestleşememesine geliyor. Bu olmadan fizibilite yapıp, geleceği öngörmek, krizlere karşı hazırlıklı olmak mümkün olmaz.

Kayseri’de işine aşık bir sanayici

Türkiye'de ağır sanayi hamlesinin temel taşlarından biri olan Taksan Makine Sanayiyi bünyesine katarak sektöründe önemli bir yatırıma imza atan Dener Makina'nın Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Dener ile sohbet ediyoruz. Mustafa Dener "Fabrikadan bahçedeki otoparka bakıyorum. Çalışanlarımın arabaları ne kadar iyiyse o kadar mutlu oluyorum” diyor. Makine üretimin devamlılığı için fabrika arazisinin içine yatılı bir meslek lisesi açmayı planlıyor. Bizim işimiz makine ve biz bunu teknolojiyle nasıl daha ileriye götürebiliriz. Bunun için tecrübeli insanları nasıl yetiştirebiliriz. Onun hesaplarını yapıyor. Bugün ileri teknoloji ile üretimi örnek gösterilen ve Sanayi Bakanı Mustafa Varank tarafından da bizzat ziyaret edilen Dener Makine'da yönetim ikinci kuşakta. Yatırımların başında Cemal Dener var. Mustafa Bey, gençlerin eğitimine odaklanmış. Taksan Makineyi adeta yeniden ayağa kaldıran bu anlayış, her yerde hakim olmalıdır.

Mustafa Dener'in fabrikasının penceresinden çalışanlarının araçlarına bakarken övündüğü gibi, biz de Türk sanayisine bakıp nesilden nesle başarıyla geçen fabrikalarımızla övünmeliyiz. Bir ülkedeki işletmelerin ömrü ne kadar uzun olursa ülkenin ekonomisi de o kadar sağlam olur.

Dener Grup son olarak yine Taksan gibi Türkiye'deki ağır sanayi hamlesi eserlerinden, 2001 yılında tasfiye edilen ve Gebze'de bulunan Tezsan'ı da Şişecam Grubu'ndan 2018'de satın aldı. Dener ailesi şimdi Tezsan'ı da ayağa kaldıracak. İlerideki hedef ise 3 bin üstünde kişiyi istihdam etmek. Türkiye'de sanayicilerimiz bu anlayışla çalışsa, sahip oldukları servetin bir emanet olduğunu unutmadan, sabırla üretime devam etse Türkiye üretimde tam bağımsız bir ülke olur. Tabii ki devletin de bu bilinçle sanayiciye destek olması şartıyla. Aksi takdirde fabrikalar çalışamaz hale gelir ve yatırımlar Mısır başta olmak üzere yurtdışına gider.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar