Emeklilere kıymayın efendiler…

Özlem KARAHAN
Özlem KARAHAN SANAL ALEM MÜFETTİŞİ

Çoğumuzun ailesinde anne, baba, amca, hala, dayı, teyze, dede, ninelerimiz emeklidir. Çocukluğumda aile yakınlarımdan o yıllarda emekli olduklarında, içinde uhde olan ve umut ettikleri yaşamı şu sözlerle aktardıklarını hatırlıyorum: “ Onca yıl çalıştım. Bu devlete hizmet ettim. Prim ödedim. Dişimden tırnağımdan eksiltip, fuzuli hiçbir masraf etmeden kıt kanaat maaşımla, üç beş kuruş da bir köşeye attım zor günler için. Kıdem tazminatımla iyi kötü başımızı sokacağımız, kimseye minnet etmeden oturmayı nasip eden bir ev aldım. Şimdi tek isteğim; ömrümün geri kalanında çalışma hayatım boyunca, hiç şehir dışına çıkıp şöyle gönlümce bir tatil yapamamıştım. Bir haftalık da olsa görmek isteyip gidemediğim şehirlere gidebilmek ve seyahat etmek. Ailemle yıllarca çalışmaktan bir türlü vakit ayıramadığım tatili bu yaz yapmayı hayal ediyorum.”

Temmuz enflasyonu ile mutfaktaki enflasyonda yangın var

En düşük emekli aylığı zam oranı Resmi Gazete’de yayımlandı. Yeni zamlı oranla en düşük emekli aylığı 23 bin 552 lira oldu. 3 bin 552 liralık zam farkı günümüz koşullarında faturayı bile karşılamıyor. TÜİK’in açıkladığı Temmuz ayı enflasyon oranı aynı zamanda kira zam oranını da belirliyor. Açıklanan enflasyon oranıyla, kiraya uygulanacak zam oranı tavanı da yüzde 31,90 oldu. Geçen ay ise bu oran yüzde 32,03 olarak belirlendi.

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG)’ın açıkladığı Temmuz ayında enflasyon yüzde 3,07, yıllık enflasyon ise yüzde 50,49 olarak açıklandı. İstanbul Ticaret Odası (İTO) da Temmuz ayı enflasyon verilerini açıkladı. İTO’nun verilerinde; enflasyon oranlarının aylık yüzde 2,06, yıllık oranda ise yüzde 35,20 olduğu göze çarpıyor.

İTO’nun 2026 Temmuz ayında açıkladığı verilerde; sağlık, ulaştırma, haberleşme, eğlence ve kültür, konut, ev eşyası, lokanta ve oteller, eğitim, gıda ve alkolsüz içecekler harcama grubunda artış izlenirken, giyim ve ayakkabı harcamalarında ise azalış olduğu görülüyor.

Türk-İş’in açıkladığı Temmuz ayına ilişkin açlık sınırı 36.939,87 TL, yoksulluk sınırıysa 120.325,30 TL, bekâr bir çalışanın yaşam maliyetinin hızla arttığı ve 47.758,39 TL’ye yükseldiği görülüyor. Mutfaktaki enflasyon ise en can alıcı olanı. Açıklanan verilerde; 12 aylık değişim oranı yüzde 39,85, yıllık ortalama artışın ise yüzde 40,60 olduğu dikkat çekici. Yedi aylık artış oranıysa yüzde 22,54.

Emekli maaşına zam haftalık  pazar masrafına yetmiyor

Vatandaşın beklentisi; pazara, manava, fırına, bakkala giderken geçim koşularının da dikkate alınması ve sebze, meyve, kuru bakliyat gibi temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişimleri karşısında, cebindeki paranın erimemesi.

Tüm bu verilere baktığımızda; asgari ücretli, ev hanımı, öğrenci, işçi, memur, beyaz yaka, mavi yakalı, emeklinin hissettiği ve hanedeki enflasyonun, bu oranların çok daha üzerinde olduğunu görüyoruz.  Her kurum aylık ve yıllık farklı oranlar açıklıyor. Oranların açıklanmasıyla vatandaşın derdine hiçbir çare bulunamıyor.

Vatandaş geçim derdinde. Pazara giden emekli en ucuzu 100 lira fiyatı olan yeşil biberi, 70 liradan kuru soğanı, fiyatı 100 liradan aşağı olmayan kiraz, muz, erik, kilosu 60 liradan başlayan patlıcanı, yeşil fasulyeyi,  bazı tezgâhlarda kilosu 500 lirayı bile bulan kuru bamyayı alamadan evine hüsranla dönüyor.

Pazar, manav, marketlerdeki temel gıda ürün fiyatları da enflasyonun etkisiyle sürekli artarken, alım gücü de hızla düşüyor. Buna ayrıca kira artışı da eklenirse emekli, 23 bin 552 lira aylıkla en düşük kiranın 45 bin lirayı aştığı metropol kentlerde, nasıl yaşar nasıl geçinir?

Pazarda dolaşırken akşama ucuz sebze, meyve bulurum umuyla gelen emeklilerle sıklıkla karşılaşıyorum. Hüzünle ve kaygılı bakışlarla tezgâhın başında esnafa: “Ben bunca yıl bu duruma düşmek için mi çalışıp prim ödedim. Bir biber, soğan, taze fasulyeyi de alamıyorsam bu nasıl yaşamak? Bu yoksulluk ne zaman bitecek?” sitemleriyle elinde birkaç poşetle, evine dönen emeklilere tanık oluyorum.

Emekliler, İstanbul içinde başka bir ilçeye bile gidemediklerini, yol, yemek, çay, kahve, simit hesabını yaptıklarını söylüyor. “Tatil nedir unuttum. Yıllardır eve hapsolduk. Yıllarca çalışıp, prim ödemişim. Bırakın başka bir ülkeye gitmeyi, bir vatandaş olarak ülkemin en güzide sahillerinde bir hafta tatil dahi yapamıyoruz. Bu maaşla ancak evimde oturup, balkondan caddeye bakabiliyorum. Bize bu mu reva görülüyor? Bizim de insanca bir yaşam hakkımız yok mu?” diyor.

Emekli maaşıyla tatile gidemeyen vatandaş evinden çıkamıyor

Yaz geldi. Turizm canlandı derken emekli vatandaş, bırakın şehirler arası seyahati, bir çayı kahveyi bile içemediği için ancak mahallenin parkında oturabiliyor. Hafta sonu fırından ekmek alırken bir emekli vatandaş geldi. Sohbet ederken şu sitemlerini öfkeyle dile getirdi: “ Tatil geldi. Benim neyime! Ben emekliyim. Kirada oturuyorum. Fırına ekmek almaya geldim. Elin Japonu emekli maaşıyla, benim ülkemin en güzel sahil kentlerinde, bir ay tatil yapıyor. Ben de ancak fırından ekmek almak için evimden çıkabiliyorum. Emekli maaşım hiçbir şeye yetmiyor. Bırakın tatili, şimdi ekmeğimi alıp ancak evime gidebileceğim. Bütün gün evdeyim. Her gün yoksullaşıyoruz. Bu yaşamı biz hak etmedik. Hiç mi vicdanları sızlamıyor? Tatili unuttu emekli. Ömrümü verdim, çalıştım, prim ödedim. Bunca yıllık emeğimin karşılığı olarak devletimiz, bize yılda bir kez de olsa bir haftalık tatil imkânı sağlayamaz mı? Tatile gitmek bizim de hakkımız. Bu konuda bir düzenleme yapılsa iyi olur. Elin Japonu benim ülkeme gelip bir ay tatil yaparken, biz neden tatile çıkamıyoruz? Onlardan neyimiz eksik? ”

23 bin 552 lira maaşıyla kirayı ödeyemeyen, 3 bin 552 lira zam farkı faturaya da yetmeyen, pazarda akşamı bekleyen, çayı, kahveyi hesap edip evinden çıkamayan emekli. Tek isteği; “Temel asgari düzeyde insanca bir yaşam.”

Sadece fırından ekmek almak için dışarı çıkabilen ve evinde hapsolan, dört duvar arasında sıkışan emekli için tatil, sadece bir hayal olarak görülüyor. Ömrünün son baharında emekliye hak ettiği yaşamı inşaa edecek, tatil yapacağı sosyal ve ekonomik düzenlemelere ihtiyaç yok mu?

Emekli, ağır yaşam koşulları içinde mücadele ediyor. Evden çıkmak için cebindeki maliyeti hesap ediyor ve dinlenmeye vakit de bulamıyor. Çocukluk günlerimden bugüne gelinen süreçte emeklilik, artık bir ödül olarak değil de emeklinin evden bile çıkamadığı  “ terk edilmiş bir yoksulluğa” dönüşmüş durumda.

Emeklilere kıymayın efendiler…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar