Fıtrat, Fetret, Kıyamet
Bu üçlemeyi uzun süredir tasarlıyordum. Hatta daha önce çıkardığım bir yayında fıtrat ve fetret kısımları ile başlamıştım ama kıyameti yazamadan yayını ufaltmışlardı. 2022’nin bu son yazısında yılı bu üçleme ile öldürüp 2023’te bambaşka bir biçimde yeniden doğmayı planlıyorum.
Biz, okumuş çocuklar hep doğrusunu öğrenip anlatarak öğretmenden iyi not alma içgüdüsüyle harekete ederiz. Bu bizim fıtratımızdır ancak içinde bulunduğumuz ekosistemdeki diğer unsurların fıtratı aslında bu fıtratı değersizleştirir. Aslında doğru diye bir şey yoktur, gerçekleşme vardır.
Bunu ilk depremde fark etmiştim. Önce depremle ortaya çıkan enerji çıkışının yeni deprem riskini azalttığı anlatıldı ancak daha sonra belirli noktaların sürekli deprem ürettiğini öğrendik. İki farklı plakanın birbirine yaklaşma hareketi yaptığı yerde oluşan basınç sürekli yeni kırılmalar demekti. Bu fıtrattan haberiniz yoksa oraya istediğiniz doğru bilgiye göre yerleşim kurmaya çalışırsanız çalışın, başarılı olmanız imkansızdı.
Aynı durum kanserle ilgili olarak da söz konusu. Değişen koşullar vücuttaki hücrelerin başkalaşarak kanser üretmesine neden olabiliyor ancak bu aynı zamanda bunları yenerek çok güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmanızı da getirebiliyor.
Yıllar önce ABD’de dinlediğim Malcolm Gladwell, ileri yaşlarda yeni hücre üretimi iyice yavaşladığı için vücudun yeni kanser hücresi de üretemediğini ve bu durumdaki bir kanser hastasının trafik kazasında ölme ihtimalinin kanserden ölme ihtimalinden yüksek olduğunu söylemişti. Bu durumdaki hastalara müdahale etmiyorlardı çünkü anlamı yoktu.
Anlamı olmayan hareketleri keşfedip buna göre kendini düzelten kişiler ve toplumlar fıtratlarını düzeltebiliyorlar. İnsan vücudunun belirli aralıklarla yeniden ürettiği DNA zincirini sağlıklı hale getirmek ya da sağlıklı tutmak fıtratı korumak için önemli.
Teksas Üniversitesi'ndeki doktora çalışması sırasında, bakterilerde UV (morötesi) ışımadan hasar görmüş DNA'yı onaran fotoliyaz enzimini kodlayan geni klonlamayı, yani genomdan ayrı olarak elde etmeyi, ayrıca bakterinin bu enzimi fazladan üretmesini sağlamayı başaran Aziz Sancar, bu sene ekibi ile birlikte, laboratuvarlarda deneylerde çok kullanılan EdU olarak bilinen molekülün, özellikle beyin kanserlerinin tedavisinde kullanılabileceğini keşfetti. BioNTech’in Koronavirüs’e karşı geliştirdiği mRNA tedavisi, yine 2022 içinde pankreas kanseri tedavisinde ilaç kullanılmasının önünü açtı.
Bunların yapılmasının nedeni, pandemi ile birlikte içine girdiğimiz fetret döneminden çıkışı sağlamaktı. Tarihteki fetreti herkes biliyor diye düşünüyorum; insan vücudundaki fetret, sonunda vücudun kendisini tanımayacak kadar kendisine yabancılaşmasına ve vücudun düşman olarak gördüğü organlarına saldırarak sepsis yolu ile ölüme neden olmasını getiriyor. Ben şu andaki bütün çabayı, kanser, kronik hastalıklar, geriatrik sorunlar gibi sağlık meselelerinin ortadan kaldırılması ile fetretten ölümü engellemeye yönelik olduğunu düşünüyorum. Tersten okursanız, bu ölümsüzlük ya da ebedi sağlık demek ve ölümsüzlük, Elon Musk’ın yatırım yaptığı alanlardan biri. Yöntem olarak ise ölüme neden olan hastalıkların çaresinin bulunması benimseniyor.
Kıyamet ise bütün bu olanları idrak edebilmek anlamını taşıyor. Teknoloji bu alanda da eşyanın interneti (IoT), uç bilişim ve 5G ile her şeyi anında fark etmeyi ve görmeyi sağlayacak. Bu, vicdanlı davranabilmek yani insan olabilmek için muazzam bir altyapı sağlayacak. İnsaf ve izan sahibi insanlar, gerçek zamanlı bilginin de sahibi olarak daha güçlü aksiyonlar alabilecekler. Bu, bizim içinde bulunduğumuz coğrafyada yaşayanları çok daha yakından ilgilendiriyor. “Ene’l Hak” diyen Hallac-ı Mansur’u çıkaran da derisini yüzen de bu toplumdur. Anlatılan tam olarak IoT destekli sınır bilişim örneğidir.
Felsefesi güzel de...
Uzun süredir üç ayrı yazıda ele almayı planladığım bu kavramları kısaltarak 2022 bitmeden bir yazıda tüketmiş olmak, bir yükü üzerimden atmayı ve yeniden başlamak için iyi bir zemin bulmayı sağladı. 2023’ün ben ve herkes için bugünden daha iyi olmasını diliyorum. Ancak bu iyiliği herkes kendisi tanımlayacak. Bunun için farklı bir bilgeliği elde etmek gerekiyor.
Orhan Gencebay’ın “Batsın Bu Dünya” şarkısının girişindeki konuşmasında bunun daha iyi bir dünya yaratmaya yönelik bir dilek olarak tanımlaması konunun bir boyutu. Ancak Orhan Gencebay hayranı taksi şoförü, “Ağabey, herkes cennete gitmek istiyor da kimse ölmek istemiyor” diyor.
Dijital dönüşümün dijitalleşme boyutunu yıllardır yazıyoruz ama dönüşüm boyutunu “Katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsine tükürdüğüm cinsine çeker” boyutu ile konuşmuyoruz. Ben bu sözü ilk Mehmet Yılmaz’ın bir köşe yazısında görmüştüm; sonra Anadolu kültüründe önemli bir yeri olduğunu öğrendim.
Genç ve dinamik bir nüfustan bahsediyoruz ama bu sabah ekmek almaya giderken arkamda motorunu dibime kadar sokarak kendisine yol vermeye zorlayan kurye kardeşimizin de bunun bir parçası olduğunu düşünmüyoruz. 10 kişinin çalıştığı elektrikçi dükkânında, evin girişindeki sigortayı değiştireceğimi söylediğimde bana 6 amperlik sigorta satmaya çalışan genç de o dinamik nüfus dediğiniz şeyin parçası. Alsam, sigortanın kaç saniyede yanacağını test edebilirdik.
Bu birikimle yarının sorunlarını harmanladığımızda, daha iyi bir Türkiye’nin kapısını açacak kıyamet ya da idrak sürecini başlatabiliriz gibi geliyor.
Püf Noktası
Bu yazıyı yazmamı tetikleyen, kedimiz Külhan’a chip taktırma konusu oldu. Kendisi biraz agresif olduğu için, veterineri ile chip taktırmayı mümkün olduğu kadar ileri bir tarihe atma konusunda anlaştık. Şimdi yılın son günlerinde uyuşturarak mı yoksa kas gevşetici vererek mi bu işlemi yapacağımızı netleştirmeye ve chipin geldiği anı yakalayıp 10 saniyelik işlemi halletmeye çalışıyoruz.
Sıra beklerken şu garabeti düşündüm: Chip takılmasının gerekçesi, sokağa atılan evcil hayvanların sahiplerinin belirlenip cezalandırılması ama hayvanını sokağa atacak birisi neden chip taktırmak için bu kadar zahmete girsin ki? Hayatımızda her şeyin bu kadar anlamsız ve gereksiz olmasından artık sıkıldım. Hepinize mutlu bir 2023 diliyorum.