Haklı ama nezaketsiz bir kadına veremediğim cevap

Ertuğrul ÖZKÖK
Ertuğrul ÖZKÖK

Aşağıda anlatacağım olayı geçen perşembe Leros adasında yaşadık.

Aslında olay demek doğru değil.

“Yaşadığım şeyi” demek daha uygun olur.

Bir tanıdığımın teknesiyle Leros’a giriş yaptıktan sonra limanın hemen yakınında bir koya girdik.

Amacımız bir saat yüzmekti.

Yunanlı kadın uyarıyor: Teknenizi buraya bağlayamazsınız

Kaptanımız tam tekneyi arkadan sahildeki kayaya bağlatırken, kıyıda oturmakta olan üç kişilik bir aileden kadın olanı müdahale etti.

Ben teknedeydim, duymadım ama Yunanlı kadının “Tekneyi burada arkadan bağlayamazsınız” dediğini söyledi arkadaşımız.

Bunun üzerine kaptanımız Leros’taki ajansını arayarak bu koyda kıçtan kara yapmanın yasak olup olmadığını sordu.

Ajans yetkilisi: “Kadın doğru söylüyor, bağlamak yasak” diyor

Ajans yetkilisi “Doğru söylemiş, yasak” dedi.

Alınan yeni bir kararla o koyda teknelerin arkadan karaya bağlanması yasaklanmış.

Bunun üzerine kaptanımız ipleri çözdürdü ve koydan ayrılıp yan tarafta bir yere açıkta demirledi.

Buraya kadar normal.

Yunanlı kadın haklı bir uyarıda bulunmuş.

İçimden teşekkür etmek de geldi ama uzakta olduğu için edemedim.

Ancak Yunanlı kadının tam olarak ne dediğini öğreniyorum

Ancak akşam yemek yerken, ipi bağlamaya giden genç arkadaşımız öyle bir şey söyledi ki, duygularım altüst oldu.

Çünkü Yunanlı kadın uyarısını şu cümleyle yapmış:

“Burası Türkiye değil, Avrupa Birliği. Teknenizi buraya bağlayamazsınız…”

İşte bu cümleye fena hâlde takıldım.

Çünkü çok tanıdığım bir tavır, daha doğrusu bir “eda” bu.

Bir şey söylerken araya laf sokuşturmak…

Bu eda ve tavır, her harfiyle bir ülkeye bakıştaki önyargıyı ve küçümsemeyi ele veriyor.

Haklı ama nezaketsiz bir kadına veremediğim cevap - Resim : 1

Söylediği anda işitseydim ben de ona şunu söyleyecektim

İşte buna cevap veremediğime çok hayıflandım.

Çünkü söylediği anda işitseydim, ona şu cevabı verirdim:

“Hanımefendi, haklısınız, biz Avrupa Birliği ülkesi değiliz; ama görüyorum ki siz de medeni bir Avrupa Birliği vatandaşı değilsiniz. Çünkü medeni bir AB vatandaşı olsaydınız bu haklı uyarınızı böyle yukardan bakan bir eda ve ifadeyle değil, nazik bir dille yapardınız.

O zaman ben de size medeni bir insan gibi aynı nezaketle teşekkür ederdim bizi yanlış bir şey yapmaktan kurtardığınız için…”

Bu cevabı veremedim.

Sonra düşündüm: Yunanlı kadının haklı olduğu tarafı da vardı

Sonradan uzun uzun düşündüm.

Aslında Yunanlı kadın bir bakıma haklıydı.

İnsanların yüzeceği koylara tekneyi arkadan bağlamak, yüzme alanını daraltıyor.

O plajı kullanan bir insan olarak bu uyarıyı yapmak da hakkıydı.

Giden Türklere uyarı: Üç adada da kıçtan kara yapmak yasaklanmış

Gittiğim adaların hiçbirinde sahillerde tek iskele göremedim.

Mykonos’ta her yerde beach club vardı ama birinin bile önünde iskele görmedim.

Yeri gelmişken söyleyeyim, gittiğim üç adada da koylarda kıçtan kara bağlanmak yasaklanmış.

Tekneyle gidenlere bildiririm.

Torba’dan Gündoğan’a bütün sahil teknlerce kapatılmış hâlde

Türkiye’ye gelince;

Maalesef hâlâ isteyen teknesini istediği yere arkadan bağlıyor.

Göcek koylarında başlayan bağlanma yasağı ve tonoza bağlanma uygulaması ne sonuç verdi, bilmiyorum.

Bodrum’da Torba’dan Gündoğan’a kadar bütün sahil arkadan bağlı, yan yana dizilmiş teknelerle kapatılmış vaziyette.

Türkbükü baştan sona bedava marina gibi

Türkbükü koyunun girişi bir felaket.

Bütün koy bedava marina gibi kullanılıyor.

Evet doğru, Avrupa Birliği ülkelerinde böyle bir şey yok.

Evet doğru, biz Avrupa Birliği üyesi bir ülke değiliz.

Oysa 2000’li yılların başlarında tam üyelik müzakerelerinin başlamasına hazırlanırken birçok kuralımızı AB ölçülerine uyduruyorduk.

Maalesef hepsi tek tek gitti.

Bu laf sokuşturma edası sadece Yunanlı’da mı var acaba?

Kadının haklı olmadığı şey, bu uyarıyı yaparken kullandığı ifadeydi…

Sonra bunun üzerine de düşündüm.

Bu eda acaba sadece Yunanlı kadına mı ait?

Şunu kabul edelim ki bizde de fazlasıyla var bu “sokuşturma” kültürü.

En haklı olduğumuz uyarıyı bile nezaketle yapmak yerine araya iğneleyici ve suçlayıcı bir ifadeyi sıkıştırmak…

Haklı ama nezaketsiz bir kadına veremediğim cevap - Resim : 2

Düşündükçe, düşündükçe kadına kızgınlığım azaldı

Galiba bu Doğu Akdeniz kültürünün bir parçası…

Böyle Yunan filozofları tarzında kendi kendime sorularla gelişen bu muhakeme sonunda kadına kızgınlığım da azaldı.

Kızgınlığım tamamen hepimize mahsus bu Orta Doğu usulü “sokuşturma kültürünün” üzerinde kaldı.

Aynı adada “Platanos Kafe’den” sevimli, harika kadın portresi

Buna karşılık yine Leros adasından bir başka kadın portresi vereyim.

“Laf sokuşturan” kadının tamamen zıddı bir portre…

Leros benim en çok sevdiğim Yunan adasıdır diyebilirim.

İtalyan tarzı evleri, sakinliği, insanlarının cana yakınlığı beni her zaman etkiler.

Pazar günü tepedeki küçük meydanda bulunan “Platanos” adlı kafeye gittik.

Öğle vaktiydi ve meydan bomboştu.

Kafenin bahçesinde bizden başka üç kişi daha vardı.

5 üzerinden 4.9 puanla “Kartallar” ödülü almış küçük bir kafe

Servisi güler yüzlü genç bir Yunanlı kız yapıyordu.

Çok saygılı ve sevimli bir hâli vardı.

Gözüm tam arkamda kapının girişine asılı bir plakaya ilişti.

Platanos Kafe, 2023’te Yunanistan’ın prestijli ödüllerinden biri olan “Kartallar” ödülünü almış.

Araştırdım, müşteri paylaşımlarından hareketle ödül veriyormuş.

10 üzerinden en az 8 alan kafeler değerlendirmeye alınıyormuş.

Platanos Kafe, 5 üzerinden 4,9 müşteri memnuniyeti puanı almış.

Yani neredeyse tam not.

Lütfen giden olursa bu kıza benim adıma da teşekkür edin

Şuna eminim:

Müşteri memnuniyetini belirleyen şeylerin başında işte bunun gibi sempatik ve işini sevgiyle yapan görevlilerin rolü büyük.

Adını alamadığım için üzüldüm.

Ama Platanos Kafe’den 5 üzerinden 5 müşteri memnuniyeti ile ayrıldım.

Kafeye gidecek Türklerden bu yazıyı okuyan olursa, o kıza benim adıma da teşekkür etmesini rica edeceğim.

Kafeye daha girer girmez o kızı güler yüzünden tanıyacaksınız.

Haklı ama nezaketsiz bir kadına veremediğim cevap - Resim : 3

İDO bu bölgede büyük taşıyıcı hâline gelmiş

Adalarda mevsim sonuna gelmiş ama Türkiye’den gelen feribotlar hâlâ tıklım tıklım dolu.

İDO bu bölgenin en önemli taşıyıcılarından biri hâline gelmiş.

Sadece Kuşadası’ndan üç adaya yolcu taşıyormuş.

Bunlar Samos, Leros ve Patmos.

Leros’taki Türk topluluğu ile ilgili dedikodular

Leros’ta her yerde çok sayıda Türk gördük.

Ayrıca adada bayağı bir “Türk topluluğu” oluşmuş.

Adanın en kıdemli Türklerinden biri TV yapımcısı Mustafa Oğuz.

Orada yıllık ev kiralıyormuş.

Bodrum Kempinski’nin sahiplerinden Orhan Yılmaz, YouTube yayıncısı Cüneyt Özdemir, gazeteci Hasan Cemal, Mehmet Yılmaz, reklamcı Cefi Medina, iş insanı Erol Tabanca ile Atilla Türkmen de Leros’un kıdemlilerinden.

Bu yıl bir ara Fatih Altaylı da onlara katılmış.

 

Bütün Yunan adalarında en çok tanınan Türk kim?

Tabii Yunan adaları denince akla ilk gelen Türk Mustafa Taviloğlu…

Bizzat şahidim, gittiği her Yunan adasında çok iyi tanınıyor.

Patmos’ta çok sayıda dostu var.

Onlara “Mudo geldi mi?” diye sordum.

Bu yıl onları ihmal etmiş.

Daha çok Atina çevresindeki adalarda dolaşıyormuş.

Yeni gözdesi de Hydra adasıymış.

Son yıllarda Hydra’ya hayran bir başka Türk de gazeteci Oray Eğin…

Mudo’yla karşılaşmışlar.

Birlikte yaptıkları paylaşımlardan gördüm.

Leros’un en büyük evini bir Türk yaptırıyor

Adada en çok konuşulan konulardan biri de şu:

Reklamcı Yiğit Şardan Leros’un en büyük evini yaptırıyormuş.

Öteki Leros evleri düşünüldüğünde, “Leros’un en büyük evinin” ille de çok büyük olması gerekmiyor.

İstanbul’da orta halli bir zengin evi bile burayla karşılaştırıldığında çok büyük kalabilir.

Mykonos hâlâ kalabalık, hâlâ genç bir enerji var

Mykonos hâlâ kalabalıktı.

Küçük dar sokakları, balkonlu evleri ile her köşesinde insana “Burada fotoğrafı çekin” duygusu veriyor.

Biz de Tansu ile böyle bir evin merdivenine oturup poz verdik.

Hâlâ taksi bulmak güç.

Taksi deyince Patmos’un taksicilerine de bir bravo.

Hem sempatikler hem de afişe fiyat uygulamalarına çok sadıklar…

Üç adada da 30 metreden büyük tekne görmedim

Bu gezi sırasında bir şey dikkatimi çekti:

Gittiğim üç Yunan adasında da hemen hiç megayata rastlamadım.

Mykonos’ta bile 30 metreden büyük tekne yoktu.

Acaba megayat sahibi milyarderler için yaz mevsimi kapandı mı diye düşündüm…

Ama Bodrum’un Türkbükü ile Torba koyu arasında hâlâ çok sayıda megayat var.

Megayatların Torba koyu merakı nereden geliyor?

Bu yaz dikkatimi çeken başka bir şey daha var.

Yazı geçirdiğim Torba koyunda her gün 70 metrelik en az 3-4 megayat vardı.

Bilmiyorum ne kadar doğru ama bu megayatların pek çoğunun Rus oligarklara ait olduğu söyleniyor.

Hepsi de açıkta demirliyor ve en az 2-3 gün kalıyorlar.

Bu arada bu yaz dikkatimi çeken bir başka şey de Bodrum Limanı’nın girişinde açıkta demirlemiş tekne sayısının acayip artması.

Pazar akşamüzeri onların arasından geçip marinaya girmekte epey zorlandık.

Yakın adalar ve Bodrum’dan sezon sonu izlenimler bunlar.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar