Her şeye rağmen sanayi üretmeye devam ediyor

Emrah LAFÇI
Emrah LAFÇI Ekonominin Doğası

2020 günahıyla sevabıyla çok zor bir yıl oldu. Her açıdan derinlemesine bir analizi hak ediyor. Bu hafta İstanbul Sanayi Odası’nın ilk 500 firmanın 2020 performansına ilişkin yayımladığı rapor da bu kapsamda önemli bilgiler içeriyor.

2020’nin başında ülke ekonomisi 2 yıldır süregelen bir durgunluktan yavaş yavaş sıyrılmaya çalışıyordu. Ekonominin canlandırılması amacıyla kredilerde gaza basılıyor, merkez bankası eliyle zorunlu karşılıklar üzerinden bankalar kredi vermeye zorlanıyordu. Ülke üreticisinin de böyle durumlarda çok hızlı reaksiyon verdiğini ve üretimini artırabildiğini önceki deneyimlerimizden biliyoruz.

Yurt dışında da ekstra olumsuz bir durum yoktu, TL de ihracat için iyi bir seviyedeydi. Dolayısıyla yurt içi satışlarla birlikte ihracatta da beklentiler iyi düzeydeydi. Bunun yanında 2019 turizm için çok iyi geçmiş ve 2020 için de benzer bir beklenti hakimdi. Bahsettiğim etkenler bir nebze de olsa 2020 ilk çeyrek büyüme rakamlarına da yansıdı. Her ne kadar Mart ayında salgınla boğuşmaya başlasak da ilk 2 aydaki üretim artışı ilk çeyrekte %4.5 büyümemize yetmişti. Sonrası malumunuz “tufan”.

Bu koşullar altında sanayi şirketlerimiz de ülke ekonomisine paralel bir performans sergilediler. Türkiye %1.8 büyürken sanayi sektörü %2 büyüdü. Bu büyümenin altındaki en önemli nedenlerden birinin kredilerdeki artış olduğunu akılda tutmakta fayda var. Bu politika tercihinin toplumun farklı kesimleri için olumsuz sonuçlar doğurduğunu, hatta bunun bedelini hala ödediğimizi daha önce birkaç kez belirtmiştim.

Raporda ilk 500 firmaya ilişkin satışlar, kar marjı, ihracat, özkaynak, kar/zarar gibi finansal durumu gösteren önemli kalemler listelenmiş. Bahsi geçen 500 şirketten 67 adedi halka açık. Bunların da önemli bir kısmı ilk 100 içinde ve toplam rakamların önemli bir payını bu şirketler oluşturuyor. Dolayısıyla açıklanan bilançolardan genel resimle ilgili bir fikrimiz halihazırda zaten vardı. Bu tarz raporlar toplu bilgi sunduğu için detaylarda saklı olan bazı gerçekleri kaçırmamıza neden olur. Sektörel bazda birçok farklı hikaye bu toplulaştırma nedeniyle kaynar gider. Bu rezervi de akılda tutarak raporda önemli olduğunu düşündüğüm birkaç noktaya değinmek istiyorum.

 İhracatın önemi

Türkiye’nin uzun yıllardır en büyük problemlerinin başında döviz problemi geliyor. Geçici bir takım çözümlerle bazı yıllarda bu problem unutulmuş olsa da kalıcı bir çözüm yaratılamadığı ortada. İthalatımız ihracatımızdan fazla. Bunu turizmle kompanse etmeye çalışıyoruz. Edemediğimiz zaman da yurt dışından borçlanarak ya da yatırım çekerek ortaya çıkan cari açığı finanse etmeye çalışıyoruz. Bir dönemin meşhur sözlerinden “Finanse edildiği sürece cari açık problem değildir” önermesinin uzun vadede pek de doğru olmadığı bugünlerde daha net anlaşılıyor. Maalesef daha az cari açık verebileceğimiz bir yapısal dönüşümü gerçekleştiremedik. Bir de bunun üzerine döviz rezervlerimizdeki problemli durum risklerimizi iyiden iyiye artırdı. İşte böyle bir durumda büyük sanayi kuruluşlarımızın gerçekleştirecekleri ihracat, hatta bu kuruluşlarımızın çekeceği yabancı yatırım döviz ihtiyacımız konusunda bizim için büyük öneme sahip.

Raporda yer verilen 500 firma ülke toplam ihracatının %37.8’ini oluşturuyor. 2020 yılında 500 büyük sanayi şirketinin ihracat miktarı 73.5 milyar dolardan 64.1 milyar dolara (%12.8) gerilemiş. Bu 500 firmayı dışarıda bıraktığımızdaysa ihracat rakamımızın 107.4 milyar dolardan 105.6 milyar dolara (%1.7) gerilediğini görüyoruz. Dolayısıyla nispeten küçük şirketlerin ihracat performanslarının görece daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Bu da değişen koşullara daha küçük olan firmaların daha kolay adapte olabildiğini gösteriyor.

Yabancı yatırım ve AR-GE

Yıllar itibariyle bakıldığında bir diğer çarpıcı nokta da; yabancı sermaye paylı kuruluşların sayısındaki azalış. Maalesef bu düşüş büyük şirketlerimizi millileştirelim projesi kapsamında isteyerek yapılmış bir şey değil, bilakis yabancı yatırımcının ülkeye ilgisini yitirmesinden dolayı yaşadığımız bir zorunluluk.

 

Her şeye rağmen sanayi üretmeye devam ediyor - Resim : 1Son olarak da dikkat çekmek istediğim konu AR-GE harcamaları. Artık ağızlara sakız olan “Cari açık problemimizi katma değerli ihracat vasıtasıyla çözebiliriz” önermesinin gerçek olması şirketlerin AR-GE çalışmalarına daha fazla kaynak ayırmalarıyla mümkün olabilir. Bu kaynak nasıl bulanacak?

Yukarıda gördüğünüz grafikteki yabancı yatırımcının gelmemesi bu kaynağı sınırlayıcı bir etki yaratıyor. Aynı zamanda bilgi akışı (know-how) da istenen düzeyde sağlanamamış oluyor. Diğer taraftan ülkenin kendi kaynaklarıya finansman sağlansın desek; %20’nin üstünde bir faiz oranıyla kredi alıp şirketlerin AR-GE harcamaları yapmalarını beklemek hayalcilik olur. Bu sebeple alınan yanlış kararlarla yükseltilen kur, enflasyon ve faiz bu alanda da yol almamızı engelleyen unsurlardan. Aşağıdaki tabloda AR-GE harcamalarının satışlara oranlarını bulabilirsiniz. Bu oranlar çok düşük olmakla birlikte yıllar itibariyle anlamlı bir yükselişin olmaması da olayın vehametini gösteriyor.

 

Her şeye rağmen sanayi üretmeye devam ediyor - Resim : 2

Ülkemizin sanayisinin dönüşümü doğru planlama ve istikrarlı politikalarla ancak sağlanabilir. Bu kadar sık kadro ve politika değişikliğinin yaşandığı ülkemizde her türlü engellemelere ragmen hala ayakta kalmaya çalışan sanayicilerimizi kutlamak gerektiğini düşünüyorum. Bu da eli yüzü düzgün politikalar uygulandığı bir dünyada (umarım o dünya bir gün mümkün olur) çok daha büyük başarıların geleceğininin bir göstergesidir.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Halkımızın durumu yok 02 Temmuz 2022