Hiçbir şey için geç değildir

Serbest Kürsü
Serbest Kürsü

Muhammed Satılmış - Yönetim Danışmanı

Başarılı şirketleri incelediğimizde, kritik faktörlerin içinde ve itici güç olarak “insan” karşımıza çıkar.

Daha az imkan olmakla birlikte, başarılı olamamış şirketleri incelediğimizde veya gözlemlediğimizde de karşımıza en önemli faktör olarak “insan” çıkar.
Şirketlerin performansında “insan” faktörü bugün hiç olmadığı kadar önemli olmakla birlikte, bazı büyük ve kurumsallaşmış firmalarda dahi kolaylıkla ihmal edilebildiği görülür. Esasında bu durumun sebebi de paradoksal olarak “insan”dır.

Yönetim için stratejik olan bu konuyu Stephen Covey aşağıdaki gibi özetlemiş:

Çağdaş yönetim uygulamalarımızın büyük çoğunluğu Endüstri Çağı’ndan kaynaklanır. Bize insanları kontrol etmek ve yönetmek zorunda olduğumuz inancı verildi.

1) Sorun şu: Günümüzde yöneticiler bilgi çalışanlarına hala aynı Endüstri Çağı denetim modelini uyguluyorlar. Yetki sahibi konumunda birçok kişi çalışanların gerçek değerini ve potansiyelini görmediği ve insanın doğasına ilişkin eksiksiz, doğru bir anlayışa sahip olmadığı için, insanları nesne gibi yönetiyor. Bu bilgi noksanlığı aynı zamanda onları, insanların en yüksek motivasyonları, yetenekleri ve dehalarına ulaşmaktan da alıkoyuyor.

2) Karşılaşmış veya yaşamış olabilirsiniz. Halen yaşıyor da olabilirsiniz.
Neden şirketler çok başarılı, başarılı, vasat veya başarısız… En kritik faktör olan “insan” yönüyle bir şirket hikayesi:

Büyük bir heyecanla üniversiteden mezun oldu. İşe başlayacağı şirketi ve ilk günü merakla bekledi. Mülakatlar, değerlendirmeler, beklemeler derken o gün geldi çattı, işte ilk gün, işyerindeki ilk pazartesi.

İlk gün çok iyi geçmedi. İş hayatı beklediği gibi değildi. “Bir günde karar verecek değilim ya” dedi kendi kendine. Ailesiyle durumu paylaştı, babası ve annesi, “biz neler yaşadık bir bilsen” dediler.

Ertesi gün heyecanı biraz kırılmış bir vaziyette tekrar şirketine gitti. O gün yeni bir çalışanla tanıştı, önceki gün izinliymiş, onu çok sevdi. Kendine hak verdi, “demedim mi sana bir günde belli olmaz diye” dedi içinden. Bu arkadaşı o gün çok iyi şeyler anlattı. Şirketini sevmeye başladı, zaten isteyerek gelmişti. İş hayatı biraz monoton ve sıkıcı olsa da, doğru karar verdiğine inanmaya başlamıştı.

Sonraki gün, hafta ve aylarda işine ve şirketine daha çok bağlandı. Hayatından memnundu. İnsanlar yardımsever ve iyi niyetliydiler. Çalışma ortamından memnundu. Yöneticisi biraz zor bir insandı ama iyi bir yöneticiydi. Tecrübelerini paylaşıyor, yol gösteriyor, gelişimlerine önem veriyordu.

Yıllar geçti, ilk terfisini aldı, bu arada evlendi, her şey yolunda gidiyordu.

Onuncu yıl plaketini aldıktan birkaç yıl sonra, bir gün şirkette bir söylenti çıktı. Yönetici şirketten ayrılıyordu. Çok üzüldü. Herhangi bir problem yoktu, işler yolundaydı, performansları oldukça yüksekti, yöneticileri de çok başarılı bir insandı. Anlam veremedi bu değişikliğe. Yönetici ve şirket yönetimi detaylı bir açıklama yapmadı.

Yeni yönetici ile çalışmaya başladı. Ona karşı önyargılı hatta biraz da kızgındı. Önceki yöneticinin ayrılmasına onun sebep olduğunu düşünüyordu, bunun anlamsız bir düşünce olduğunu bile bile.

Bu yönetici o kadar da ciddi değildi. Şirkete geldiği gün çalışanlarla birlikte vakit geçirmeye başladı, öğle arasında onlarla çay içti, sanki eski arkadaşları gibi davranıyordu. Tahmin ettiği gibi üst yönetim yanlış yapmıştı.

İlk toplantıyı merakla bekledi. Birkaç gün sonra tüm yöneticilerle birlikte ilk toplantı gerçekleşti. Tanışma toplantısıydı. Herkese ayrı ayrı, iş hayatında ve paylaşmak isterlerse özel hayatlarındaki hedeflerini sordu. Hiç yorum yapmadı, sadece gülümseyerek dinledi. Tam peşinde olduğu, çalışmalar planladığı hedeflerinin olmadığını anladı. Aslında şoke olmuştu. Toplantı enteresan ve daha önce hiç yaşanmamış bir enerjiyle kapanmıştı.

Bir sonraki toplantıda şirketin çözmeye çalıştığı bir problem için, yeni yönetici herkese fikrini sordu, çözüme yardımcı olmayan düşüncelerle dahi ilgilendi, destekledi, hatta birini birlikte değiştirip işe yarar hale getirdi.

Aradan bir ay geçti, o zamana kadar hiç yaşamadığı bir ruh hali ve zihinsel mesai ile işini, kendisini, planlarını değerlendirmeye başlamış, tarif edemediği bir motivasyonla her şeyi sorgulamaya başlamıştı.

Geçmiş on beş yıla yakın iş hayatını düşündü. “Olsun” dedi, “hiçbir şey için geç değildir.”

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar
Babanız haklıydı 04 Eylül 2026