Hoş gel Volkswagen
Geçtiğimiz günlerde sosyal medya üzerinden Volkswagen’in Türkiye’ye kesin olarak geleceği yönündeki duyumumu dillendirdim. Pek çok kişiden telefon veya mesaj aldım; kaynağınız neresi diye. Ben de arayanlara kaynağın kim olduğunu bir kenara bırakıp, doğruluğundan şüphe etmeden, fayda ve olacakları konuşalım ne dersiniz dedim. O yüzdendir ki gündemimizde önemli bir yer tutan bu konuyu köşeme taşıyayım istedim.
Duyumum doğru, ama kaynağını belirtmem pek de mümkün değil. Fakat öncelikle ülkemiz orijinli bir duyum olmadığını söylemek isterim. Bahse konu fabrikanın ülkemizde kurulacağı ve birazdan bahsedeceğim detayları Almanya’daki güçlü bir kontağım aracılığı ile edindiğimi söyleyebilirim. Dediğim gibi, kaynaktan ziyade bizi nelerin beklediğini bir konuşalım isterim.
Volkswagen (VW) firmasının Türkiye’de fabrika kuracağı ve bunun için Manisa’da 943.5 milyon TL sermaye ile bir şirket kurduğu haberi ilk olarak 3 Ekim’de basında yer aldı. Ardından 15 Ekim’de VW yatırımı erteledi ve Türkiye’ye gelmekten vazgeçti haberi gündeme düştü. Dünya devi bir otomobil firmasının Türkiye’de şirket kurup 12 gün sonra vazgeçtim demesi için, ya ülkede büyük bir deprem olması, ya önemli bir savaşa girme kararı veya bir darbe gibi olağanüstü bir durumun olması gerekir. Bunların hiçbirisi olmadığına göre, bu dev firma 12 günde karar değiştirir mi, elbette hayır. Bahse konu ülke Almanya. Gel gelelim, biz yine asparagas haberler ile boşuna gündemimizi meşgul etmekle kalmayıp, gereksiz de efor harcıyoruz.
Manisa’nın Yunusemre ilçesinde kurulan şirketin fabrikasının da, yine bu bölgede olması öngörülüyor. Edindiğim bilgilere göre 2022 yılında ilk otomobil üretimi başlıyor olacak. Ve o yıl için öngörülen üretim miktarı ise; net 240 bin gibi bir rakam. Türkiye’nin kamu adına bunun 38 bin-40 bin civarını alacağının görüşüldüğü de gelen haberler arasında. Ülkemizde Seat’ın ve Skoda SuperB modellerinin üretileceği ise neredeyse kesin. Türkiye’nin de önemli bir pazar oluşu, eminim ki Bulgaristan yerine tercih edilmemizde önemli bir rol oynamıştır. 5 bin civarı istihdam yaratacak olması elbette sevindirici.
Benim sosyal medya paylaşımımdan sonra gelen yorumların her birisi ayrı bir çarpıcılık içeriyordu. Ancak en çok birbirine benzeyen yorum, “Türkiye 80 milyon nüfuslu bir pazar elbette ülkemize yatırım yaparlar” şeklinde idi. Aslında Türkiye’de fabrika kurmasa da Doğuş Otomotiv aracılığıyla ülkemize yeterince ve hatta fazlası ile araç satmayı başaran bir marka olduğunu da biliyoruz. Ancak Türkiye’de olması halinde hiç şüphesiz kamuyu da bu kapsama dahil etme olasılığını yükseltiyor olacaktır.
Şimdi biz; halen yaratılmış ve dünya markası olmuş bu devlerin Türkiye’ye gelip yatırım yapmalarına, istihdam yaratmalarına sevinirken, aynı anda, böylesi dev markalara sahip olamadığımız için; istenilen düzeyde katma değer yaratamadan, başkalarının hep fason üreticisi rolünde kaldığımız için burukluğu da beraber mi yaşayalım. Elbette yaşayacağız; dikkat ederseniz sevinelim mi üzülelim mi ikilemini yapmadım. Kısa ve orta vadede yabancı sermayenin gelişi için elbette mutlu olabiliriz; ancak üzerimize yapışan sadece fason üretim yapan ülke rolümüzden kurtulmayı da hedeflemeliyiz. Yerli marka otomobil projesinin kısa hatta orta vadede bunu sağlaması elbette çok zor. Aslında otomotiv tarafında bu hedefe varmak büyük sabır istiyor. Ancak bizim uçak sanayi gibi, motor sanayi gibi, tarımsal ürünler gibi, değer katarak ülke ihracatını arttıracak ve ülkeye kar da bırakacak sektörlerimiz var.
Geçtiğimiz hafta Ankara’da TEDAR ile ASELSAN işbirliği ile düzenlenen bir organizasyona panelist olarak katıldım. Ortalama her hafta bir panelde konuşan, konuştuğu kadar da dinleyen birisi olduğum için; savunma sanayimizin gelişen teknoloji ve geldiği ileri noktaların yanında, ülkeler arası gerginliğin sonucunda istenilen düzeyde ihracata erişemediği gibi, ABD ile yaşanan belirsizliğin doğurduğu veya doğuracağı neticelere dair de motivasyonların düşük olduğunu sezinledim. En önemli ve gelişme potansiyeli en yüksek sektörlerden bir tanesi savunma sanayimiz. Otomotiv kadar yüksek hacimlere henüz ulaşmamış olsa da, eminim bu sektörümüz güzel yerlere gelecektir.
Otomotiv tarafında TAYSAD, OSD ve ODD gibi çok önemli sivil toplum örgütlerimizin çabaları takdire şayan. Ancak günün sonunda; dünya ticaretinde önemli ve kar eden bir rol sahibi olmayı başarmak, diğer bir deyişle yön verici olmak önemli ve gerekli. Aksi halde başkaları tarafından oluşturulan senaryoların içerisinde sadece yönlendirilen bir oyuncu rolünü üstlenip; rolünüzün bir gün son bulmasından endişe eder halde bilinmezi bekler oluyorsunuz. Oysaki bizim artık ülke olarak senaryonun içerisindeki oyuncu değil, oyuncuları seçen senarist rolünü almamızın zamanı geldi. Geldi de umarım geçmiyordur…