Hürmüz’ün taşıdığı henüz konuşulmayan risk: Gıda şoku!

ÖZDER ŞEYDA UYANIK
ÖZDER ŞEYDA UYANIK

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü FAO, açlığı yok etmek ve beslenme şartlarını iyileştirmek amacıyla 1940’larda kurulan bir kuruluş olmasına karşın çoğunlukla gıda fiyatları ölçümüyle tanınır.

FAO gıda sepetinde tahıl, et, şeker, süt ve yağ bulunuyor. Bu sepetin fiyat seyrinde endeksi nominal ve reel değişimlerinde seyir 60’lı yıllardan bu yana aşağıdaki gibi görünüyor.

Hürmüz’ün taşıdığı henüz konuşulmayan risk: Gıda şoku! - Resim : 1

Türkiye’de enflasyon, ekonominin ana sorunu olarak son yıllarda manşetlerde düşmüyor. Enflasyonda yükseliş dört biri ağırlıkta olan gıdadan da ayrışamıyor.

2006 yılında bu yana TÜFE ve bundan sonra gıda enflasyonu diyeceğimiz “Gıda ve alkolsüz içecekler” ana harcama grubuna bakıldığında 2021 sonrasında gıdadaki yükseliş dikkat çekiyor.

Hürmüz’ün taşıdığı henüz konuşulmayan risk: Gıda şoku! - Resim : 2

Yukarıda verdiğimiz FAO gıda fiyatlarındaki artış daha zamana yayılırken, şok dönemleri daha net görülmekle birlikte, yaklaşık 65-70 yıldır reel yükselişte seyir yatay oluyor. Son iki aydır FAO gıda fiyatlarında artış görülüyor.

Türkiye’de yıllık değişim oranlarına bakıldığındaysa tablo daha net çiziliyor.

Hürmüz’ün taşıdığı henüz konuşulmayan risk: Gıda şoku! - Resim : 3

Gıda fiyat değişimlerini vererek mevcut duruma baktıktan sonra şok kısmına geçelim.

Jeopolitik gerilim denince akla ilk gelen fiyat değişimi genelde petrol ve altın olur. Petrolde fiyatlar yükselir, enflasyon artar, merkez bankaları zorlanır… Altında fiyatlar yükselir, petrolün yarattığı enflasyonla faizler artar, altın fiyatları düşer. Bu gibi döngüler en temel finansal okuryazarlıkta artık biliniyor.

İran savaşı bu döngülerde bazı ezberleri bozarken, “zamanlaması manidar” bu savaşın para sistemlerinin sorgulandığı bir dönemde olması da ayrıca dikkat çekiyor. Ancak bu kez hikâye biraz daha derinde yazılıyor. Asıl kırılganlık, manşetlere henüz taşınmadı gibi görünüyor: Gübre!

Orta Doğu’daki çatışmaların piyasalar üzerindeki etkisi herkesin yakından takip ettiği bir alan olurken, aynı coğrafya, küresel gübre üretiminde de kritik bir merkez olarak konumlanıyor.

Hürmüz’ün taşıdığı henüz konuşulmayan risk: Gıda şoku! - Resim : 4

Sülfür, üre ve fosfat gibi temel girdilerde Körfez ülkelerinin payı oldukça yüksek. Bu zincirde yaşanan en küçük aksama, doğrudan gıda üretimine ve dolayısıyla fiyatlara yansıyor.

Hürmüz’ün taşıdığı henüz konuşulmayan risk: Gıda şoku! - Resim : 5

Hürmüz’deki sıkıntı, lojistikte, sevkiyatlarda, tedarikte ve sonuç olarak arzda sorun yaratıyor.

Gübre ithal ediliyor, ekin ekiliyor, hasat bekleniyor. Bu alanda en kritik özellikse “etkinin gecikmeli görülmesi” oluyor.

Petrol fiyatı arttığında bunu pompada hemen görüyoruz. Petrolün ana girdilerinden olduğu tarım alanında gübrede yaşanan bir şok, birkaç ay sonra tarlada, ardından hasatta ve en sonunda market rafında ortaya çıkıyor. Kısaca bugünün riski, yarının enflasyonuna dönüşüyor.

Türkiye açısından tablo daha da hassaslaşıyor. Dezenflasyon sürecinde yer alırken, vatandaşın en çok hissettiği alan olan gıda kalemi görünür oluyor, girdilerde zincirleme artış da sorunları büyütüyor.

Diğer yandan Türkiye gübrede dışa bağımlılık yüksek ve ithalatın önemli bir kısmı Körfez coğrafyasından geliyor.

Hürmüz’ün taşıdığı henüz konuşulmayan risk: Gıda şoku! - Resim : 6

Bu da jeopolitik risklerin doğrudan tarım maliyetlerine yansıması anlamına geliyor. Tarım maliyetleri arttığında da zincirleme bir etki başlıyor: Üretici fiyatları yükseliyor, arz daralıyor ve gıda enflasyonu yeniden yukarı yönlü baskı görüyor.

Üstelik bu risk, klasik enerji şoklarından farklı çalışıyor. Enerji fiyatları, son dönemde yaşanılan “eşel mobil” örneğindeki gibi kamu politikalarıyla bir ölçüde absorbe edilebiliyor; vergi ayarlamaları veya sübvansiyon mekanizmalarıyla bu alandaki geçişkenlik sınırlanabiliyor.

Gübre tarafında aynı ölçekte bir tampon mekanizma kurmak çok daha zor. Geçtiğimiz günlerde üre gübresinde gümrük vergisi sıfırlanarak ihracatı yasaklanırken, yine çok yakın günlerde amonyum sülfat, amonyum nitrat, kalsiyum amonyum nitrat (can), diamonyum fosfat gübrelerinde gümrük vergisi sıfırlandı.

Gübre, doğrudan üretim zincirinin içine gömülü bir maliyet olduğundan büyük ve görünmeyen bir dip dalga etkisi yaratıyor.

Bir diğer kritik nokta da bu şokun küresel eşitsizlikleri derinleştirme potansiyeli oluyor. Gübre arzındaki daralma, en sert etkiyi düşük gelirli ve tarıma bağımlı ülkelerde gösteriyor. Bu durum sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve politik sonuçlara da alan açıyor.

Gıda fiyatları arttığında, sorun enflasyondan çıkarak temel ihtiyaçlar nedeniyle refah ve istikrar meselesine dönüşüyor.

Piyasalarda petrol fiyatlanıyor, herkes bunu izliyor. Ancak birkaç ay sonra konuşulacak başlık büyük ihtimalle “gıda fiyatları” olacak ve olmaya devam edecek. Henüz bu gelişmelerin etkisi görülmeden geçtiğimiz haftalarda biber, patlıcan fiyatları gündem olmuştu. Sosyal medya günlerce mevsim sebzelerini tartışsa da 400 liralık biberin durumu derinlemesine tartışılamadı.

Bu ortamda en kritik başlık “enerji şokuna önlem alan ekonomiler, gıda şokuna hazır mı?” olurken, Maslow piramidinin daha alt basamaklarında bulunan bu sorun; doğudan değil Hürmüz'den doğuyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar