İklim krizi, sigortacılığı nasıl etkileyecek?

ÖZDER ŞEYDA UYANIK
ÖZDER ŞEYDA UYANIK

Bir eviniz, bir fabrikanız ya da bir tarlanız olabilir. Bunları sigortalatamıyorsanız gerçekten ekonomik güvenceye sahip olduğunuzu düşünebilir misiniz?

Sigortacılık sistemi modern ekonominin görünmeyen ama en kritik mekanizmalarından biridir. Ekonominin temelinde basit bir varsayım yatar: “Risk hesaplanabilir.”

Yangın olasılığı ölçülebilir, sele dair geçmiş yıllardaki veriler geleceğe dair tahmin üretir; deprem, belirli matematiksel modellerle ve inşa şekilleriyle fiyatlama yapmaya imkân verir.

Sigortacılık sektörü tam olarak bu mantıkla çalışır. Ancak artık iklim değişikliği bütün denklemi bozuyor. Çünkü artık riskler yalnızca büyümüyor; öngörülemez hale geliyor. Bu durum sessizce dünya ekonomisinin en kritik sektörlerinden birini tehdit etmeye başlıyor. Belki de dünya ilk kez “sigortalanamayan ekonomi” ile tanışıyor.

Sigorta sektörünün varlık nedeni “belirsizliği” fiyatlandırabilmek olurken, bir sigorta şirketi geçmiş 50 yılın verisine bakarak, “bu bölgede yılda ortalama 100 ev yanıyor”, “bu bölgede her 10 yılda bir büyük sel yaşanıyor” gibi istatistiklerle prim hesaplar.

Günümüzdeki soru ise iklim değişikliğinin geçmiş verileri anlamsız hale getirmesi oluyor. Çünkü geçmiş artık geleceği “açıklayamıyor.”

Bir bölgede 100 yılda bir yaşanan felaketler artık 3 yılda bir görülmeye başladı. Sigortacılık sektörü bunun ekonomik sonucuyla karşı karşıya kalıyor.

İklim riskinin sigorta sektörünü zorladığı en somut örnekler ABD’den çıkabiliyor. California son yıllarda tarihinin en büyük orman yangınlarını yaşadı. 2023 yılında sadece California’daki yangınların ekonomik maliyeti 20 milyar doları aştı. Bunun ardından ABD’nin en büyük sigorta şirketlerinden State Farm, California’da yeni konut sigortası poliçesi düzenlemeyi durdurdu. Allstate de benzer karar aldı.

Sebep basitti: Risk artık hesaplanamıyordu. Benzer tablo Florida’da ortaya çıktı.

Kasırga sezonlarının şiddetlenmesi nedeniyle son üç yılda birçok sigorta şirketi eyaletten tamamen çekildi. Bazı bölgelerde konut sigortası primleri yüzde 300’e yakın arttı. Bu yalnızca sigorta sorunu değil. ABD finansal düzeninde önemli bir temel olan mortgage piyasasının da sorunu. Çünkü banka, sigortalanamayan eve kredi vermek istemiyor.

Bir başka ifadeyle iklim krizi doğrudan konut piyasasını vurmaya başladı.

Avrupa uzun yıllar iklim risklerini finansal tehdit olarak yeterince ciddiye almadı. Ancak tablo değişiyor.

Almanya 2024 yılında son yılların en büyük sel felaketlerinden birini yaşadı. Yunanistan ve İspanya’da rekor sıcaklıklar orman yangınlarını artırdı. Fransa’da tarımsal kuraklık sigorta maliyetlerini yukarı taşıdı.

Munich Re verilerine göre, 2025 yılında dünya genelinde doğal afetlerin ekonomik maliyeti 320 milyar dolara yaklaştı. Bunun yalnızca yaklaşık 140 milyar dolarlık kısmı sigorta sistemi tarafından karşılandı. Geri kalan zarar doğrudan bireyler ve devlet bütçeleri üzerinde kaldı. Yani artık dünyanın önemli bölümü yeterince sigortalanamıyor.

Daha büyük sorun ise görünmeyen tarafta yaşanıyor: Reasürans. Kısaca “sigorta şirketlerinin sigortası.”

Dünyanın en büyük reasürans şirketleri Swiss Re, Munich Re ve Allianz son yıllarda iklim kaynaklı zararların hızla büyüdüğünü açıklıyor.

Swiss Re Institute verilerine göre, küresel sigortalı doğal afet kayıpları son 10 yılda yaklaşık iki kat arttı. Bu nedenle reasürans maliyetleri yükseliyor. Sigorta şirketlerinin maliyetleri yükseliyor. Primler artıyor. Bazı bölgelerde ise şirketler tamamen piyasadan çekiliyor.

Sistem kendi içinde sıkışmaya başlıyor.

Türkiye bu tablonun dışında değil.

Son yıllarda iklim kaynaklı ekonomik maliyetler hızla büyüyor. İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu son yılların en sert kuraklık dönemlerinden geçti. Kuraklık özellikle buğday, arpa ve tahıl üretiminde ciddi kayıplar yarattı.

Tarımsal üretim yalnızca çiftçiyi ilgilendirmiyor. Gıda enflasyonunu da doğrudan etkiliyor. Ancak daha kritik gelişme son yıllarda artan zirai don olayları. ,

2024 ve 2025 döneminde Malatya’da kayısı üreticileri ciddi zarar yaşadı. Türkiye dünya kuru kayısı üretiminin yaklaşık yüzde 70’ini karşılıyor. Tek bir don olayı yüz milyonlarca dolarlık ihracat riskine dönüşebiliyor.

Benzer tablo Bursa ve Isparta’da kiraz üretiminde yaşandı. İzmir ve Manisa hattında üzüm üretimi de don risklerinden etkilendi.

Tarımsal riskler giderek öngörülemez hale geliyor. Bu da doğrudan sigortacılık sistemine baskı yaratıyor.

Başka bir büyük sorun da seller: Özellikle Karadeniz bölgesi son yıllarda sürekli tekrarlayan sel felaketleriyle karşı karşıya kalıyor.

Bir dönem “olağanüstü olay” olarak görülen seller artık neredeyse düzenli hale geliyor. Can kayıpları zaten “karşılanamaz” üzüntüler oluştururken, altyapı zarar görüyor Konutlar zarar görüyor. İşletmeler zarar görüyor. Tarımsal ürünler zarar görüyor. Ve sigorta şirketlerinin hasar ödemeleri büyüyor. Bu tablo sürdürülebilir değil.

Türkiye’de tarım sigortalarının temel mekanizması: TARSİM. Devlet destekli bu sistem çiftçinin zararını belirli ölçüde telafi ediyor. Ancak sorun şu:

Eğer iklim olayları istisna olmaktan çıkıp sürekli hale gelirse sistemin mali yükü hızla büyüyecek.

Daha fazla kuraklık. Daha fazla don. Daha fazla sel. Daha yüksek hasar ödemesi.

Bu da iki ihtimali gündeme getiriyor: Primler yükselebilir, kapsam daraltılabilir.

Her iki senaryo da tarımsal finansman için ciddi risk yaratır.

İklim riskleri yalnızca sigorta şirketlerini ilgilendirmiyor.

Bir banka kredi verdiğinde o varlığın sigortalı olmasını ister. Ev sigortalanamıyorsa mortgage sistemi bozulur. Tarla sigortalanamıyorsa tarım kredileri zorlaşır. Fabrika sigortalanamıyorsa yatırım finansmanı riskli hale gelir.

Başka bir ifadeyle iklim krizi finansal sistemin görünmeyen altyapısını aşındırmaya başlıyor.

Dünya ekonomisinin yakın gelecekte en büyük sorunlardan biri belki de bazı bölgelerde riskin artık fiyatlandırılamıyor olması olabilir.

Sigorta şirketleri çekiliyor. Bankalar kredi vermekte isteksizleşiyor. Yatırım kararları erteleniyor. Ekonomik aktivite yavaşlıyor.

Uzun yıllardır iklim krizini çevre meselesi olarak tartıştık.

Buzullar eriyor, deniz seviyesi yükseliyor, sıcaklık artıyor… Oysa asıl büyük kırılma finans sisteminde yaşanıyor olabilir. Ekonomi güven üzerine kuruludur: Sigorta da bu güvenin temel taşıdır.

Eğer varlıklarımızı sigortalatamıyorsak, ekonomik sistemin en temel güven mekanizması zayıflamaya başlıyor demektir. Ve belki de asıl soru artık şudur:

İklim değişikliği, dünya ekonomisinin en görünmeyen ama en kritik sektörlerinden biri olan sigortacılığı sürdürülemez hale getirebilir mi?

Görünen o ki cevap giderek daha fazla “evet”e yaklaşıyor.

İklim krizi artık yalnızca hava durumu problemi değil. Evimizi, tarlamızı, yatırımlarımızı ve finansal güvenliğimizi tehdit eden sistemik bir ekonomik kriz haline geliyor.

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar