Korona ile geçen bir yıl

Sami ALTINKAYA
Sami ALTINKAYA GEZDİM, GÖRDÜM, YAZDIM

Bilim insanları geçtiğimiz eylül ve aralık aylarında insanların hasta olmaya başladığını söylüyor. Salgınının başından beri açıklananın aksine İngiltere’nin Cambridge Üniversitesinden gelen açıklama pandeminin eylül ayında başladığı yönünde.

Ha Aralık’ta başladı ha Eylül’de bunda ne var diyebilirsiniz. Asıl olan bu tarz krizleri öngörüp tedbir almakta yatıyor. Dünya maalesef sınıfta kaldı. Koronavirüs (COVID-19) zengin fakir ayırt etmeden bütün ülkelere ve ekonomilerine zarar verdi.

Ülke ekonomileri daraldı. Pek çok ülkenin sağlık sistemi çöktü. Bu ne ilk ne de son olacak. Benzer tehlikeler her zaman yaşanabilir. Buradan çıkarılacak önemli dersler var. Asıl olan hataların tekrarlanmamasıdır. Sağlık sistemi tamamen devletin kontrolü altında olmalıdır. Eğitime ve sağlığa yapılan yatırımların ve bütçeden ayrılan payın ilk sırada olması gerekir. Maalesef eğitim sistemimiz çöktü. Evden yapılmaya çalışılan eğitim sınıfta kaldı. Sağlık sistemimiz çalışanların özverisi ile ayakta duruyor. Ama bunu kalıcı hale getirmek için devletin çalışanlara ve hastanelere daha fazla yatırım yapması lazım. Şehir hastanelerinin ve sağlık personellerinin durumları her anlamda iyileştirilmelidir. Bizi virüs ile yaptığımız savaşta koruyacak ön safta savaşanlar sağlık çalışanlarıdır. Aylarca ailelerinden ve sevdiklerinden uzakta yaşayan sağlık çalışanları ödüllendirilmelidir. Virüste hayatını kaybedenler bu vatan ve millet için şehit sayılmalıdır. Ailelerine ciddi anlamda maddi ve manevi destek olunmalıdır.

Eğitimi özgür olmayan ülkelerin ekonomileri bağımsız olamaz

Asıl işi bilim üretmek olan üniversiteler de sınıfta kalmıştır. Siyasetin arka bahçesi haline gelen üniversitelerimiz aşı ve benzeri konularda başarılı olabilmek için, bugünkü hantal yapısından kurtulmalıdır. Bir ülkeyi ancak ve ancak bilim üreten üniversiteleri ayakta tutar. Ekonomide, siyasette kısaca her alanda tam bağımsız ve özerk üniversitelere olan ihtiyaç bu dönemlerde kendini daha çok hissettiriyor. Üretim önce fikir üretmekle başlar. Fikir üretemeyen toplumlar katma değerli üretim gerçekleştiremezler. İnovatif fikirler özgür eğitim kurumlarından çıkar. Eğitimde bağımsız olmayan ülkelerin ekonomileri de maalesef bağımsız olamaz.

İnovasyona en çok ihtiyaç duyduğumuz kriz dönemlerini fırsata çevirmek için gerekli olan inovatif düşünen beyinlerdir. Bugünkü ihtiyacı görmek ve buna uygun ürün ve hizmetleri yapanlar ayakta kalmayı başaracak. Klasik üretim anlayışı ve yöntemleriyle faaliyet gösterenler birer birer yok olacak. Pandeminin ikinci dalgasını hissetmeye başladığımız bir döneme girdik. Önümüzdeki altı ay çok daha zor geçecek. Evlere kapanmak çözüm değildir. Virüsle birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız. Fabrikalarımızı kapatıp evlerde oturamazsınız. O zaman ne yiyip ne içeceğiz. Ama bunun için de eğitim gerekiyor. Görüyorsunuz değil mi sağlık ve eğitim nasıl da birbirinden ayrılmaz iki kardeş. Devleti yöneten kadroların bu iki konuda toplumu ikna etmesi ve örnek olması gerekir.

“Dış ticarete yön veren ülke olmalıyız”

Bakın pandeminin etkileri tüm dünyada üretimi ve ticareti nasıl olumsuz etkiliyor. Dünya ticaretini uzun yıllardır takip eden ve Türkiye için projeler üreten Rıza Mehmet Korkmaz ile konuşuyoruz. Pandemi sonrasında dünya ekonomisinde ciddi daralma öngörüldüğüne dikkat çeken Korkmaz, pandemi başındaki görece iyimser tahminlerin yerini kötü senaryolara bıraktığını söylüyor.

IMF’nin haziran ayı verilerine göre küresel ekonomideki küçülme tahmini yüzde 4.9 iken Ekim 2020 raporunda küçük bir iyileşmeyle yüzde 4.4’lük bir daralma öngörülüyor.

2021 yılında ise bu kaybın telafi edilerek yüzde 5.2’lik bir büyümeye ulaşabileceği öngörülüyor. Ancak bütün bu gelişmeler pandeminin seyrine bağlı olarak kırılgan bir yapıda arz ediyor.

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ise dünya gayri safi yurtiçi hasılasının (GYİH) Ekim 2020 projeksiyonunda yüzde 4.8 daralma tahmin ediliyor.

DTÖ 2021 yılının ise toparlanma yılı olacağını ve yüzde 4.9’lük bir büyüme gerçekleşebileceğini tahmin ediyor. Diğer Yandan Korkmaz, pandeminin başlangıcında dünya dış ticaret hacminin 2020 yılında yüzde 13-32 arasında daralacağı tahminini yapan DTÖ’nün ekim ayında bu tahmininin yüzde 9,2 oranında küçülme olacağı yönünde güncellediğini belirtiyor. Dolayısıyla bir iyileşme trendinden söz etmek mümkün. Yine DTÖ 2021 yılında dünya ticaret hacminin yüzde 7,2 oranında artacağını öngörüyor.

Bu bağlamda doğru stratejilerle ABD ile Çin arasında yaşanan ticaret savaşlarından Türkiye’nin kârlı çıkabileceğini de belirten Korkmaz, Avrupa’ya yakınlığımızı artı değere dönüştürmemiz gerektiğini, bu dönemde Çin’in yaşayabileceği pazar kayıplarını değerlendirebileceğimizi ve ticaretimizi büyütebileceğimiz! söylüyor.

Türkiye’deki gelişmelerin de bu yönde olacağına işaret eden Korkmaz, 2021 yılının Türkiye için çok önemli olduğunu, doğru bir strateji ve yürütülecek aktif dış ticaret politikalarıyla bu dönemin başarıyla atlatabileceğimizi vurguluyor.

Türkiye’nin yeni pazarlar ve ürünlerle dünya da yerini alması gerektiğini söyleyen Korkmaz, ticaret yollarındaki lojistik üstünlüğümüzün katma değere dönüşmesi için şimdiden projeler üretip uygulamaya koyulması gerektiğinin de altını çiziyor. Korkmaz, sadece izleyen değil dış ticarete yön veren ülke olmalıyız diyor.

Korona ile geçen bir yıl - Resim : 1

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar