Maaşı yetmeyen emekli 70’inde hamallığa başladı

Özlem KARAHAN
Özlem KARAHAN SANAL ALEM MÜFETTİŞİ

Yıllar boyu çalışarak emek veren, alın teri döken emekli hayatının geri kalanında huzurlu bir yaşamı umut ediyor. Çocukluğumda ve bir 10 yıl öncesine kadar emekliliği; yaşlılığın keyifle çıkarılacağı, çalışma hayatı boyunca yapmak isteyip de yapamadığı ve birçok anı kaçırdığı, geçmiş günlere inat ailesiyle birlikte daha çok zaman geçirmek isteyeceği, hayatını sağlıkla ve mutlu bir şekilde geçireceği güzel anılarını yaşayacağı bir dönem olarak hatırlardık.

Emekli; 23 bin 552 lira maaşıyla hayatın ağır yükünü taşımak zorunda bırakılıyor. 2026 yılı emekli için, kiraya bile yetmeyen maaşıyla mutfak masrafı, torunlarına harçlık verememek, yılda iki kez verilen 4000 liralık bayram ikramiyesinin şeker, baklava parasına dahi yetmediği zor günler demek.

Ucuza sebze bulurum umuduyla akşam pazarını bekleyen bir çayı, kahveyi bile içmeyi düşünürken hesap eden ve parklarda oturan, evinden çıkamayan emekli ne yazık ki ağır bir yaşam mücadelesi ile karşı karşıya bırakılıyor.

Emekli insanca bir yaşam talep ediyor

Kendini örselenmiş, değersizleştirilmiş hissediyor. “Emeklimizi enflasyona ezdirmeyiz” hep umut veren sözlerle ama hayat pahalılığı ile her gün ezdirilen, yıllarca çalışıp prim ödemiş, ömrünün geri kalanında tek isteği insanca yaşamak gayesi olan emekli vatandaş, neden bir yük olarak görülüyor?

Her hafta akşam pazarını bekleyip giden emeklileri izliyorum ve birkaç poşet sebzeyi alıp istediği birçok meyve ve yeşilliği de hatta “yiğit muhtaç olmuş kuru soğana” misali, yemeklerin vazgeçilmezi ana besin kaynağı kuru soğanı alamadan evine dönüyor.

Emekliye zam mutfaktaki enflasyonla eriyor

Ne acı bir tablo. Bu tabloyu da pazarda dolaşırken tanık olduğum kadının sözleriyle aktarayım; emekli kadın mahcubiyetle pazarcıya şöyle seslendi:  “ Evladım cebimde 20 lira kaldı ama soğanı da almam gerekiyor. Bana biraz indirim yapsan da hiç değilse birkaç yemeklik soğan versen olur mu” dedi. Yaşlı teyzenin gözyaşını, hüzünlü ve kaygı dolu bakışlarını görmek, bir insan ve bu ülkenin yetişmiş bir bireyi olarak içimizi acıtıyor…

Yaşlı kadın dönüp sözlerine şöyle devam etti : “Yıllarca prim ödedim, başımı sokacak bir evim olsun diye çalıştım şimdi kimsem yok bir başıma evde yalnız yaşıyorum bir sürü sağlık sorunlarım da var… Ölelim mi biz evladım bizim de yaşam hakkımız yok mu? Neden bize bir yük gibi bakılıyor… Bizi ötekileştiren ve bu yaşamı reva görenleri affetmiyorum” diye söylenerek pazardan uzaklaştı. Tüm umutları tükenmiş ve yorgun bakışlarla…

Türk-İş’in Haziran ayı için açıkladığı açlık sınırı: 35 bin 759 lira, yoksulluk sınırı ise 116 bin 478 lira. Haziran ayındaki verilerde yetişkin bir erkeğin gıda harcaması 10.683,40 TL ve yetişkin bir kadının gıda harcamasının ise 8.747,27 TL olduğu dikkat çekiyor. Tek başına yaşam maliyeti de artıyor.

Mutfaktaki enflasyonun ise aylık yüzde 1,66, yıllık ortalama yüzde 40,44 olarak hesaplandığı açıklanan verilerde görülüyor. Mutfaktaki enflasyonun azalma eğilimi olduğu görülse de artan hayat pahalılığı geçimi de zorluyor.

3 bin lira civarı zam faturaya bile yetmiyor

En düşük emekli maaşı 23 bin 552 lira oldu ancak kök maaşı 23 bin olmayan sayıları milyonları bulan  başka bir kesim daha  var. Dul, yetim ve engelliler. Kiraların metropollerde ortalama 45 bin lirayı aştığı düşünülürse 23 bin 552 lira aylık neye yeter?

Yaklaşık 3 bin lira zam hiçbir ihtiyacı karşılamıyor. Aylık mutfak masrafına yetmediği gibi elektrik, su, doğalgaz, internet, cep telefonu faturasını toplasan bizim eve gelen bu ayki faturaları topladım 6 bin 500 lirayı buluyor. 3 bin lira civarı zam, neredeyse iki katı olan faturalara bile yetmiyor. “Kaşıkla ver, kepçeyle al” misali…

Bu zam oranı kira zamlarını da etkileyeceğinden en az bu zam oranı kadar da kiralar artıyor. Zamlı maaşı almadan cebinizdeki para eriyor. Ödemeler kapıda bekliyor. Yıllarca prim ödeyip ömrünün sonbaharında rahat etmeyi bekleyen emekliler, yaşamın her geçen gün daha da ağırlaştığı son yıllarda temel asgari düzeyde bir yaşamı da yok sayan bir sistemin içinde ek iş yapmak zorunda kalıyor. Tek derdi evine bir lokma ekmek götürebilmek ve kimseye muhtaç olmadan yaşamını idame ettirebilmek…

Emekli maaşı yetmeyince 70’inden sonra hamallık yapıyor

Hayatın içinden yaşadığım bir hikayeyi anlatayım. Kadıköy’de sokak arasında açık alanda bir kahve dükkanında masamda oturmuş kahvemi içerken yaşlı, yorgun ve kaygılı bakışlarla biraz da çekimser bir halde bir beyefendi yanıma yaklaştı. Sırtında hasırdan örülmüş boyu kadar ağır ve uzun bir sepet vardı. Sepette elmalar vardı. “Kızım bana bir ekmek alır mısın” diye mahcubiyetle sordu? Hemen köşe başındaki fırından bir ekmek aldım ve geldim yanına. “Bu ekmek yetmez kızım. Evde 7 nüfus var. Torunlara da ben bakıyorum. Evim kira ve aldığım maaş yetmiyor. Bir gün çalışmasam açız. Bana birkaç ekmek daha alır mısın?” dedi. Gittim tekrar fırından bir torba alıp verdim. “Ben hamallık yapıyorum elma satıyorum alır mısın? .Yıllarca işçi olarak çalıştım. Çocuklar işsiz kalınca torunlarla bir eve toplandık. 70’i geçtim ve 7 nüfusa bakıyorum bu yaşımda. Ben bugünleri yaşamasaydım keşke. Bize bu yaşımda hamallık yapmayı da reva gören bu sistem ne zaman düzelecek? Hiç düşünmezler mi bu insanlar ne yer, ne içer, nasıl yaşar bunca hayat pahalılığında ve bu kiralarla? Bize de yazık. Hak mı bu? Ben bugünlere iyi kötü geldim ya çocuklar, torunlar, eşim ben ölürsem ne olacak? Bedenim de kaldırmıyor artık. Çok ağır bir işçilik.Sağlık sorunlarım artıyor. İnsanca yaşamak bizim de hakkımız. Yok mu bir çare?” diyerek gözleri dolarak uzaklaşıp kayboldu.

Vardır bir çaresi elbette. Alım gücünün artacağı, “maaşa zam yaptım” derken, bir taraftan gıdayı, mutfaktaki yangını, pazarda, markette peynir ve zeytinin fiyatına da zam yapıp verdiğin zammı geri alarak değil, herkese temel asgari düzeyde bir yaşamı inşa ederek mümkün olabilecek. Emekliye hamallık da yaptıran sistemi yok edecek sosyal ve politik düzenlemelere ihtiyaç var.

Bundan 10 yıl öncesine kadar kıdem tazminatıyla ev alıp emekliliğinin tadını çıkaran vatandaş, bırakın tazminatıyla ev almayı kirayı bile ödeyemez. Bir çay, kahveyi bile içemediği için parklarda oturmayı tercih ediyor. Geçinebilmek için hamallık da yapmak zorunda kalan emekli bu yaşama neden mecbur bırakıldı? Emekliler bizim gözbebeğimiz. Her vatandaş gibi ödediği primlerin karşılığı olarak tek talebi insanca bir yaşam.

Emekli bu talebi için bir yük olarak görülebilir mi?  Asıl yük emekliyi bu çile dolu yaşama mecbur bırakmak. Emekliye ömrü tükenmiş bir eşya gibi hissettirilen her şeyi, her yapıyı sorgulayarak onlara sırtındaki heybeyi kaldıracak hak ettiği yaşamı inşa etmek çok mu zor?

Hiç de zor değil. Vicdan, akıl, sağduyu ile gelirde ve giderlerde eşit bölüşümle, adil davranarak, emekliyi omzundaki küfeden kurtarmak istenirse elbette mümkün olabilir…

Yazara Ait Diğer Yazılar Tüm Yazılar