NATO’yu yeniden canlandırmak!
Geçtiğimiz hafta gerçekleşen Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) dışişleri bakanları zirvesine hakim olan tema, ittifaka yeniden hayatiyet kazandırılması idi. Yıllardır süregelen belirsizlikler, Donald Trump’ın neredeyse ittifaka sırtını dönmesi, bazı Avrupalı üyelerin ittifakın geleceğine dair kuşkularını dile getirmelerinden sonra, NATO’nun Batı’nın önderliğindeki uluslararası düzenin korunmasının temel taşlarından bir olduğu duygusu tekrar canlanıyor. Ancak, ittifak gücünü bir oranda yitirmiş görünürken, bu durumdan yararlanmak isteyenler de ellerini ovuşturuyorlar. Özellikle Rusya, Türkiye ile diğer bazı anahtar üyeler arasındaki bunalımı derinleştirme stratejisiyle NATO’da bir çatlak oluşturma fırsatı yaratmaya çalışıyor. Acaba Rusya, Türkiye üzerinden NATO’yu çökertmeye mi çalışıyor?
Rusya, hangi zaaf noktalarını hedef alarak NATO’yu zayıflatacağına inanıyor?
Bir süredir NATO’nun iç dayanışmasında gerilimler yaşanıyor. Bu bağlamda, Emmanuel Macron’un NATO’nun beyin ölümünün gerçekleştiğine dair beyanını hatırlayabiliriz. Donald Trump ise, ABD’nin Avrupa’yı savunma taahhüdüne kayıtsız bir güven duyulmaması gerektiği mesajını verdi. ABD, Almanya’ya Rus doğalgazı taşıyacak Kuzey Akımı boru hattının yapımına itiraz ediyor. Türkiye’nin S-400 füzeleri satın almış olması da gündeme bir başka ayrışma konusunu getiriyor.
Bu sorunlar kümesi karşısında, Rusya NATO’yu zayıflatmak için bir fırsat yakaladığını hissediyor ve bu girişiminde Türkiye’yi bir araç olarak tercih ettiği izlenimi veriyor. Kısa süre önce, Rusya’nın yüksek rütbeli bir hükümet görevlisi, Türk-Rus ilişkilerinin daha da gelişmesinde NATO’nun bir sorun teşkil ettiğini açıkça söyledi. Ancak Türkiye’nin izlediği siyasete bakacak olursak, NATO’ya ilişkin tüm taahhütlerini yerine getirdiğini görürüz. NATO’nun bütün tatbikatlarında yerini alıyor ve güvenliğinin Rusya dahil çevresindeki aktörler tarafından tehdit edilmesi durumunda NATO’yu destek alabileceği bir kaynak olarak görüyor.
Özetle, bazı zaafları olsa da - ki şu anda Amerikalıların yeniden tesis etmeye çalıştığı iç dayanışma bunun örneğidir - yine de Türkiye güvenliğini sağlamakta NATO’yu önemli bir unsur olarak değerlendirmeğe devam ediyor. NATO’da da, özellikle AB’nin kendini savunma imkanlarının yetersizliği karşısında, Türkiye’nin üyeliğinin ittifakın savunma kabiliyetine yaptığı katkıya ilişkin bilinç güçleniyor. Nitekim, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg kısa bir süre önce Avrupa’nın savunmasını ABD, İngiltere ve Türkiye’nin üstlendiğine işaret etti.
Türkiye’nin İngiltere ile ilişkilerinde nisbi bir istikrar hakimken, ABD ile ilişkiler tarihteki en alt düzeyine inmiş görünüyor. Konuya NATO açısından yaklaşırsak, bu durumu nasıl açıklayabiliriz?
NATO’dan söz ettiğimiz zaman aslında bir ülkeler camiasından bahsediyoruz. Bu camianın üyeleri arasında toplu ilişkiler yanında ikili ilişkiler de var. Örneğin, ABD ile Türkiye arasında NATO ile ilişkisi olmayan sorunlar da bulunuyor. Hatta bir savunma camiası olarak NATO’nun ilgi alanına giren tek konunun S-400 füzeleri olduğunu söyleyebiliriz. Tabii, iki NATO üyesinin zıt cephelerde yer aldığı Doğu Akdeniz’deki ihtilaf gibi ikili ilişkilerden daha kapsamlı ve NATO’yu etkileyecek sorunlar da mevcut. Kısacası, uluslararası ilişkilerin karmaşık dünyasında Türkiye ve ABD’yi karşı karşıya getiren bir dizi anlaşmazlık bulunuyor.
S-400 sorunu sadece Türkiye ve ABD arasında yer alan bir uyuşmazlık konusu değil. Diğer NATO üyeleri de NATO sistemine entegre edilemeyen, NATO güvenliği için sorun oluşturabilecek ve NATO’nun hasım olarak tanımladığı bir ülkede imal edilen bir hava savunma sisteminin bir NATO üyesi tarafından satın alınmasının isabetli bir fikir olmadığını dile getirdiler. Karşımızda ciddi bir sorun olduğunu kabul etmemiz gerekiyor.
Evet. Galiba Rusya da NATO’daki bu zaaf noktasını istismar ederek NATO üyelerini bölmeye çalışıyor. Sizce S-400 sorunu çözülebilirse Türkiye-NATO ilişkileri, özellikle ABD ile olan ilişkiler düzelir mi?
Sanmam. Ancak S-400 sorunu F-35 uçakları ile, daha genel olarak da NATO ülkelerinin hava güçlerini modernleştirme ihtiyaçları ile bağlantılıdır. Eğer Türkiye F-35 projesinin dışında bırakılırsa, başka tedarikçilere yönelmek mecburiyetinde kalacaktır. Piyasada F-35 uçakları ile mukayese edilebilecek tek tercih olarak Rusya’nın imal etmeye hazırlandığı Su-57 uçakları bulunuyor. Rusya, özellikle Hindistan bu uçakları almaktan uzaklaştıktan sonra, uçakları Türkiye’ye satabilmeyi ümit ediyor. Böyle bir alışveriş
Türkiye ile NATO arasındaki ayrışmayı telafisi imkansız bir bölünmeye sürükler. Tüm söylenenleri bir araya getirecek olursak, eğer Stoltenberg’in de söylediği gibi, Türkiye Avrupa savunmasının kritik bir unsuru ise, o zaman Rusya’nın S-400 satışlarını kullanarak Türkiye’yi NATO’dan uzaklaştırmaya çalışması, ittfakı zayıflatmanın bir yolu oluyor? Türkiye NATO’nun Aşil topuğu. Ne yapılmalı ki, Rusya Türkiye’yi yönlendirme çabalarını sona erdirsin?
Rusya’nın bu politikasından vazgeçeceğini sanmıyorum. Ancak, S-400 krizi çözülür ve Türkiye F-35 programına geri dönebilirse, Türkiye’yi NATO’dan uzaklaştırma ümidi zayıflatılabilir. NATO’nun süper güçlü üyesi olan ABD, nüfuzunu kullanarak diğer üyelerin Türkiye’ye karşı tavırlarını da etkileyebiliyor. ABD’nin yeni başkanı bunun bilincinde ve geçen hafta AB zirvesinde Türkiye’ye yeni yaptırımlar uygulanmasının ertelenmesi konusunda dostlarını ikna etti. Şu anda Türkiye’nin dışa itilmesi değil, NATO çerçevesine geri çekilerek Rus nüfuz alanından uzaklaştırılması gayretlerine şahit oluyoruz.