Özlenen iş insanları
Aydın ÖNCEL - Ekonomist
İş insanlarından, IQ (zekâ) seviyesinin yüksek olmasıyla birlikte, EQ (Duygusal Zekâ) seviyesinin de yüksek olması beklenir. Bunun yanında disiplin, hedefler, çözüm odaklılık, cesaret ve güven de iş dünyasında başarılı olmanın önemli özelliklerinden birkaçıdır. Ancak bu ve diğer farklılıkları sayesinde ekonomi dünyası iş insanlarından istediği verimi alabilmektedir.
Küreselleşme adı altında son yıllarda yaşanan ekonomik, siyasi değişim ve dönüşümler iş insanlarının süreç içinde daha etkin rol almasını zorunlu kıldı. Dünya ticaret hacmi büyüyüp, geliştikçe iş dünyasının siyasete etkileri bir o kadar hissedilir oldu.
TÜSİAD, güven veren bir yol haritası istedi
30 Mart 2021 tarihinde gerçekleşen TUSİAD Genel Kurul Toplantısı’nda, Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Tuncay Özilhan son yılarda hiç duymadığımız, ekonomi dersi niteliğinde çok önemli bir konuşma yaptı. Konuşmanın ana başlıklarını, ekonomik daralma, istikrarsızlık, işsizlik, geçim sıkıntısı oluşturmuş olsa da, alt başlıklar ve satır araları oldukça önemliydi…
Konuşmasına “ortalık toz, duman” diyerek başlayan, Türkiye ekonomisini, iki yanı uçurum olan ince ve keskin bir virajda yol alan arabaya benzeten Özilhan, hepimizin bu seyir halindeki arabanın içinde olduğumuzu hatırlattı! Konuşma; ekonomide canlılığı ve istikrarı sağlamanın yolunun keskin manevralar yerine açık, net ve öngörülebilir, tüm kesimlere güven veren bir yol haritasının ortaya koyulmasıyla mümkün olacağı vurgusuyla devam etti…
“Kavga ve dövüşle olmuyor bu işler! Kendi aramızda kavga ettikçe hepimiz kaybediyoruz. Bir riski azaltırken diğer riskleri arttırmaktan kaçınmak lazım. Aksi halde sonuç, hem kurların hem faizlerin aynı anda yükselmesi örneğinde olduğu gibi daha olumsuz bir tabloyla sonuçlanıyor.” Bu ciddi uyarılarla konuşmasını sürdüren Özilhan; tasarruf açığını, fiyat ve TL’nin istikrarını, istihdam yaratamamayı, üretim yapısının dönüştürülmemesini, kamu harcamalarının ekonomik verimliliği artırmak için kullanılmamasını Türkiye ekonomisinin tarihi boyunca kök sorunu olarak gördüklerini ifade etti.
“Reformlar ısrarlı uygulama, sürekli takip gerektirir. Bu yüzden reform süreçleri siyaset ve bürokrasideki değişikliklere karşı hassastır” diyerek bakan ve MB Başkan değişikliklerine dikkat çekti!
“Yüksek faiz oranları tasarruf açığının sonucudur. Tasarrufları arttıramazsak, TL.‘ye güveni tesis edip, uzun vadeli dış kaynak çekemezsek faiz indirimleri kalıcı olmaz. Nitekim de hep böyle oluyor!” YİK Başkanı’nın bu satırların hemen arkasından yaptığı, faiz indirimlerini tansiyon hastasına verilen ilaca benzetmesi ve ilaç kesilince tansiyonun yeniden yükselmesi çok iyi bir örneklemeydi. Böylece ekonominin patronları, yıllardır süregelen enflasyon/faiz neden-sonuç ilişkisiyle ilgili kısır tartışmaya da son noktayı koymuş oldu!
Başkan, “TL’deki değer kaybının bir nedeni döviz geliri üretme kapasitesinin düşüklüğü ise diğer bir nedeni geleceğe ilişkin belirsizlik ve güvensizliktir” cümlesiyle de, beklenen gerçek reformun altını çizdi. (Bkz. Reformun adı “güven” olmalı-Aydın Öncel/Dünya Gazetesi)
Türkiye’nin, salgın sonrası ticaret zincirlerinde beklenen değişimleri, sanayi ve tarımsal üretim kapasitesini hazır hale getirmesiyle fırsata çevirebileceği öngörüsü, konuşmanın önemli satırbaşları arasındaydı.
Sonuç
Teknolojik olanakların gelişmesiyle birlikte bilgiye kolay ulaşılması, insanların olayları daha iyi gözlemleyip, çok daha iyi yorumlamasını sağladı. İnsanlar iş dünyasını yakın takibe alarak, kişisel gelişimini arttırdı. Bu gelişim ve değişimler siyasete ve iş dünyasına bakışları da etkiledi. Toplumlarda her geçen gün siyasete duyulan güven ve ilgi azalırken, iş dünyasından ve iş insanlarından beklentiler artmaya başladı. Bu beklenti karşısında iş dünyası harekete geçerek, çeşitli dernek ve örgüt çatıları altında toplandı. Bu yapılanmalar gelişmiş ekonomilerde oldukça etkin roller üstlenerek, yönlendirici ve belirleyici olurken ne yazık ki ülkemizde beklenen etkiyi gösteremedi, çoğu kez siyasetin gölgesi altında kaldı.
Gerçekleşen son TUSİAD Genel Kurul Toplantısı’nda yapılan konuşmanın başlıkları dünden bugüne oluşan sorunlar değildi elbette. Her biri bayrak sallayarak gelen ve yıllardır uygulanan ekonomi politikalarının kaçınılmaz, doğal sonuçlarıydı. Üzücü olan, iş dünyasının bunları görmemesi ya da görüp bugüne kadar herhangi bir hatırlatma ve uyarıda bulunmamasıydı.
Ancak, son toplantıyı izleyenler alışılmışın dışında söylemlere tanıklık etti. Konuşmanın her satırı çok değerli saptamalarda bulunuyordu. Konuşma metninde hukuk devletinden-parti kapatmaya, laiklikten-İstanbul sözleşmesine kadar gündem oluşturan tüm konu başlıklarına özenle değinilmişti.
Kısacası bu toplantı, nitelikli iş gücüne duyulan ihtiyaca rağmen, yükselen işsizliğin doğal sonucu olarak hızla artan toplumsal fakirleşmenin ortak sorunumuz olarak kabul edilmesiyle, bazı konularda farkındalığın yavaş yavaş arttığını ve sorumluluk sahibi, aydın duruşlu, toplum tarafından aranan, beklenen, özlenen iş insanlarının tepkilerini duymamızı, görmemizi sağladı.