Reel sektör için zorlu dönem
Aydın Öncel - İktisatçı
Şimdilerde gündemimiz yeni vergi uygulamaları… Bir yandan maliye ve para politikalarında gevşemeye gidilirken diğer yandan çeşitli yeni vergilerin ortaya konulduğu bir süreçten geçiyoruz. Aslında bu gelişmeler bize geçmiş kriz dönemlerindeki yaşanmışlıkları hatırlamamızda yardımcı olurken, farkındalığımızı da arttırarak ciddi faydalar sağlıyor.
Türkiye’de vergilerin önemli bir kısmı tüketim malları üzerindeki dolaylı vergilerden elde ediliyor.
Aklımıza ister istemez Anayasa’nın “herkes mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür” hükmü geliyor. Dolaylı sistemle vergi, geniş tabana yayılırken adalet ne yazık ki ciddi yaralar alıyor. Adaletli vergilendirme az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını gerektirir. Anayasadaki bu hüküm ancak gelirleri ve servetleri yüksek olan mükelleflerin, geliri düşük olanlara oranla daha fazla vergi ödemesi ile hayat bulabilir. Yani, vergi oranlarında eşitlik sağlamak adaleti sağlamaya yeterli olmuyor.
Gelir vergisi buna iyi bir örnektir. Kazanç arttıkça ödenecek vergi tutarının artmasından dolayı bu vergi türü KDV ve ÖTV’ye nazaran daha esnektir. Oysa KDV ve ÖTV benzeri vergilerde, kişinin gelirine bakılmaksızın aynı vergi tutarı ödenmektedir ki, bu hiç adil bir dağılım değildir.
Gelişmiş ekonomilerde en büyük suçlardan biri vergiden imtina etmektir. Bizde ise reel sektörün vergiden imtina ettiğini savunanların yanında, büyüyen şirketlerin vergi artışlarından dolayı adeta cezalandırıldığını düşünenler de azımsanmayacak kadar çoktur. Birçok kişi ve kurumda vergi kültürü oluşmadığı gibi vergiden imtina etme çabası çok iyi bilinen, acı bir gerçektir. Bu nedenledir ki hükümetler tarafından “varlık barışı” benzeri uygulamalara sık sık ihtiyaç duyulmaktadır. Tüketim vergilerinin, beyana dayalı vergilerin önünde olduğu bir ekonomide “Vergide Gönüllülük” ilkesiyle kayıt dışılığın önlenmesi hedefi ne kadar mümkün olacaktır, bilinmez? Bilinen tek şey verginin mükellefler için soğuk bir kavram olduğudur.
Fakat Benjamin Franklin, “Dünyada ölüm ve vergiler dışında, hiçbir şey kesin değildir” diyerek bu iki olgudan da kaçışın imkânsız olduğunu çok yalın bir dille özetlemiştir.
Bugünlerde gerçekleşen vergi düzenlemeleriyle ilgili en ciddi endişeyi tartışmasız reel sektör yaşamaktadır. Başta inşaat sektörü olmak üzere, zaten daralma gösteren otomotiv sektörünün de araç kiralamaya bindirilen ek yüklerden dolayı sıkıntı yaşaması olasıdır. Ayrıca, döviz mevduatı faiz gelirinin vergilendirilmesinin, dövizin kayıt dışına çıkma riskini doğurması tüm bu korkuları bir kat daha arttırmaktadır. Dünyada ilk kez dijital alanda vergi uygulamasına giden ülke olmamız gündemin satır başlarında yerini alırken, konaklama vergisiyle yeni yeni nefes almaya başlayan turizmcilerin oldukça zorlanacağı göstermiş oldukları tepkilerden anlaşılmaktadır. Bu durumda vergilerin, üretimin daralmasında faize kıyasla daha etkin rol üstlendiği ve maliyetler içindeki payının yüksek oranda olduğu gerçeğinden yola çıkıldığında, reel sektör için zorlu bir dönemin başladığını söylemek çok yanlış olmaz sanıyorum. Bir yanda durgunluk, bir yanda artan giderler, yeni vergiler, maliyetler vb. başlıklar reel sektörde canlanma bekleyen birçok görüşün aksini işaret ediyor.
Kapitalizmin suni teneffüslerle ayakta kaldığı son yıllarda, küreselleşme ile artan sınıflar arası çatışma ve gelir adaletsizliği tarihte olmadığı kadar kötüleşmiş durumda. Bu süreç, bizdeki tabiriyle orta direk olarak tanımlanan sınıfı yok ederken, hızla zenginleşen yeni bir sınıf ortaya çıkardı. Sistemin temel ilkelerinden sayılan rekabetçi/serbest piyasa, haksız rekabet yaratan büyük ölçekli firmaların oyun alanı haline geldi.
Bu firmalar vergi cenneti olarak bilinen ülke veya bölgelerin ortaya çıkmasıyla vergiden kaçınmayı ve vergi kaçırmayı kolaylaştıran yollarla hem haksız rekabet yaratmış hem de küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin kapanmasına yol açarak sistemi ciddi bir vergi gelirinden etmiştir. Bu vergi kayıpları beraberinde, tüketim malları üzerindeki vergilerin arttırılmasına ve çeşitlendirilmesine yol açmıştır.
KOBİ’lerin kapanmasından dolayı zaten rekor seviyelerdeki işsizler ordusuna yeni neferler eklenmiş, bu ordu üzerindeki yük artarak gelirlerdeki ve vergilerdeki eşitsizliği bir kez daha gün yüzüne çıkarmıştır. Vergi yükünün adil ve dengeli dağılması ilkesinin tüm ilkelerin önünde olacağı çok ciddi bir vergi reformunu bir an önce hayata geçirmenin vakti çoktan gelmiştir. “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır” der Victor Hugo. Türkiye vergilendirmede artık bu zoru başarmalıdır…