Sanayicilerin sesine kulak vermeli
Bir yanda İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan’ın, diğer yanda da Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir’in beyanatları dikkatimi çekti önceki gün. Farklı şeylerden söz ediyor gibi görünseler de, aslında her ikisinin demecinin de ortak noktası, geleceğe daha umutla bakabilme odaklı idi. En azından ben resmi öyle okuyorum.
İSO, elbette ülke genelinde büyük bir yüzdeye sahip sanayicilerin sesini oluşturuyor. İSO üyeleri tarafından yaratılan katma değerin Türkiye sanayi sektörü içindeki payı yüzde 41.6 iken, Türkiye sanayi sektörü üretiminin ise yüzde 37.2’sini gerçekleştirmekte. Türkiye sanayi sektörü istihdamı içindeki payı ise yüzde 31.9. Başkan Erdal Bahçıvan, pek çok kesim tarafından saygı duyulan bir iş adamı. Uzun zamandır takip ettiğim açıklamaları içerisinde bu talebini ilk kez bir tür haykırış olarak algıladığımı itiraf etmeliyim. Ama haklı bir haykırış. Bahçıvan, reel sektörün finansmanı konusunda en önemli kırılganlığın döviz borcu ve bunun oluşturduğu bilanço riski olduğunu belirterek, "Sanayiciler, keyfiyetten değil uygun maliyetli TL kredi bulamadığı için dövizle borçlandı. Bugün kur riskini üzerimizde taşıyoruz. Yüksek döviz borçlarının TL’ye döndürülmesi konusunda teşvik edici bir model sunulmalı." diyerek, sanayicilerin borç yükünün hafifletilmesi gerekliliği konusuna dikkat çekmiş oldu. Peki, neydi başkanı bu açıklamaya iten.
Türkiye’de sanayinin gelişmesine tarihsel olarak baktığımızda, borçlanmanın en yüksek olduğu alanın burada olduğunu görebiliriz. Öz kaynak sıkıntısının çekildiği ve yatırımların da bir hayli yüksek olduğunu düşündüğümüzde borçlanma elbette kaçınılmaz hal alıyor. Gelin görün ki, yine aynı gün İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali’nin başarı hikâyesinin ancak üretim ve ihracat ile yazılacak dediği üreticilerimizin, yani sanayicilerimizin, ekonominin daraldığı dönemde uzun vadeli, uygun maliyetli TL kredi bulamadıklarına şahit olduk. İşte bu durum sanayicinin ister istemez yurt dışı kaynaklara yönelmesine sebep olurken, kur riskini de taşmalarına neden oldu. Tabir bana ait, geceleri rahat uyku uyuma şansları da ortadan kalkmış oldu, döviz borcu demek rahat uyku uyumamak demek. İşte bu yüzdendir ki Sayın Bahçıvan tüm sanayiciler adına, yüksek döviz borçlarının TL’ye döndürülmesi konusunda teşvik edici bir model beklentilerini dile getirdi.
Türkiye ekonomisinin, önündeki en temel sorunun makul, sürdürülebilir, nitelikli ve kaliteli büyüme sorunu olduğunu dile getiren Bahçıvan, "Ekonomik kalkınma ve refah yaratan kapsayıcı bir büyüme özlemimizdir. Bu çerçevede yüksek büyüme-yüksek cari açık kısır döngüsünden kalıcı olarak çıkılmasını sağlayacak yapısal reformların artık daha fazla zaman yitirilmeden kararlılıkla hayata geçirilmesinin zamanı geldiğine inanıyoruz. Türkiye’nin krize davetiye çıkaran dopingli büyüme arayışlarına artık son vermesi gerekiyor. Zira, kısır bir döngüye yol açan bu durum, Türkiye ekonomisinde büyük zorluklarla, özveriyle inşa edilen üretim merkezlerini tahribata uğratıyor. İstihdam kayıplarına neden oluyor. Kaynak israfına yol açıyor.” derken, sağlıksız ve hormonlu bir büyümeden ziyade sağlıklı, nitelikli ve sürdürülebilir büyümenin öneminden söz etti.
ASO’nun resme nasıl baktığına ve başkanın açıklamalarına bakmakta yarar var. ASO’da üyeleri ile ülke üretiminde önemli bir güce sahip. Kıymetli Başkan Nurettin Özdebir ile daha önce NTV’de birlikte bir programda yer almış ve ilk kez orada tanışma fırsatı bulmuştum. Sözünü esirgemeyen ve sanayiye gönül vermiş bir başkan. O da 2020’ye daha umutla girme arzusunda olmalı ki, geleceğe dair biraz daha pozitif mesajlar vermiş. Özdebir’e göre yıllık bazda 12 ay sonra gelen pozitif rakam (sanayi üretimi) toparlanma açısından önem arz ediyor. Durum önceki çeyreklerdeki negatif büyüme performansı dikkate alındığında elbette biraz daha pozitif yorumlanabilir. Ama elbette istenilen seviyelerin ve hedeflerin altında. Başkan Özdebir "Geçen yıl maruz kaldığımız kur şoku nedeniyle makroekonomik dengelerdeki bozulmanın ardından gerek hükümetimizin uygulamaya koyduğu politikalar, gerekse milletimizin kararlı duruşu sayesinde bugün gelecek güzel günlerin hayalini kurabiliyoruz. Bu ay açıklanan bazı makroekonomik değişkenlerdeki iyileşmeyle birlikte kötü günlerin geride kaldığını söyleyebilmek hepimiz açısından mutluluk verici." derken, geçen yıl ekimde yüzde 25,24 olan enflasyonun bugün yüzde 8.55 seviyelerine kadar düşmesinin önemine işaret etti. Özdebir “Öte yandan, yılın sonuna yaklaşırken asgari ücret tartışmaları başladı. Devletimiz gelişmiş ülkelerde olduğu gibi asgari ücret üzerinden alınan vergileri kaldırsın ve bu şekilde destek olsun çağrılarımı tekrarlamak istiyorum" diyerek yine devlete önemli bir talebi iletmiş oldu.
Asgari ücret konusu daha çok su götürür ve üzerine epeyce konuşulur, ona şüphe yok; ancak şu dönemde sanayicinin sesine kulak vermek ve üreticiyi rahatlatmak; büyüme ve enflasyon açısından olduğu kadar, istihdam açısından da önem arz ediyor. Geçtiğimiz gün Sarar Giyim tarafından yayınlanan ve tüm kamuoyunda yer bulan üretimi kısma duyurularına bir yenisinin daha eklenmemesi için belki de en çok sanayicinin yanında olunması gereken dönemdeyiz. Demedi demeyin…